27 Aralık 2010

20 yaşıma böyle midönecektim

birazdan 20 yaş dişim çekilecek. pek tırsmıyorum ama çok halsizm.
bu taslakmış ta geçen seneden :)

26 Aralık 2010

30 Kasım 2010

Frankfurt Lufthansa Loungeundan Halloooo again

gnau... son 3 gundur en cok duydugum kelime. almaca öyle evet falan gibi bir anlama geliyormus. banaysa biri "you know" demeye calisiyor ama beceremiyor gibi geliyor. ayrica almaca klavyelerde z ve ynin yerleri degisik ki bu cok gicik.
bu sefer is munasebetiylen almanyadayim. kucuk bir sehire geldim ama h&m`e gidecek vakit yaratabildim yine de. bi seyler aldim yine. misal gecen yil londradan aldigim ceket 5 euroya inmis. yine aldim cok seviyodum cunku :)
frankfurtta bi suru kar var. inanilir gibi degil.
giderken munich-bremen seklinde gittik. munich havaalani oldukca iyi ama iki ucuy arasinda cok az vaktimiz oldugu icin bakinamadim. ayni sebple bavullarimiy da gec geldi. damn lufthansa.
bremen de christmas bazaaraa gittik. bavullarimiz gelmedigi icin istanbulun 20 derecesine gore giyinmis olan biyler oyle donduk ki anlatamam. yemin ediyorum ayak ve el parmaklarim dusecek sandim. pek bi numara yok christmas bazaarda ama krep arasi dickemans cikolatalarindan yedim ki superdi. ilginc olan su ki krebin arasina nutella muz falan tamam da kinder olsun dickmans olsun bi garip geldi bana :) dickmans ne derseniy benim almanyadaki en favori cikolatam- boyle bi top dusunun ama alti duz. disi incecik cikolata kapli. iciyse masrhmallow gibi bi sey ama daha yumusak. muhtesem bi sey. valiye koyup getiremiyosun.. az once bremenden frankfurta gelirken businessta gicir takimlariyla oturan bir kadin dusunun kucaginda bir kutu dickmans elinde afiyetle yiyor. benden iyi reklam filmi olur diye dusundum :) magnum reklami gibi. ama ordaki kadinin gobeklisini dusunun. 54 kiloya ciktigimi soylemis miydim. tam toparlarken hadi seyahat yine kilo al. of :(
toplanti cikisi hemen yola ciktigimiydan takim elbise ve topukluylayim. ilk defa topuklu ayakkabiyla seyahat ediyorum. carrie new yorktan parise nasil gitmis oyle gicir ya. sinir :(
pantalonumun beli de sikiyor :(
o ha burdaki bilgisayarlar sakil oldugundan yanimda oturan hintli kadin benden yardim istedi. ben de yanlislikla yarim olan mailini gonderdim. caktirmadan hemen dondum yerime o da ona yardim ettigim icin tesekkur etti.
bi de ay once havaalanindaki sägara icilen kutunun icinde 3 kisiydik. adamin biri bildigin yart diye gaz cikardi. yanimdaki cocukla ayni anda birbirimize donduk. it`s not me dedim oteki adam da dondu it happens dedi. hangi kulturde boyle zayrt diye gay cikariliyodu. hatirlayamadim simdi. bi de almanlar da fosur fosur burun siliyo her yerde. bugun yonetim kurulu toplantisi vardi 2 sirketin. ikisinde de high leveller fosu fosur burun sildiler. biy de amma kasan bi milletiy yaaa.
neye burasi soguk. ustum kat kat. elim kolum notebook cantasi kendi cantam vs dolu. damn germany. rezillik ya.
neyse en azindan simdilik sampanyami icip bunlari yaziyorum- keyif iyi ama biraydan yine ayni yuku sirtlanip ucaga. niye para veriyoki sirketim business icin filan. cam bardakta sakil lufhansa yemekleri yemek mi business. halbuki olsa soyle elimiydekiler tasiyan biri. topu topu 8 kisiyi bu ucakta en fazla. ne olcak sanki.
dun gece annemi gordum ruyamda. dirilmisti. biy de normal hayatimiza devam ediyorduk. sonra ..
i have to go.
optum ba bay

07 Kasım 2010

kıçınızı kaşıyın nazar değmesin

bugün manita işe gitmişti çalışmaya bana da evin anahtarını vermişti ben ondan önce gidip işlerimi halledecektim. kardeş deyince benimle kal evde nolur diye kaldım ben de. ama anahtarı unutmuşum. iş çıkışı anahtarı almaya gelecekti. yani hem biz hayvanız hem de adam gelirken bana tek kırmızı gül almış elif üzülmesin diye ona da beyaz gül almış. bi de bize lizbon rezervasyonumuzu da yaptırmış aralık başına. ben agresif olduğumdan normalde onun yerinde olsam söylene söylene gelirdim anahtarı almaya. ezik mizaçlı olduğumdan da aynı şeyi ondan bekliyordum, olana bak. Allaaam şimdi kızcak bana bizim kızlar herkese anlatma nazar değcek diye ama değcek bi şey yok senelerdir herkesler hep manitasıylayken ben hep yalnızdım. yeter artık hakettim. ama siz yine de kıçınızı kaşıyın nolur nolmaz.
optum babay

size çok iyi bildiğiniz bir sır vereyim mi???

hayat çok basit, onu karmaşık yapan biziz. gerçekten...

dün gece sevgilimle "çok çok thai"ye gittik yemeğe. garsonlar güleryüzlü fakat hizmet yavaş. yemekler lezzetli, menünün dışına çıkma konusunda esnekler. ana yemekler 30 lira civarında. şaraplarda ise 55-130 arası fiyat vardı yanlış hatırlamıyorsam. ama "pera thai" yine de daha iyi. bence.
aşk meşk iyi. ben onu karmaşık hale getirmediğim zamanlar :)
küçük bakkallardaki ekmek kokusunu unutmuştum ne zamandır. geçen cuma Hülya ile Art Cafe'de buluştuk. sigara almak için yaındaki bakkala girince hatırladım. küçüklüğümüzün bakkalları gibi. yavan ekmek yiyebilirim sadece. geçen gün sevgilime küçükken bakkaldan yapıp yapamadığımızı kanıtlamak, daha doğru bir ifadeyle cesaret için bazen sakız çaldığımızı anlattım. çok ayıpladı beni :) Bu arada Art Cafe'nin müthiş tatlısı"pinoli"yi hararetle tavsiye ederim size.
H&M'e gitmedim. bayrampaşa çok uzak. Aralık'ta İstinyepark'a gelecekmiş. onu bekliyorum. zaten geçen hafta bi şeyler almıştım Almanya'dan. Bu ay sonu da bu sefer iş için gideceğim. ama artık HM herkeste olacağına göre yeni durağım New Yorker.
Bu sıralar foto çekme ve yükleme konusunda çok üşengecim. enerjimi topladığımda paylaşacak çok foto var.
muhtelifler.tumblr.com yeni keşif müzik sitem. müzik zevki çok güzel olan Elif'in müzik sitesi.
kedi dili bisküvilerin üzerinde yazan İtalyan tarife göre tiremusu yaptım. evde yumurta 2 tane vardı üşendim markete gitmeye çok cıvık oldu sosu. tadını henüz bilmiyorum. likör yerine de fındık şurubu koydum. bence güzel oldu. sosu parmakladım da tadını ordan biliyorum.
bundan sonra daha sık görüşmek umuduyla geçen zamanda yazmamama rağmen beni yalnız bırakmadığınız için teşekkürler.

31 Ekim 2010

Frankfurt`tan elloooo

29 Ekim munasebetiylen manitayla Almaya`ya geldik. malum alman kendisi. frankfurt havaalaninin lufthansa lounge`indayiz. ingilizce bi sey kalmadigindan okuyacak ben netteyim o da gazete okuyor. aramizda kalsin i`m in love :) hi hi hi :)
tam anlamiyla ne biliyo musunuz
bunca yil beklemis gibi
bekledigime degmis gibi
ben ona resmen asigim :)

h&m bu szon pek bomba degil hatta bazi urunler gecen sezonun aynisi ama sahane hirkalar var. almanyada new yorker diye bir marka var ki cok cok ufcuz ve cok guzel seyler var. ben maalesef bi sey alamadim cunku manitayla tatilde pek alisveris yapilamiyormus onu anladim. adamin bi sey dedigi yok da insan stres oluyo tabi haliylen.

bi de eskäden vakkoramada satarlardi tally weijl gibi bi marka vardi. anam adil isiktan ucuz. tavsiye ederim bakin arada guyel seyler var. misal 20 euroya cok guyel bir skinny jean 10 euroya da siyah skinny jean hatta 20 euroya da sahane bir bot aldim ki valla hic dandik durmuyo yani benden soylemesi.

ofiste blogspota giremedigimden yazamiyorum. yoksa yazacak cok sey var. ben simdi gideyim. operim hepinizi.

16 Eylül 2010

Kayseri'den Helloooo

çoook uzun oldu.
bir enerji şirketinde işe başladım. tam anlamıyla kafamda çizdiğim iş.
sevgilim var.
detayları sonra yazarım.
öptüm ba bay

14 Ağustos 2010

kardeşim sen okuma bunları

Kızacaksın bana biliyorum. ama yazmam lazım.
mayıs ayında depresyona girdim. çünkü annemin kanseri kemiklere sıçramıştı. kemoterapi esnasında 600lerden 40-50'lere düşen değerler kemoterapiden sonra bir anda 700'e fırlamıştı. o haftasonu edirneye geldi. ilaç kullandığım ikinci gündü. halsizlik yaptı. bütün haftasonu yattım. annemin yanına bile pek gidemedim. o da çok halsizdi çünkü. ağıdan alınan ve büyük umutlarla beklediği hapı gelmişti ama yan etkileri çoktu. tansiyonunu çok kötü etkiliyordu. sonra istanbula döndüm. aslınd ao hafta raporluydum ama annemler üzülmesin diye söylemedim. salı gecesi antalyaya gidecektim. zaten haftasonu yani 29 mayısta iremlerin düğünü vardı. erken gidip biraz dinlenirim diye düşündüm. o gün bir beni terasta zıp zıp zıplatacak güzel bir gelişme oldu. sonra anlatırım. annemle konuştuk. sen nasıl mutlu olacaksan canım dedi bana. son konuşmamızmış tanrım. biz çiğdemle mülkiyelilerde yemek yerken kardeşim aradı. abla annemle konuşurken annem konuşamadı dedi. ağladı. ben de üzülme annem bazen ilaçlardan unutuyo biliyosun zor konuştuğu oluyo dedim. tamam dedi. sonra o da yanımıza geldi. sonra eve gittik. elifin arkadaşı yemeğe geldi. elif biftek pişirmek için annemi aramış. annem tavukları patatesle fırına koyuyorsun demiş. elif de anne tavuk değil biftek demiş. sonra annem konuşamamış.
sonra tam ben evden havaalanına gitmek üzere yola çıkacakken telefon geldi. annemi acile kaldırmışlar. hemen doktorunu aradım. dedi ki henüzbilmiyoruz mr çekilsin beyne sıçramadıysa sorun yok ama beyne sıçradıysa problem o zaman dedi. biz yola çıktık. hastaneye vardığımızda annem mr'dan çıkıyordu. sedyede yatıyordu. çocuksu bir konuşması vardı. ağlıyordu. napıcam ben, bitmedi mi, eve gidelim gibi şeyler söylüyordu.
devam edemeyeceğim.

Annem'e Mektup

Anne bugün Edirne'ye geldim. sen öldükten sonra ilk defa. sabah uyandım. şimdi annem beni balkondan karşılamayacak diye düşündüm. babam beni otogardan aldı. arabaya indiğimde ağladım ama gözlüklerimin arkasından... babama göstermedim... üzülmesin diye... sonra çok sıcak bahanesiyle eve giremedim. saatlerce karaağaçta oturduk babamla. sonra yengemlere gittik. bütün gün burada geçirdiğimiz bir aylık zamanda yaşadıklarımız film şeridi gibi geçti gözlerimin önünden. hastanenin bahçesinde yaşadığımız acılar. sürekli lc waikikiye gidip birşeyler almamız. london cafede ve megaparktaki bira patatesler arabayı yolun kenarına çekip oynayışımız sonra tekrar acılar acılar acılar
senin yatışın geldi hep gözümün önününe. ne olursa olsun sana dokunabiliyorduk be anne... sarılabiliyorduk...
evde buzdolabına sarılıp ağladım biliyor musun anne...
bu gece sana sms attım anne...
anne seni o kadar çok özledim ki... bir mucize olsa da smsime cevap gelse dedim. anne nolur duy beni. seni çok özledim... ben ağlayınca ruhun acı çekiyormuş öyle diyorlar... bugün sana çok acı çektirdim anne. affet beni anne. evimizin önünde tabutu getirdiklerini görüyorum sadece eve girerken. evimiz artık ev gibi değil ki sen yokken...
teyzemi aradım bugün. yarın gelirken bana sevdiğim kurabiyeden yap diye. zaten yapmış ben seviyorum diye. ana yarısı işte insan mutlu oluyor ama kimse senin yerini tutmuyo ki... anne ne çaresiz bu acı bu biliyor musun diyecektim ki biliyorsun. anne inşallah anneannemin yanındasındır şu anda. tek tesellim o olur. anne seni çok özledim. seni öyle çok özledim ki.
biliyorum sen bizim mutlu olmamızı istiyorsun ama ben mutlu olamıyorum bir türlü anne...
17 dakika sonra doğumgünüm. senin de 52'in. bu sensiz ilk doğumgünüm. 30 yaşım bana sensizliği mi getirecekmiş anne... anne seni çok özledim. nolur bunları gör ve bana bu gece rüyamda kendini getir hediye olarak...

23 Temmuz 2010

Buika

en son 23 haziranda yazmışım. 24 haziranda annemi kaybettik. bihterle aynı gün... ne salağım yazdığım şeye bak... hoşgörün artık... 30 yaşım dolmadan hayatın en büyük tokadını yedim... bundan önce yaşadıklarım hiçmiş sanki... hayat da çok anlamsızmış sanki... biliyorum sonsuze dek mutsuz olmayacağım ama şu an çok mutsuzum...
muhteşem buikayı dinlerken keşke aşk acısı çekiyor olsaydım dedim... sonra babam geldi... onu düşündüm... oun nasıl bir aşk acısı yaşıyor olacağını... içim nasıl acıdı tarif edemem ki... kalbimde hissettiğim fiziksel acıyı nasıl anlatırım ki...
ne yazmak istiyorum, ne alışveriş yapmak, ne birşey yapmak... öyle amaçsız ve anlamsız herşey.
zaten o kadar yorgun ve o kadar enerjisizim ki ben istesem de bi şey yapamam...

23 Haziran 2010

nerdeyse bir ay oldu

bu şarkıyı annem söylüyormuş gibi geliyor
"... kalbim... kalbim... kalbim...
dayanmak artık kolay değil
bırakacak gibisin yarı yolda kalbim..." (Fikret Kızılok)

haberler iyi değil.

21 haziran pazartesi işimden istifa ettim. evet üzücüydü.

hayatımda birşeylerin bittiği bir döneme girdim sanki. evet herşey güzel olacak dediğinizi duyar gibiyim. benim kaygım o değil. kaygım güzel olacak şeylerin de beni mutlu etmeyecek olması. herneyse bu konuda konuşmak istemiyorum. zor zamanlar...
şimdiye kadar bir tarla çekirdek yemişimdir herhalde. strese birebir.
arada eğlendiğimiz zamanlar da oluyor. ama yatağa girdiğin anda tek başınasın, kalbini yakan acıyla. zor...

26 Mayıs 2010

Kördüğüm

Edirne'deyim. Dün akşam Antalya'ya gitmek için hazırlanırken son anda gelen haberler neticesinde acilen buraya geldik. Şu anda annemlerin yatağında annemşn tarafında biraz uzanayım dedim ki bir saat önce falan geldim hastaneden, uyumak ne mümkün. çantam ve içindeki xanax'ım hastanede kaldığından bir faydam da yok kendime. anneme kısmi felç oldu. yeni başlanan kemoterapi ilaçları tansiyonunu etkilemiş, o da kanı pıhtılaştırmış falan filan. sonuç: sağ tarafı tutmayan, konuşamayan, burnundan geçen borudan şırıngayla beslediğimiz annem. herhangi bir duygumu ifade edemeyecek kadar bitkinim. gözyaşlarım da tükenmiş olabilir. bizimle birlikte ağlayan tüm dostlarımıza teşekkürler.
hayatta birşey canınızı sıkarsa, bir hastane bahçesine gidin ve herbir köşede ağlayan insanlara bakın. sonra halinize şükredip bi s..tir çekin.

13 Mayıs 2010

Gelelim Bana

Bu annemin yayılma hadisesi meydana çıktığında dedim ki Allah'ım beni çok yoğun yap analamayayım birşey. Çok içten istemişim oldu. Ruhum yetişmiyor resmen öyle bir yoğunluk. Sadece iş değil. Herşey. 20 Haziran'a kadar nerdeyse herşey programlı ve hiç boş zaman yok. Şaka gibi. Yoruldum ama.
Size anlatmış mıydım bilmem Mango'da yırtık beyaz bir kot görmüştüm. 36'sı bol gelmişti de 34'ü dizimden yukarı çıkmamıştı. Kıçımdan çıkmamasına alışkınım da bacaklarımdan çıkmaması beni çok şaşırtmıştı zira benim bacaklarım hep çok incedir. hayır bana olmuyorsa kime oluyor bunlar falan demiştim. ortaokuldayken ferit pelen bana kavgada "çırpı bacak" diye hakaret etmişti düşünün. neyse ben 36'yı aldım terziye sordum olmaz dedi, geri götürdüm dur bir daha deniyeyim dedim. oldu valla. 49 kiloyum, 34 bedenin içinde şahaneyim. gururla sunarım. ama bu tempo, kilo kaybı, stres vs derken hastanelik olmamdan da belli biraz kendimi toparlamam lazım. sigara da çok içiyorum. iyi bok yiyorum di mi...
neyse pazartesi gecesi 22:30'u geçiyordu işten çıktığımda. yeni projemiz var da nur topu gibi... neyse salı öğlen bi darlanmaya başladım ben. akşam 18:00'de kalp çarpıntıarıyla fırladım ofisten. dedim ben spora gideyim bir tek o beni kendime getirir yoksa duramıyorum, birşey de yok sadece çarpıntı. neyse yoga snıfına girdim. aaa, yanımda başak. neyse ders bitti ben kendime geldim biraz cidden, ki 4,5 aydır uğramadığımdan her yerim tutuk o da ayrı mevzu, neyse nasılsın falan derken öğrendim ki 1 ay kadar önce başak bir ay önce babasını kaybetmiş. başladı ağlamaya. ben de başladım. biz öyle salonun ortasında sarıldık ağladık. yukarı çıktık bir de soyunma odasında sarılıp ağladık. halimize güldük bi de ağlarken. öyle işte. diycek bi şey yok.
sonra özge'yle buluşup son kuantum terapimi yaptık ki sonra anlatacağım ben size bunun detaylarını. bitsin herşey. ondan sonra. bekleyin cicozlar...
neyse dün gece de ayşegül, zenushka, kardeş Elif ve ben Göksel'in ve Hüsnü Şenlendirici'nin yeni cd'lerini büyk bir mestle dinleyerek, kırmızı şarabımızı içerek, Zenushka'nın Berceste'den aldığı isli abaza peynirini yiyerekten nasıl huzurlu vakit geçirdik anlatamam. Ayşegül'üm meğer ne güzel masaj yaparmış da haberim yokmuş benim tutuk yerlerimi ovdu ovdu pelte gibi yaptı beni anam nasıl uuduğumu bilmedim dün gece.

Evrenden Torpilim Var

Yazar: Aykut Oğut
R. Şanal'ın kuantum kitaplarından çok çok çok daha güzel. Ben çok beğendim. Size de tavsiye ederim. Konu: anladığınız üzere kuantum.
www.gulumse-odaklan-degistir.com
www.ikeogut.com
www.ayratown.com

DiKKAT FLAMENKO!Bar aciliyor!!!!!!!!!!!!!!

Flamenko sevenlerin, Flamenko sevenleri severlerin buluşma noktası olmak için.
İlk gun 15 Mayıs Cumartesi 22.00
Pamela Cervantestientos-tangos, Fandangos de Huelva ve Solea por bulerias dans edecek!!! Cante: Ozgür Ciftci
Toque: Doruk Okuyucu
Palmas: Gülcin Sekerci- Nazlı Kuter
Haftanin diger gunleri DiKKAT FLAMENKO! da
* Flamenko canli performans: Oyna bien, çal bien, ee biraz da söyle bien!
* Film gösterimleri ve sohbetler
* Sahne sizin günü: “flamenco jam session”
* Flamenko: Roman, Jazz, Rock, Latin
* Biraz sangria, üç beş tapas (meze) bol alkol.
YER: Istiklal Cad. Bekar Sok. No:14/1 Beyoğlu-Istanbul (Megavizyon’un karsi sokagi)
0533 305 50 13 0212 249 16 16

Welcome to the Club

Benim Elif, the pregnant olan hani eski ev arkadaşım olan da 30 oldu sonunda. 8 Mayıs gecesi de Kalamış Posh'ta doğumgününü kutladık. Hamile insana doğumgünü mekanı bulmak da zor oluyor doğrusu. Üstelik Böcük Aslı da hamile. 2 yüklüyle zor... :)
Posh geceleri ne kalabalıkmış öyle. Kapıda Ferrari, Porche, Lamborghini falan. Ama içeridekiler kıro geldi bana. Neyse mekan olarak hoş ama sonuçta biz iyi vakit geçirdik. Yemekler de güzeldi.
Neyse Ebru Hanım bana yukarıda gördüğünüz t shirtü yaptı Elif için. Pasta kesilirken giydi hem hatta doyamayıp ertesi gün edas doğumgününde ve anneler gününde de giymiş.
Aşağıdaki t shirtü de bebiş Melis için yaptı.
Daha önce bahsetmiştim, Allah'ın peçetesi demeyin çok havalı oluyor yaaa, çok övgü alıyor, demedi demeyin.
Ebru Hanım'ın tekrar ellerine sağlık. Hepsini ac-cayip beğendik.
Hee bunu da İrem'in peçetesiyle yollamıştı ya Ebru Hanım hani kotun üstüne takmıştı İrem de kaybolmuştu. Yeni siparişlerimle yenisini gönderdi sağolsun. işte budur... göründüğünden daha fuşya.
Bunu da anneme yaptırdım. Üstündeki de kardeşim Elif ve ben.
Ben böyle alemlerde aktıktan sonra, sonunda, ALES'le ilgili yazımı hatırlayanlar bilir, ALES'e girdim pazar sabahı, sabahın körü. tabi ki yetiştiremedim. kare kökünü hesaplamayı unuttuğum için kendimi esefle kınadım. İnanamadım. Neyse oluyomuş, yapçak bi şey yok. 80 üstü alsam iyi olurdu ama olmayacak sanırım. benden size tavsiye benim gibi kendinize güvenmeyin, formüllere bakın en azından.

Nerde Kalmıştık

Ben size söyliyeyim. Hıdrellez günü önceden hazırladığım dileklerimiz moleskine'imden kopardığım bir yaprağa mor kalemimle yazdım. Netten bir de resim çıktısı aldım. Evde Zenushka ve kardeşle XLarge dedikoduları yaptıktan sonra Zenushkaların bahçeye gittik. Ateş yaktık. Dilek tutup üstünden atladık. Sonra dileklerimizi gül altına gömdük. Bu sene çok azimli çıktım, umuda daha çok ihtiyacım var sanırsam, sabah 6'da uyanıp dileklerimi aldım. Elif'inkini de... Deniz kenarına gittim. Dizlerimin üzerinden domalıp boğaza salıverdim dileklerimi. Yüzümü de yıkadım boğaz suyuyla. Bilmezsiniz siz belki hani Çingeneler Zamanında nehre giriyorlardı ya, Edirne'de de öyle Meriç ve Tunca nehirlerine girerler, yüzlerini yıkarlar. Ben de öyle yaptım.
Böyle yeni umutlarla güneşli güne başlıyorum, biraz yürüyüş, duş falan derken bakın başıma neler geldi. Duştan sonra pedimi taktım işe geldim ki aradan maksimum 1 saat geçti. İşyerinin önünde dolmuştan inerken bir kıllandım bir bakım dolmuşa çıkmış. Bir yandan inmeye çalışırken bir yandan da yanımdaki kıza sessizce arkamda bi şey var mı diye fısıldıyorum. yok diyor ama inanamıyorum çünkü dolmuş koltuğunda katliam olmuş gibi koltuk. İndim penceren hala bakıp soruyorum kıza o da bana yok diyor. benim kalktığım kanlı koltuğa oturan çocuk da ona bakıyorum sanıp bana gülümsüyo falan keko :)
Neyse işe bir geldim ki ortalık yıkılıyor. Ki alışık olmama rağmen ben bile panik oldum. Hemen hastaneye gittim. Tansiyonum düşmüş 7-4'e (nasıl yazılır acaba, tansiyonu yazmanın bir tekniği var mıdır acep?) . Serum taktılar bana. Çok halsiz oldum. eve gittim dinlendim falan. mevzu budur.
İnsanoğlunun soyunu devam ettireceğiz diye başımıza gelenlere bak yaaa....

07 Mayıs 2010

Hıdrellez




bugünü hatırlıyorum. mayıs 2010 annem hastaneye kaldırılmadan çok kısa bir süre önce ben hastanedeydim. bunu da taslaklarda buldum

Bekarlığa Veda Partimiz

Ne kadar çok şey var size anlatacağım. Ve ne kadar az zaman. Öncelikle sevgili Hülya'm sayesinde Ebru Hanım'ı keşfettim. Hemen detayları vereyim. Ebru Ceylan Çap tekstil tasarımcısı. web adres http://www.bekarligavedapartisi.com/ blog adresi http://primarimadancocukcabirdunya.blogspot.com/ e-mail adresleri: ceyturcap@gmail.com bekarlıgaveda@gmail.com info@bekarligavedapartisi.com
Ebru Hanım bana aşağıdkai t shirtü İrem için yaptı. Yalnız kalp ve bride yazısı fuşya oldu. Ebru Hanım bütün detayları sizin istediğiniz gibi yapıyor. İstediğiniz resmi, istediğiniz yazıyı, istediğiniz materyale yapıyor. İrem ve diğer insanlar çok çok beğendi.Bu arada resmini çekmeyi unutmuşum ama bir de peçete yaptırdım İrem'e. Der Die Das'a yemeğe gittik bu arada. Gökçe'nin yaptığı duaklarımızla oturduk :) Ebru Hanım corpus bride'i çizdir, fuşya kelebekler falan, üzerine de "İrem Game Over" yazdı. ve tarih tabi ki. çok ince ve herkesin hastasi olduğu bir detay oldu. tabi ki kimse kullanmaya kıyamadı ve herkes sakladı peçeteleri. çok hoş bir jest haberiniz oldun. Bu arada Ebru Hanım peçeteleri pembe bir şeyle sarmış. hani gelinler bacaklarına takarlar ya beyaz. onun fuşyası. irem kotunun üzerine taktı. çok hoş bir detaydı and also hot ;)
Kendime de aşağıda gördüğünüz t shirtü yaptırdım. Ebru Hanım'ın ellerine sağlık. Ebru hanım'da ayrıca kına gecesi için de aşağıda göreceğiniz gibi aksesuarla mevcut. kendisi bir hazine söylemedi demeyin.
yeni siparişlerim de bugün gelecek. geldiğinde paylaşırım sizinle.
Yemekten sonra biz şu halde X Large'a gittik. X large da neresi demeyin. Kallavi sokaktaki gay bar.
Ne kadar çok ve çılgın eğlendiğimizi anlatmam mümkün değil. zaten alemin ağzı torba değil büzesin biz çok masum eğlendik ama herkes anlamıyor bunu. kocasını aldatır ama ev hanımı gibi takıldığı için namusludur ama biz aşağıdakileri izlediğimiz için aaa tu kaka oluruz. Neyse siz hayal edin işte :)

X Large kesinlikle gidilesi bir yer. Ortam şahane. Yeni edindiğimiz bir görgü kuralı. Ellemek bahşişleymiş :) Giriş 25-TL. Herkese çok çok tavsiye ederim.

05 Mayıs 2010

bugün hıdrellez

3 Sulukuleli kadinin Hıdrellez duası...
Bugun Hidrellez...
Tüm dilekleriniz gerçek olsun....:)
Sevdiğim kim varsa, kendim de dahil, sevebileceğim herkes de dahil...Sağlığı iyi olsun. Kalbi ritmini çalsın. Yanakları kiraz pembesi, dudakları bal olsun. Teni sıcak kalsın, enerjisi dışına taşsın. Ciğerlerinden nefes, midesinden gurultu, bacaklarından güç eksik olması...n. Kanı bol olsun, damarlarında dönüp dönüp dolaşsın. Sevdikleriyle birarada olsun. Kolu kollarına değsin, gözü gözlerinin içine baksın. Lafları birbiriyle başlasın. Nesi varsa, bölüşücek biri olsun; nesi yoksa, bulup getiricek biri olsun. Bu birileri az ama öz olsun. Bazıları dünyada tek olsun. Sevgisinin tamamını harcasın. Harcasın ki, ona büyük bir miras kalsın. Sevmekten bıkıp usanmayacağı biri olsun. Onun yeri ayrı olsun. Onu soysun, başucuna koysun ama yalan uydurmasın. O herşeyine, her haline tek tanık olsun. Bir hareketiyle güldüren, bir hareketiyle ağlatan olsun. Duyguların hepsi onda olsun. Kalbi buna teslim olsun. Bütün şarkılar onu anlatsın. Aşık olsun, sırılsıklam olsun. Kurumasın. Yapmaktan bıkıp usanmayacağı bir işi olsun. Başarının gerçek adının bu olduğunu unutmasın. İbadet eder gibi, bu keşfini hergün yeniden kutlar gibi, onu yapıp dursun. Yaptıkça daha iyi yaptığını görsün. Daha iyi yaptıkça bunu başkaları da görsün. O başkalarının bunu gördüğünü, dış gözüyle görsün, iç gözüyle işine baksın.Neşesi bol olsun. Kendini mutlu etsin, durduk yere neşelenmek nedir bilsin. İçinde birşey durup durup zıplasın. Duydukları, gördükleri onu gıdıklasın, kahkaha attırsın. Gürültü çıkarsın. Saçma şeyler söylesin. Çocuklukta en şımardığı ana, sık sık gidip gelsin. Nereye gidip geldiği bilinmesin. Değiştirmek istedikleri değişsin. İçte ve dışta, iyi günde ve kötü günde tadilat yapsın. Eskilerini atsın, ruhunu havalandırsın. Kapıda hep kamyonu dursun. Dilediği yere taşınsın. Kendinden taşınmak isterse, içindeki güç, dışındaki sevgi ona yardımcı olsun. Bileği, bütün alışkanlıklarıyla, bağımlılıklarıyla güreşsin. Birşey ona sürpriz olsun. Günlerinden birgünü, bir pakete sarılı olsun. Açılınca, içinden hiç beklemediği güzel bir haber çıksın. Bu gün üçyüzaltmışbeş'ten herhangi biri olsun. Öylesine bir pazartesi, arkaya kavuşturduğu ellerinde, unutulmaz bir salı saklasın. Öyle tahmini mümkün olmayan birşey olsun ki bu, hayatın zekasını anlatsın. Bir hayali gerçek olsun. Bir hayale gözünü yumsun. Peşinden koşup, onu sobelesin. Hayalini kendinden saklamasın. Bir çizgi filmde olduğunu, herşeyin mümkün olduğunu unutmasın. Bu duayı okusun. Kendi sesiyle duysun. Duası gerçek olsun. Her kelimesine şükretsin. Tek satırına nazar değmesin. Amin.

28 Nisan 2010

Bekarlığa Veda Olayı

İlkin Zenushka'nın bekarlığa vedası olmuştu. O zamanlar tecrübesizdik tabi kafamıza bir taç takmıştık. Ama önce bizim terasta sonrasında da "Love"da ciddi anlamda çılgın bir eğlence yaşamıştık.
Sonra Ayşegül'ün bekarlığa vedasını yapmıştık bu Ekim başında. Onda da çılgın giyim konsepti yapıp kına gecesinden sonra Mojo'ya gitmiştik. O d açok eğlenceliydi ve şekilsel olarak biraz daha atraksiyonluydu.
Şimdi de İrem'in bekarlığa vedasına sıra geldi. Bu sefer biraz daha tecrübeliyiz. Ama her zamanki gibi ben yine zamansızım. O yüzdne iş arasında hep birşeyler yapmaya çalışıyorum. Hava sebebiyle terasta birşey yapamıyoruz. Yemek sonrası çılgın eğlence olacak. Detaylar sonra.
Dedik ki herkes kendisine bir t shirt yapsın geceye uygun. Gelininki de benden olacak. İlkin aşağıdkai resmin üzerine "Ağalar İstanbul Nere" yazdırıp t shirte bastıracaktım fakat aşağıdaki muhteşem sahnesinin doğru düzhün bir resmini bulamadığımdan yattı bu fikir.
Hatta kendiminkine de aşağıdaki resmi bastırıp gösterelim ana yazdıracaktım. Ama dediğim gibi hevesim kursağımda kaldı.
Türk filmi konseptinden gidersek aşağıdaki de olabilirdi birilerine...
Sonra Elif'im aşağıdaki versiyonu yaptı ama vazgeçtik. Ne yapacağım diye kara kara düşünürken, üstelik bu saat olmuş hala çalışıyorum çıkıp La Senza'ya falan da bakamıyorum Hülya'nın tevsiye ettiği bir yere sonunda bakabildim ve süper şeyler buldum. Detaylarını önümüzdeki hafta yani partiden sonra paylaşacağım sizinle.
Öyle yani, bir işi bitirmiş olmanın huzurundayım. Bir de ofisteki işler bitse...

27 Nisan 2010

Garage Sale

24 Nisan'da Edirne (2010)

23 Nisan'da kuzenimin kızını parka götürdüğümüzde, 4 yaşındkai Gaye, kardeşim ve ben tramboline binip zıpladık. Anne ve babam utandılar mı acaba benden :) Dışarıda benden küçük insanlar çocuklarını izlerken ben onların çocuklarıyla zıplarken :) Aman neyse biz lisedeyken de aynı parkta zıplardık... İçimdeki çocuğu koruyabilmişim bazı noktalarda değil mi ama :)
24 Nisan'da Meriç nehri kenarına gittik. Çok kalabalıktı ama gittik. Hem haftasonu Edirne'ye ziyarete gelmek isterseniz size de rehber olsun görün bizim medeni Edirne'miz ne yeşil, ne güzel bir yermiş.
Biz otururken birileri Kibariye açmış dinliyordu. Allah'ın emri, Volkan'ın dediğine göre i-podunda oyun havası olan tek tanıdığı benmişim.
Ankara'ya giden Hülya ile Selma Abla bana Yasmin Levy cd'si göndermiş, tabi ki çok güzel. Tekrar teşekkürler Selma Abla.
Ayşe de Venedik'ten goldol ve gondolcu getirmiş, ama ben onu akşam magnet zannedip buzdolabına yapıştırmaya çalışırken iki sivri köşeyi ve gondolcuyu kırdım :( akşam kardeşim capanla yapıştırmış Allah'tan. Tekrar teşekkürler Ayşe.

25 Nisan 2010

Yazmak Bana İyi Geliyor

3 gün tatil sebeiyle Edirne'deyim. Annem ve teyzemin hoş sohpetiyle içim burularak kendimi yazmaya verdim yine. zor zamanlarımda bu blog çok oyaladı beni. bir süredir iyiydim, işlerim de çok yoğundu, az yazar olmuştum. işlerim hala yoğun. böyle zamanlarda olduğu üzere endişe katsayım artmaya başladı. yüreğimde fazldan bir kaç atış beni rahatsız ediyor. baksanız çok iyiyimasında. ama boş kaldığım anda yüreğime bir yanma çöker gibi olduğu anda kafamı yine uzaklaştırıyorum. bir umutluyum, bir umutsuz... sanırım hala şoktayım.
ayşe ninem... annemin babaannesi... onlu yaşlarının başında, balkan savaşı zamanlarına denk geliyor, yunanistan'ın soflu ilçesinden göç ediyor, malkara'nın rumlardan boş kalan sarıpolat köyüne. bu hikayenin öncesi var. önce çamlıca'ya sonra yunanistan'a geri vs... pek çok detay... yunanistan'da kalan büyük kiraz bahçeleri... gömülen altınlar... gömülen altınları almaya giden ve yunanlılarca kesilerek öldürülen baba ve diğer akrabalar. hastalık sebebiyle ölen bir anne... edirne harbinde ölen bir eski eş... sonra mehmet dedemle evleniyor... fatma hala, elif hala ve yaşar dedem. ninem bronşit. nineme baksınlar diye dedem askere gitmeden önce anneannemle evleniyorlar. ki ninem anneannemden 12 sene sonra vefat etti tam 92 yaşında... ama ne kadın. sülalede kime kötü isnat yapılsa hep adı anılır ayle ninenin. ayşe ninesi gibi inat... ayşe ninesi gibi pinti... ayşe ninesi gibi... ayşe nine yılanları ağaca vura vura öldüren bir kadın. evin içinde olan yaşar dedem ve tosunlarını yani annem, teyzem ve dayımı çok seven, ama ele gidip evlenen öz kızları ve torunlarına o kadar sevgi göstermeyen bir kadın. çok katı... eli çok sıkı... bir çocuğu ateşe düşüp ölmüş. ne acılar yaşamış kadın. yokluk görmüş... savaş görmüş... 1. dünya savaşında tepeye çıkıp top seslerini dinlerlermiş. biriktirdiği paraları babama vermiş bir seferinde gidip bozdursun diye ki paraların hepsi tadavülken kalmış. babam yine de kendisi para vermiş ona birşey söylemeden. elif halan nişanlısıyken damadı peynir istemiş ondan bir keresinde meze yapmak için, arkadaşları gelmiş çünkü, ninem onca peynir bolluğu içinde damadına peynir vermemiş diye anlatıyor annemler gülerek...
dedem köyün en varlıklısı... bir sürü hayvanları var... bir sürü gayrimenkulü... dedem 4 yıl askerde kalmış. dayım daha bebekken yaralar çıkmış cildinde. biririne götürmüş okutmaya dayımı. demiş sen hamilesin sütün bozulmuş ondan. anneme hamile anneannem. eve dönene kadar ağlamış. ne yapacağım ben diye... daha küçücük çocuğu var... kocası askerde... evde ninem ve dedemin söz geçiyor... dedem olmayınca da ninemin... o zamanlar çalıştıracak işçi bulmak çok zormuş... haliyle evdeki herkes çok çalışıyor... pamuğum dünyaya ilk adımını bu ortamda atmış.
dedemin ruhsatlı bir silahı varmış. bir sepete koyup tava asarlarmış çocuklar ulaşmasın diye... korunacak çok şey var... malkara'ya ilk şubelerini açan bankalar dedemi açılışlara çağırırlarmış. teyzem işe gireceği zaman bankalardan biri dedeme demiş ki paranı bize getirirsen kızını hemen işe alırız...
ortaokulu malkarada okumuşlar. bir ev tutmuşlar. ninem de başlarında. ama ninem annemleri sinemaya pek göndermezmiş. dedeme de şikayet edermiş sinemaya gitmek istiyorlar diye...
sonra, bu çok komik gelmişti bana, teyzem ve ninem malkara'da yaşıyorlar, çünkü teyzem malkarada ortaokula gidiyor ama annem ve dayım tekirdağ'da yaşıyorlar çünkü onlar liseye gidiyorlar. teyzem daha yakın eve :)
o zaman rahatlar dayım annemi sinemaya götürüyor bol bol... yılmaz güney'den arkadaş, umut...
dedem pinti ama bol bol harçlık veriyor onlara. dayıma diyor ki sigara içme ama yemenizden içmenizden kesmeyin...
anneannem süper kadın. bende ondan kalma bir kırka var mesela saf yün. belki 50 senelik hırka. kendi koyunlarındna yün yapmış. ayva yaprağıyla boyamış. bordo kırka. sonra da görmüş. ama nasıl güzel bir hırka anlatamam. evde pikelerimiz var anneannemin dokuması. güzelliğini tarif edemem en iyisi resmini çekip koyayım bir ara...
köyde ilk traktör, ilk radyoi lk araba dedemde. hatta ilk koltuk da dedem de, insnalar görmeye geliyorlar...
3 ev var şu anda yanyana. en aşağıdaki ilk ev. ahşap tavanlı. sonra ortadaki beton ev yapılıyor. o da köydeki ilk beton ev. koltuk takımları orda. genel misafirler yatırılıyor. dedemle anneannem de burada yatıyor bazen. aşağıdkai evde çocuklar ve ninem.
anneannem öldükten sonra son ev yapılıyor. 2 katlı, kaloriferli, klozetli falan. alt katı dedemin mağazası. tacir de aynı zamanda dedem.
bizi traktarörün römorkuna bindiriyor. römer buğday doluyor. biz o buğdayların üzerinde oynuyoruz. sonra mağazaya boşaltılıyor onlar. biz mağazadaki buğda dağında oynamaya devam. bir keresinde popomu böcek ısırıyor. dedemin kocaman kantarı var. çuvalları tartmak için. üzerine çıkıyoruz, bizi de tartıyor.
annem korkuyor tarktör kullanmaya. sadece tarlanın içinde dönüyor. teyzem dedem yokken traktörle keşana gidip mal alıp geliyor. öyle de çetin ceviz.
süslüler de tabi. mini etekli, topuklu ayakkabılı resmileri boy boy. annem doğal sarışın, mavi gözlü..
anneannemin saç rengi benimki gibi ama o yeşil gözlü. dedem kenan evren'e benziyor. fiziği de faşistliği de...
anneannem yorgun... çok hasta... annem yeni çalışmaya başlamış. annemi her haftasonu görmeye geliyor... babam anneme aşık. o da geliyor annemi görmeye... anneannemi ziyarete... annemleri alıp geleceğim isteyeceğiz diyor. sonra nişanlanıyorlar. her haftasonu köydeler. babam ortadaki misafir evinde yatıyor :)
dayımla yengemin böyle bir hikayesi var. bunlar nişanlılar. yengem o sıralar almanya'da yaşıyor. arada köye geldikleri bir zaman. dayım merdiveni dayamış yengemin camına. tam merdivenin ortasındayken yengemin amcası geliyor Selahattin Amca. Arabanın farları doğrudan dayımın üzerinde. dayımda oracaıkta kalakalıyor. aşağı inemez, yukarı çıkamaz. Selahattin amca onları utandırmasın diye görmemiş gibi yapıp gidiyor :)
Ara not: Selahattin Amca'nın büyük kızı Jenifer Lopez'in abisiyle mi kuzeniyle mi ne evli :)
Velhasıl annem 23 yaşında bana hamileyken 1 Mart 1979'da anneannem karaciğer kanserinden vefat ediyor. ben anneannemi hiç görmedim. sadece kuzenim eylem görebildi. o da zaten 2 yaşındaydı anneannem vefat ettiğinde. pek birşey hatırlaıyor. ben sadece ninemi hatırlıyorum. çok yaşlı... yukarıda son ev varken bile o en alttaki eski evde yaşamaya devam etti. anneannemin senesi dolmadan dedemin evlendiği kadın öyle pek anneannem gibi hürmet etmedi tabi nineme...
ben hep korktum annemin de bir gün kanser olmasından... 2002'de oldu. geçen yıl yine. şimdi de kemik... lenfler.... oldukça yayıldı. daha hiç ağlayamadım. çünkü umutluyum... annem çok güçlü... annesinin kızı değil, ayşe ninesinin torunu o... pamuk da olsa, naif de olsa, melek de olsa onun içinde bir ayşe nine var. nasıl ki 7 sene boyunca tekrarlamayan mucize oldu, yine olacak...
bu arada siz bana birşey sormayın ama... konuşasım yok çünkü... güçlü de olsam, iyi de olsam, konuşamıyorum hala. dilim söylüyor, elim yazıyor ama beynim hala algılamıyor durumu. o yüzden burdan takip edin siz gelişmeleri ve bana birşey sormayın. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Kalın sağlıcakla...

07 Nisan 2010

Itsumi

Anlamışsınızdır artık I'm a sushi loverrrr. İşkulelerinin altındaki Itsumi'yi ilk kez denedim. Fiyatlar sushico ayarı ama lezzet kesinlikle sushicodan daha güzel. Sushi yiyemeyenler için farklı yemek seçenekleri de mevcut. tabi ki hala "en"im Zuma :)


Zevk-ü Safada bir nokta :)

Efenim biz cumartesi günü Aslı'mla Les Ottomans'ın hamamına gittik. Randevumuz 12:00'deydi biz önden 10:30'da buluştuk. Önce arıtılmış deniz suyundan havuzda yüzdük. Sonra bol tuzlu jakuzide pelte kıvamına geldik. Dinlenme odasındaki ısıtılmış taş yataklarda yattık. Sonra buhar odasında ölü derilerimizi yumuşattık. Limonlu sular içtik veee hamama girdik. Keselendik. Biz artık olarak vücut bakımı da almıştık maskelendik falan orda yumuş yumuş olduk çıktık. Köpük masajı falan derken pelte olan bünye buz masajıyla kendine geldi. Çıkışta yine ısıtılmış taş yataklarda kaybettiğimiz minerallerimizi geri almak için ayranımızı yudumlarken biz hep bu hayata layığız işte artık ayda ir gelelim bari diye diyee dinlendik. ve fakat bünye alışkın değil 15 dakikadan fazla yatamadık bu şekilde. Hediye fönümüzü çektirip çıktık.
Dışarıda çok hoş bir cafesi var adını unuttum şimdi. Böyle bizim üniversite zamanları haftaiçi gittiğimiz bebek divan günlerini hatırlattı bana. Kalabalık Bebek'e güzel bir alternatif bu cafe. Aklınızda olsun.
Allah'ım büyüksün, oooh.
Tavsiye edilir mi? ooo bebeim kesinlikleeeeee

5 Nisan

5 Nisan Avukatlar Günüydü. Hiçbiriniz kutlamadınız :(

29 Mart 2010

Bu Gece Uzun Olacakmış Besbelliymiş de

ben farketmemişim.
Yasmin Levy, dinleyin. Kudüs doğumlu şarkıcı. Sefarad müziği yapıyor. Fakat bu kadar güzel bir müzik olamaz yarabbi. Sözlerini anlamasam da içime işliyor resmen. İnsana yaşadığını hissettiren şarkılardan. Hani bende hayatı kaçırıyormuş etkisi yaratan müzikler var ya onlardan. Hayatımızda sadece müziklerle var bu heyecan çoğu zaman çünkü... 4 duvar arasında hapisken, İspanya'nın güney sahillerinde endülüs müziği eşliğinde dansetmek isterken, kendi kendimizi soktuğumuz 4 duvar. Koca plaza. Kendi seçimlerimiz aslında hepsi. Bir tarafımızın yememesi mevzusu... Yeterince cesur olamamak doğrusu...
Bu sabah işe gelirken yağmur yağarken i-podumda Oya Bora'nın "... ah yabanım benim, yaban bakışlım..." şarkısını dinlerken taaa 93 yılına gittim. 17 Nisan 1993. Özal'ın öldüğü gün. Hayır bu kadar net hatırlamamın sebebi Özal'ı çok sevmem değil. Yağmurlu bir İstanbul gününe geldiğimiz okul gezisinin sebeb-i ziyareti "yaşar ne yaşar ne yaşamaz" adlı tiyatro oyununu izlemekti de Özel öldüğünden tüm eğlence yerleri kapatılmıştı. Edirne ne kadar sıcaktı halbuki. biz 7. sınıftaydık. Oya Bora'nın kasedi çıkmıştı o zamanlar. Gezide oldukça dinlemiştik. Emirgan Parkı'na gitmiştik. Giderken yolda Baltalimanındaki benzinlikte durmuştuk, ankesörlü telefondan evi aramıştım. Gözümün önünde tel örgüler. Hani karşıda fubol sahası vardı ya. Tam 5 sene sonra kaderimi çizdi orası. 3 yıl yaşadım Baltalima'nında. O futbol sahasının tel örgülerinden ve soldaki köprü görüntüsünden hatırladım aynı mekanı.
Babam çıktı telefona. heyecanla "özal ölmüş" dedim. o da "bırak şimdi özal'ı sen nasılsın" dedi.
gerçekten yaşadığımız zamanlardı onlar, hiç hayatı kaçırmış hissetmediğimiz zamanlar.
17 yıl geçmiş o zamandan bu zamana... 17 koskoca yıl... 2. köprü hala duruyor... futbol sahasının tel örgüleri duruyor... benzinlik duruyor... ankeserlü telefon yok... ben duruyorum ama sahiden duruyorum galiba... hayat da kaçıyor...

Gereksiz Bir Neşe Geldi Üzerime

Daha çok işimin olması sebebiyle sinirlerim bozulmuş olabilir. Evet. Bu neşenin başka bir açıklaması olamaz. Halbuki ben şu anda Aslı'yal İstinyepark'ta olabilmeliydim :(
Cuma akşamı saçlarımı kestirdim. Gölgemi de yaptırdım. Tabi ki Yıldırım Özdemir'de. Bahara hazırım ama bahar henüz kendini hazır hissetmiyor sanırım. Baksanıza havaya :(
Ama ben şen'im, ha hayt :)
Bir mucize istiyorum...

25 Mart 2010

Öylesine

önümde beni bekleyen 2 tane hayvani sözleşme ve yarınki genel kurul feci darmakta beniiiii... benim içimde iki kişi var. biri lay lay lom zeynep öbürü avukat zeynep. bazen bu ikisi feci çatışıyorlar ama son yıllarda hep avukat zeynep galip geliyor. ben ne zaman bu kadar çalışkan ve sorumluluk sahibi oldum yaw... Yatağımı bile toplamazdım ne güzel günlerdi şimdi yatağımı toplamazsam bütün günüm kötü geçermiş gibi salak koşullanmalarım var. Öğrencilik yılları ne güzeldi deeel miiii? Zaman geçtikçe bu iki barışmaya başladılar ama biliyorum :)
Kardeşim bir kitap okuyordu geçenlerde bana anlatıyor; kitapta diyormuş ki reenkarnasyon aslında eş zamanlı birşey yani aynı anda iki farklı bedendesin gibi... benim öteki bedenim kesin böyle prenses ya da milyarder kızı/eşi falan benim bedenimde unutuyor nerde olduğunu, benim bu hal ve tavırlar bunu hissettiriyor bana.
Şuraya gidesim var. Güney İtalya olur kendisi.
PS: bu haftasonu tekrar yelkene başlıyorum. OLEEEEEEEEEEEEEYYYYYY :)))))

Çok param olsaydı

Zeynuşa bunu hediye ederdim :) LV casino seti :)

Salı Gecesi Kuzguncuk Sokaklarında

Bizim ev Kuzguncuk ana cadde üzerinde. zaman zaman, gecenin 4'ü, pazar sabahı gibi zamanlarda bir alarm çalar, polisi ararım falan, yarım saat çalar, sonra susar. Bendeniz sinir krizi geçiririm. Sonra bunun Tribeca Reklam Ajansının alarmı olduğunu öğrendim. Çeşitli küfürler içeren bir kağıdı kapılarının altından atmayı düşündüm ama sonradan üşendim. Hayır alarımına sahip çıkamayacaksan neden alarm taktırırsınki.
Efenime söyleyeyim Salı gecesi saat 10:00'a doğru alarm yine başladı. Terasta sigara içiyorum, öçalıyor. 10'a 5 kala gibi yattım hala çalıyor. Polisi aradım hala çalıyor. Ama saat çok geç değil ya yarım saate geçer diye düşünüyorum. Ayol 1 saat oldu susmuyor. 3 kere polisi aradım. Sanıyorum ki Tribeca. Taksi durağını aradım iki kez meğerse bir arabanın alarmıymış. Kuzguncukta park sorunu olduğundan kimbilir nerede oturan biri bıraktı arabayı. ÖÖÖÖÖFFFF!!! Taksi durağı dedi ki polisler geldi gitti. En sonunda dayanamadım aşağıda gördüğünün pijama üstü kırmızı gocuğumla indim sokağa.
Meğer hemen bizim evin önünde bir arabaymış. O sinirler bir tekme savurdum arabaya. Yanda duran adam "o ha" dedi. Tekrar polisi aradım, plakayı verdim, bulun sahibini arayın dedim. Adamlar dedi ki polisler geldi baktı gitti bir şey yapmazlar. Çkemiyorlar falan dedi. Neyse ben sallamadım bunları. Sonra polis otosu geldi, o sinirle dedim halime bakın, burası benim evim 1 saattir çalıyor bu. Ambale oluyor insanın beyni inanın. Neyse bu arada az önceki amcayla polisler kavga etmeye başladı. başka komşular geldi, cama çıktı, sanırsınız sokakta şenlik var. Kavga kıyamet, kalabalık. Bu arada arabanın sahibi geldi. Ben okkalı bir "şerefsiz" patlamanın hayalini kuruyorum adama. bir de tehdit savuracağım, diyeceğim ki "bir daha olursa yeminlen balyozla girerim arabana". napıyorsun kardeşim diye bir döndüm ki, kardeşim arkadaşının bizim arka sokakta oturan ve bize gelmiş olan bizi de evine yemeğe davet emiş olan abisi. çocuk beni görmedi. ben de içime atıp, kıçım kıçım eve döndüm.
Yatağa yattığımda hala kulaklarımda alarm çalıyordu...

Kara Kedinin Mutfağı

Benim bir arkadaşım var. Bööyle Türkan Şoray'ın gençlik halleri gibi uzun kripikli, sürme gözlü, yağmur saçlı, güzeller güzeli bir arkadaşım. Kokoş, entelektüel, çok çok değerli bir insan. Üstelik mutfakta da harikalar yaratan bir insan. Paylaşımcı bir insan olduğundan kelli demiş ki artık ben mutfaktaki bilgilerimi paylaşayım halkla :) Ve işte karşınızdaaaaaaaaaa "La Cuisine du Chat Noir" http://karakedininmutfagi.blogspot.com/

DÜNYA, SAATİNİ 27 MART 20:30’A KURDU… *

1 Milyar insan, 100’den fazla ülke küresel ısınmayla mücadele için 27 Mart Cumartesi günü bir araya geliyor. 20:30-21:30 saatleri arasında ışıklarını kapatarak sen de kampanyaya destek verebilirsin.
Küresel iklim değişikliği konusunda Kopenhag’da Aralık 2009’da gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Zirvesi tüm dünyada hayal kırıklığı yarattı. Ne yazık ki, dünya liderleri adil ve yasal bağlayıcılığı olan bir küresel anlaşma için gerekenleri yapmakta yetersiz kaldılar. Yine de, dünya liderlerinin ve politikacılarının isteksiz ve cesaretsiz tutumu bizleri yıldırmadı. Karbon emisyonlarını azaltmak ve küresel iklim değişikliğini önlemek, yeryüzündeki yaşamı savunmak ve sürdürülebilir kılmak için şart.
27 Mart 2010’da, saat 20:30–21:30 arasında dünyanın dört bir yanından binlerce insan, küresel iklim değişikliğine karşı tepkilerini dile getirmek için tek bir sesin parçası olacak. Üç yıl önce Avustralya’da başlayan ve tüm dünyaya yayılan Dünya Saati Kampanyası, Eyfel Kulesi, Empire State Binası, Mısır Piramitleri gibi ülkelerin ikonu olan yapılarda uygulanarak katılımı artırdı, dikkatleri iklim değişikliğine çekti.
“Ben de küresel iklim değişikliğinden kaygı duyuyorum” demek ve tepkinizi dile getirmek için kampanyaya katılın, değişimi yaratanlardan biri olun. Yaşayan bir dünya için….
Tüm Dünya Saati etkinlikleriyle ilgili sizi bilgilendirebilmemiz ve ne zaman nerede ışıkların kapatıldığını bilmemiz için formu doldurmanız çok önemli...
* http://www.yesilbilgi.org/YESILBILGI/HABERLER/HABER/GP_655765

* http://www.wwf.org.tr/wwf_earth_hour_kisisel.php

24 Mart 2010

Yaran Diyaloglar

Bizim şirketteki evli ve iki çocuk annesi birisi bizim Hülya'ya soruyor
- "Hülya Hanım ereksiyon ne demek?"
Kal gelen Hülya
- "Erkeğin çok istemesi gibi bir şey"
İyi ki erkeklerden birine sormamış

23 Mart 2010

Trendyol

Limango ve Markafoniye yeni bir alternatif geldi. Netten ucuz alışveriş yapayım diyorsanız buyrun burdan trendyol'a http://www.trendyol.com/davet/zeynep.gundogdu_871

22 Mart 2010

İsterdim ki

Hepimiz çok hayal kurarız da, en çok benim kardeşim diline dolamıştır bunu. Özelimizi anlatmak istemeyiz ama kardeşimle Sinoş bana salak hayallerini anlatınca benimkiler de geliyor aklıma komik momik paylaşayım dedim ben :)

Misal Sinoş'un bir hayali: Sinem yürüyor, gözünde güneş gözlükleri, tam taksiye binecekken hoşlandığı çocuk buna sinem diye sesleniyor

Mart Ayı Doğurgan Ayı Değil Sevişgen Ayıdır

Amma velakin herkesler bu sıra doğmuş. Sırf bu haftasonu 3 doğumgünü var. İkisi çok yakınımım öbürüne gidemedim ne yapayım artık. Kart bastırıcam kendime, düğünlere, partilere vs gidiler, itinayla insan eğlendirilir deyü. Akat bak.
Cumartesi bizim ev kabul günü gibiydi zaten. Son misafirler de gidince ben de dışarı çıktım. Taksim Kitchenette'te küçük bir yemek sonrası Klup Karaokeye gittik. Şu odalardan bir tanesine. İnmedim sahneden canım, ne bekliyordunuz ki... Doğumgünün tekrar kutlu olsun böcüğüm (bkz. www.evimizinherseyi.com)
Pazar da süper abla Cansen (hani Cosmo'da çıkan, o da Türkiye Haber Ajansı'nda yazıyor bu arada) kardeşi canım Aslı'ya sürpriz bri parti verdi evde ama ne parti. İspanyol gitar çalan amcayla latin şarkılar söyleyen melez sanatçılar mı istersin, karaoke mi istersin, Cansen'in korkusundan önünde 2 saat bekleyip dokunamadığımız inanılmaz yiyecekler mi dersiniz, evdeki süslemeler vs süperdi.
Eve döndüm yeni komşi geldi kahveye öyle geçti bu haftasonu...
Üşenmesem bi dinlenebilsem neler yazıcam size, ne resimler koyacağım ama bunun için biraz ev hanımı olmam lazım sanırsam. Geçti beim kariyer şeysim biliyo musunuz? Çalışınca oluyo işte görüyoruz eee tamam sonra... Böyle ömür mü geçer? Ne gerek var? Olmasın LV'm, olmasın Prada'm huzum olsun vallahi yaaa, amaaaan bu ne be!!!

19 Mart 2010

Yaran Diyaloglar

Az önce Les Ottomans'ı aradım. Diyalog aynen şöyle
- Les Ottomans iyi günler
- (ben:) Spanızı bağlar mısınız lütfen?

18 Mart 2010

Leylekler

Söylemeyi unuttum papatyalaır gördüğüm yerde göç yolundaki onlarca uçan leyleği gördüm :) he he çok sevindim.
akşam yeniköye gidemedik çünkü teyzem bırakmadı. onun yerine teyzemin şahane yemeklerini yedik.

Saroz... My Past...

Burası Mecidiye... Papatyalar açmış...
Burası Mecidiye'den İbrice'ye giden yoldaki otel "Sığınak". 0 284 783 43 10 - 0 284 783 43 86 - 0 284 276 28 30 İbrica Liman Yolu Üzeri Mecidiye Beldesi Keşan www.siginak.com info@siginak.com bertosun@ttmail.com o kadar beğendik ki babam hemen durup kartlarını aldı. haftasonu kaçışı için çok uygun adres bence. Kalorifer varmış soğuk havalarda da gidilebilir yani.
Burası da İbrice Limanı. Dikkat edin bu berrak su limanın suyu. Canım Saroz Körfezi yaa. Siz Silivri'de Salimpaşa'da büyüdünüz bakın ben bu sularda büyüdüm.
İbrie aynı zamanda dalgıçların uğrak mekanıdır. Bir keresinde Jaguar'ın sahinin oğlu ölmüştü burda. arkadaşlarındna biri de Mert Çiller ve o zamanki sevgilisi Begüm Özbek'ti. Erikli'de İşçimen Otel'de kamışlardı. Biz de ordan denize girdiğimizden dedikodu yapıyoduk şamdanı arayalım ha ha diye... çocukluk işte :) Bu geyiği yaptığım arkadaşlarımdan birinin o dönemde Paris'te Reha Muhatar'la Mehveş Emeç'i görüp dönüşte Şamdan'ı aradığını da belirtmek isterim.
Burası Sığınak'a aitmiş.
Burası da yazın açık olan İbrice Balıkçısı.


Bu da tombik şey de benim kuzenimin kızı...