13 Mayıs 2010

Gelelim Bana

Bu annemin yayılma hadisesi meydana çıktığında dedim ki Allah'ım beni çok yoğun yap analamayayım birşey. Çok içten istemişim oldu. Ruhum yetişmiyor resmen öyle bir yoğunluk. Sadece iş değil. Herşey. 20 Haziran'a kadar nerdeyse herşey programlı ve hiç boş zaman yok. Şaka gibi. Yoruldum ama.
Size anlatmış mıydım bilmem Mango'da yırtık beyaz bir kot görmüştüm. 36'sı bol gelmişti de 34'ü dizimden yukarı çıkmamıştı. Kıçımdan çıkmamasına alışkınım da bacaklarımdan çıkmaması beni çok şaşırtmıştı zira benim bacaklarım hep çok incedir. hayır bana olmuyorsa kime oluyor bunlar falan demiştim. ortaokuldayken ferit pelen bana kavgada "çırpı bacak" diye hakaret etmişti düşünün. neyse ben 36'yı aldım terziye sordum olmaz dedi, geri götürdüm dur bir daha deniyeyim dedim. oldu valla. 49 kiloyum, 34 bedenin içinde şahaneyim. gururla sunarım. ama bu tempo, kilo kaybı, stres vs derken hastanelik olmamdan da belli biraz kendimi toparlamam lazım. sigara da çok içiyorum. iyi bok yiyorum di mi...
neyse pazartesi gecesi 22:30'u geçiyordu işten çıktığımda. yeni projemiz var da nur topu gibi... neyse salı öğlen bi darlanmaya başladım ben. akşam 18:00'de kalp çarpıntıarıyla fırladım ofisten. dedim ben spora gideyim bir tek o beni kendime getirir yoksa duramıyorum, birşey de yok sadece çarpıntı. neyse yoga snıfına girdim. aaa, yanımda başak. neyse ders bitti ben kendime geldim biraz cidden, ki 4,5 aydır uğramadığımdan her yerim tutuk o da ayrı mevzu, neyse nasılsın falan derken öğrendim ki 1 ay kadar önce başak bir ay önce babasını kaybetmiş. başladı ağlamaya. ben de başladım. biz öyle salonun ortasında sarıldık ağladık. yukarı çıktık bir de soyunma odasında sarılıp ağladık. halimize güldük bi de ağlarken. öyle işte. diycek bi şey yok.
sonra özge'yle buluşup son kuantum terapimi yaptık ki sonra anlatacağım ben size bunun detaylarını. bitsin herşey. ondan sonra. bekleyin cicozlar...
neyse dün gece de ayşegül, zenushka, kardeş Elif ve ben Göksel'in ve Hüsnü Şenlendirici'nin yeni cd'lerini büyk bir mestle dinleyerek, kırmızı şarabımızı içerek, Zenushka'nın Berceste'den aldığı isli abaza peynirini yiyerekten nasıl huzurlu vakit geçirdik anlatamam. Ayşegül'üm meğer ne güzel masaj yaparmış da haberim yokmuş benim tutuk yerlerimi ovdu ovdu pelte gibi yaptı beni anam nasıl uuduğumu bilmedim dün gece.

Hiç yorum yok: