29 Mart 2010

Bu Gece Uzun Olacakmış Besbelliymiş de

ben farketmemişim.
Yasmin Levy, dinleyin. Kudüs doğumlu şarkıcı. Sefarad müziği yapıyor. Fakat bu kadar güzel bir müzik olamaz yarabbi. Sözlerini anlamasam da içime işliyor resmen. İnsana yaşadığını hissettiren şarkılardan. Hani bende hayatı kaçırıyormuş etkisi yaratan müzikler var ya onlardan. Hayatımızda sadece müziklerle var bu heyecan çoğu zaman çünkü... 4 duvar arasında hapisken, İspanya'nın güney sahillerinde endülüs müziği eşliğinde dansetmek isterken, kendi kendimizi soktuğumuz 4 duvar. Koca plaza. Kendi seçimlerimiz aslında hepsi. Bir tarafımızın yememesi mevzusu... Yeterince cesur olamamak doğrusu...
Bu sabah işe gelirken yağmur yağarken i-podumda Oya Bora'nın "... ah yabanım benim, yaban bakışlım..." şarkısını dinlerken taaa 93 yılına gittim. 17 Nisan 1993. Özal'ın öldüğü gün. Hayır bu kadar net hatırlamamın sebebi Özal'ı çok sevmem değil. Yağmurlu bir İstanbul gününe geldiğimiz okul gezisinin sebeb-i ziyareti "yaşar ne yaşar ne yaşamaz" adlı tiyatro oyununu izlemekti de Özel öldüğünden tüm eğlence yerleri kapatılmıştı. Edirne ne kadar sıcaktı halbuki. biz 7. sınıftaydık. Oya Bora'nın kasedi çıkmıştı o zamanlar. Gezide oldukça dinlemiştik. Emirgan Parkı'na gitmiştik. Giderken yolda Baltalimanındaki benzinlikte durmuştuk, ankesörlü telefondan evi aramıştım. Gözümün önünde tel örgüler. Hani karşıda fubol sahası vardı ya. Tam 5 sene sonra kaderimi çizdi orası. 3 yıl yaşadım Baltalima'nında. O futbol sahasının tel örgülerinden ve soldaki köprü görüntüsünden hatırladım aynı mekanı.
Babam çıktı telefona. heyecanla "özal ölmüş" dedim. o da "bırak şimdi özal'ı sen nasılsın" dedi.
gerçekten yaşadığımız zamanlardı onlar, hiç hayatı kaçırmış hissetmediğimiz zamanlar.
17 yıl geçmiş o zamandan bu zamana... 17 koskoca yıl... 2. köprü hala duruyor... futbol sahasının tel örgüleri duruyor... benzinlik duruyor... ankeserlü telefon yok... ben duruyorum ama sahiden duruyorum galiba... hayat da kaçıyor...

Gereksiz Bir Neşe Geldi Üzerime

Daha çok işimin olması sebebiyle sinirlerim bozulmuş olabilir. Evet. Bu neşenin başka bir açıklaması olamaz. Halbuki ben şu anda Aslı'yal İstinyepark'ta olabilmeliydim :(
Cuma akşamı saçlarımı kestirdim. Gölgemi de yaptırdım. Tabi ki Yıldırım Özdemir'de. Bahara hazırım ama bahar henüz kendini hazır hissetmiyor sanırım. Baksanıza havaya :(
Ama ben şen'im, ha hayt :)
Bir mucize istiyorum...

25 Mart 2010

Öylesine

önümde beni bekleyen 2 tane hayvani sözleşme ve yarınki genel kurul feci darmakta beniiiii... benim içimde iki kişi var. biri lay lay lom zeynep öbürü avukat zeynep. bazen bu ikisi feci çatışıyorlar ama son yıllarda hep avukat zeynep galip geliyor. ben ne zaman bu kadar çalışkan ve sorumluluk sahibi oldum yaw... Yatağımı bile toplamazdım ne güzel günlerdi şimdi yatağımı toplamazsam bütün günüm kötü geçermiş gibi salak koşullanmalarım var. Öğrencilik yılları ne güzeldi deeel miiii? Zaman geçtikçe bu iki barışmaya başladılar ama biliyorum :)
Kardeşim bir kitap okuyordu geçenlerde bana anlatıyor; kitapta diyormuş ki reenkarnasyon aslında eş zamanlı birşey yani aynı anda iki farklı bedendesin gibi... benim öteki bedenim kesin böyle prenses ya da milyarder kızı/eşi falan benim bedenimde unutuyor nerde olduğunu, benim bu hal ve tavırlar bunu hissettiriyor bana.
Şuraya gidesim var. Güney İtalya olur kendisi.
PS: bu haftasonu tekrar yelkene başlıyorum. OLEEEEEEEEEEEEEYYYYYY :)))))

Çok param olsaydı

Zeynuşa bunu hediye ederdim :) LV casino seti :)

Salı Gecesi Kuzguncuk Sokaklarında

Bizim ev Kuzguncuk ana cadde üzerinde. zaman zaman, gecenin 4'ü, pazar sabahı gibi zamanlarda bir alarm çalar, polisi ararım falan, yarım saat çalar, sonra susar. Bendeniz sinir krizi geçiririm. Sonra bunun Tribeca Reklam Ajansının alarmı olduğunu öğrendim. Çeşitli küfürler içeren bir kağıdı kapılarının altından atmayı düşündüm ama sonradan üşendim. Hayır alarımına sahip çıkamayacaksan neden alarm taktırırsınki.
Efenime söyleyeyim Salı gecesi saat 10:00'a doğru alarm yine başladı. Terasta sigara içiyorum, öçalıyor. 10'a 5 kala gibi yattım hala çalıyor. Polisi aradım hala çalıyor. Ama saat çok geç değil ya yarım saate geçer diye düşünüyorum. Ayol 1 saat oldu susmuyor. 3 kere polisi aradım. Sanıyorum ki Tribeca. Taksi durağını aradım iki kez meğerse bir arabanın alarmıymış. Kuzguncukta park sorunu olduğundan kimbilir nerede oturan biri bıraktı arabayı. ÖÖÖÖÖFFFF!!! Taksi durağı dedi ki polisler geldi gitti. En sonunda dayanamadım aşağıda gördüğünün pijama üstü kırmızı gocuğumla indim sokağa.
Meğer hemen bizim evin önünde bir arabaymış. O sinirler bir tekme savurdum arabaya. Yanda duran adam "o ha" dedi. Tekrar polisi aradım, plakayı verdim, bulun sahibini arayın dedim. Adamlar dedi ki polisler geldi baktı gitti bir şey yapmazlar. Çkemiyorlar falan dedi. Neyse ben sallamadım bunları. Sonra polis otosu geldi, o sinirle dedim halime bakın, burası benim evim 1 saattir çalıyor bu. Ambale oluyor insanın beyni inanın. Neyse bu arada az önceki amcayla polisler kavga etmeye başladı. başka komşular geldi, cama çıktı, sanırsınız sokakta şenlik var. Kavga kıyamet, kalabalık. Bu arada arabanın sahibi geldi. Ben okkalı bir "şerefsiz" patlamanın hayalini kuruyorum adama. bir de tehdit savuracağım, diyeceğim ki "bir daha olursa yeminlen balyozla girerim arabana". napıyorsun kardeşim diye bir döndüm ki, kardeşim arkadaşının bizim arka sokakta oturan ve bize gelmiş olan bizi de evine yemeğe davet emiş olan abisi. çocuk beni görmedi. ben de içime atıp, kıçım kıçım eve döndüm.
Yatağa yattığımda hala kulaklarımda alarm çalıyordu...

Kara Kedinin Mutfağı

Benim bir arkadaşım var. Bööyle Türkan Şoray'ın gençlik halleri gibi uzun kripikli, sürme gözlü, yağmur saçlı, güzeller güzeli bir arkadaşım. Kokoş, entelektüel, çok çok değerli bir insan. Üstelik mutfakta da harikalar yaratan bir insan. Paylaşımcı bir insan olduğundan kelli demiş ki artık ben mutfaktaki bilgilerimi paylaşayım halkla :) Ve işte karşınızdaaaaaaaaaa "La Cuisine du Chat Noir" http://karakedininmutfagi.blogspot.com/

DÜNYA, SAATİNİ 27 MART 20:30’A KURDU… *

1 Milyar insan, 100’den fazla ülke küresel ısınmayla mücadele için 27 Mart Cumartesi günü bir araya geliyor. 20:30-21:30 saatleri arasında ışıklarını kapatarak sen de kampanyaya destek verebilirsin.
Küresel iklim değişikliği konusunda Kopenhag’da Aralık 2009’da gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Zirvesi tüm dünyada hayal kırıklığı yarattı. Ne yazık ki, dünya liderleri adil ve yasal bağlayıcılığı olan bir küresel anlaşma için gerekenleri yapmakta yetersiz kaldılar. Yine de, dünya liderlerinin ve politikacılarının isteksiz ve cesaretsiz tutumu bizleri yıldırmadı. Karbon emisyonlarını azaltmak ve küresel iklim değişikliğini önlemek, yeryüzündeki yaşamı savunmak ve sürdürülebilir kılmak için şart.
27 Mart 2010’da, saat 20:30–21:30 arasında dünyanın dört bir yanından binlerce insan, küresel iklim değişikliğine karşı tepkilerini dile getirmek için tek bir sesin parçası olacak. Üç yıl önce Avustralya’da başlayan ve tüm dünyaya yayılan Dünya Saati Kampanyası, Eyfel Kulesi, Empire State Binası, Mısır Piramitleri gibi ülkelerin ikonu olan yapılarda uygulanarak katılımı artırdı, dikkatleri iklim değişikliğine çekti.
“Ben de küresel iklim değişikliğinden kaygı duyuyorum” demek ve tepkinizi dile getirmek için kampanyaya katılın, değişimi yaratanlardan biri olun. Yaşayan bir dünya için….
Tüm Dünya Saati etkinlikleriyle ilgili sizi bilgilendirebilmemiz ve ne zaman nerede ışıkların kapatıldığını bilmemiz için formu doldurmanız çok önemli...
* http://www.yesilbilgi.org/YESILBILGI/HABERLER/HABER/GP_655765

* http://www.wwf.org.tr/wwf_earth_hour_kisisel.php

24 Mart 2010

Yaran Diyaloglar

Bizim şirketteki evli ve iki çocuk annesi birisi bizim Hülya'ya soruyor
- "Hülya Hanım ereksiyon ne demek?"
Kal gelen Hülya
- "Erkeğin çok istemesi gibi bir şey"
İyi ki erkeklerden birine sormamış

23 Mart 2010

Trendyol

Limango ve Markafoniye yeni bir alternatif geldi. Netten ucuz alışveriş yapayım diyorsanız buyrun burdan trendyol'a http://www.trendyol.com/davet/zeynep.gundogdu_871

22 Mart 2010

İsterdim ki

Hepimiz çok hayal kurarız da, en çok benim kardeşim diline dolamıştır bunu. Özelimizi anlatmak istemeyiz ama kardeşimle Sinoş bana salak hayallerini anlatınca benimkiler de geliyor aklıma komik momik paylaşayım dedim ben :)

Misal Sinoş'un bir hayali: Sinem yürüyor, gözünde güneş gözlükleri, tam taksiye binecekken hoşlandığı çocuk buna sinem diye sesleniyor

Mart Ayı Doğurgan Ayı Değil Sevişgen Ayıdır

Amma velakin herkesler bu sıra doğmuş. Sırf bu haftasonu 3 doğumgünü var. İkisi çok yakınımım öbürüne gidemedim ne yapayım artık. Kart bastırıcam kendime, düğünlere, partilere vs gidiler, itinayla insan eğlendirilir deyü. Akat bak.
Cumartesi bizim ev kabul günü gibiydi zaten. Son misafirler de gidince ben de dışarı çıktım. Taksim Kitchenette'te küçük bir yemek sonrası Klup Karaokeye gittik. Şu odalardan bir tanesine. İnmedim sahneden canım, ne bekliyordunuz ki... Doğumgünün tekrar kutlu olsun böcüğüm (bkz. www.evimizinherseyi.com)
Pazar da süper abla Cansen (hani Cosmo'da çıkan, o da Türkiye Haber Ajansı'nda yazıyor bu arada) kardeşi canım Aslı'ya sürpriz bri parti verdi evde ama ne parti. İspanyol gitar çalan amcayla latin şarkılar söyleyen melez sanatçılar mı istersin, karaoke mi istersin, Cansen'in korkusundan önünde 2 saat bekleyip dokunamadığımız inanılmaz yiyecekler mi dersiniz, evdeki süslemeler vs süperdi.
Eve döndüm yeni komşi geldi kahveye öyle geçti bu haftasonu...
Üşenmesem bi dinlenebilsem neler yazıcam size, ne resimler koyacağım ama bunun için biraz ev hanımı olmam lazım sanırsam. Geçti beim kariyer şeysim biliyo musunuz? Çalışınca oluyo işte görüyoruz eee tamam sonra... Böyle ömür mü geçer? Ne gerek var? Olmasın LV'm, olmasın Prada'm huzum olsun vallahi yaaa, amaaaan bu ne be!!!

19 Mart 2010

Yaran Diyaloglar

Az önce Les Ottomans'ı aradım. Diyalog aynen şöyle
- Les Ottomans iyi günler
- (ben:) Spanızı bağlar mısınız lütfen?

18 Mart 2010

Leylekler

Söylemeyi unuttum papatyalaır gördüğüm yerde göç yolundaki onlarca uçan leyleği gördüm :) he he çok sevindim.
akşam yeniköye gidemedik çünkü teyzem bırakmadı. onun yerine teyzemin şahane yemeklerini yedik.

Saroz... My Past...

Burası Mecidiye... Papatyalar açmış...
Burası Mecidiye'den İbrice'ye giden yoldaki otel "Sığınak". 0 284 783 43 10 - 0 284 783 43 86 - 0 284 276 28 30 İbrica Liman Yolu Üzeri Mecidiye Beldesi Keşan www.siginak.com info@siginak.com bertosun@ttmail.com o kadar beğendik ki babam hemen durup kartlarını aldı. haftasonu kaçışı için çok uygun adres bence. Kalorifer varmış soğuk havalarda da gidilebilir yani.
Burası da İbrice Limanı. Dikkat edin bu berrak su limanın suyu. Canım Saroz Körfezi yaa. Siz Silivri'de Salimpaşa'da büyüdünüz bakın ben bu sularda büyüdüm.
İbrie aynı zamanda dalgıçların uğrak mekanıdır. Bir keresinde Jaguar'ın sahinin oğlu ölmüştü burda. arkadaşlarındna biri de Mert Çiller ve o zamanki sevgilisi Begüm Özbek'ti. Erikli'de İşçimen Otel'de kamışlardı. Biz de ordan denize girdiğimizden dedikodu yapıyoduk şamdanı arayalım ha ha diye... çocukluk işte :) Bu geyiği yaptığım arkadaşlarımdan birinin o dönemde Paris'te Reha Muhatar'la Mehveş Emeç'i görüp dönüşte Şamdan'ı aradığını da belirtmek isterim.
Burası Sığınak'a aitmiş.
Burası da yazın açık olan İbrice Balıkçısı.


Bu da tombik şey de benim kuzenimin kızı...

İşte Orası...

Babam ilk 1 Kasım 2009'da bahsetmişti bana. Hemen defterime hayalimdeki evi bile çizmiştim. Gittim gördüm artık daha rahat hayalini kuruyorum. Taş ev... Bağ... Denize yakın... Orman yanı...




Bu köyün çocukları da çok tatlı. Bu Bahar.
Bu Hasan'ın ayakkabıları...
Bu Hasan. Kendi deyimiyle Asan :)
Soldaki kırmızı paltolu İsmail hariç hepsi kardeş. Trakya'da olmaz böyle 5 kardeş ama olmuş işte...
Yine Bahar...
Pelin...
Sevinç...


İsmail bu da...
Fotoğraf makinemi unutup şarjı biten i phonuma kalmam çok acı oldu...

Dağlarına Bahar Gelmiş Memleketimin

diyeceğim ama memleketimde dağ yok. hani bilemedin tümsek. memleketime bahar gelmiş özetle.
Allah'ım bir sürü gerizekalı araba kullanıyor ben neden kullanamıyorum diye söylene söylene Ulusoy'un servisiyle iğrenç otogar yollarını tuttum. Sevgili arkadaşım Cansen Cosmopolitan'da çıkmış, gecikmeli de olsa hemen bir tane aldım.
Cosmopolitan'ın hediyesi Bay Belki isimli kitabı okuya okuya Edirne yolunu tuttum. Canı sıkılan bir amca benden Cosmopolitan'ı istedi okumak için. ay dedim olmaz. kesinlikle olmaz. içendekileri çabucak bir kafamdan geçirip tekrar olmaz olmaz hayır olamaaaz diye vermedim adama. Onun yerine çantamdaki Paul Auster'ın bir kitabını verdim. Neyse Edirne'ye varana kadar sakin sakin okudu Allah'tan.
Ben eve vardım ama o sakil chick lit Bay Belki sardı beni. Sabah 5'e kadar okuyup bitirdim.
Sabah 11'de biraz da annemin zoruyla uyandım. Sona kalan insan olarak tek başıma kahvaltımı ederken annem dedi ki "baban diyor ki bugün .....'ye gidelim". aa super olur dönüşte Yeniköy'de de yemek yeriz dedim. Hava da güneşli bir şen oldum anlatamam.
.....'in adını vermiyorum çünkü orası benim arazi almak istediğim bir köy. hep ayakkabı çanta alacak değilim ya şu fani dünyada benim de bir malım olsun değil mi?
Yeniköy ise Uzunköprü ve Havsa arasınd abir köy. Hani Misket'in sahibi Gülşen oralıydı hatırladınız mı? Şarabı meşhur. Etleri de güzel.
Neysem biz düştük yola. Keşan'da teyzem ve torununu da aldık düştük yola. Yılın ilk leyleğini gördüm. Ama oturuyordu :( Neyse en azından artık dilek tutup martipimi kolumdan çıkarabilirim.
Yolda sigara molası. Ay sevinçten çimenlerde koştum resmen. Temiz havayı soludum.
Çiğdem'im bu sana.
Beyaz çiğdemler açmış.

Mart ipini annemle teyzem de biliyormuş bu arada. Neyse mart ipimi bir çiğdeme bağlarkene dileğimi tuttum, üzerine de bir taş kapattım. Allah'ım inşallah olur.



Gördüğünüz köy Karlıköy. Babam bakkala gitmek için durduğunda araban inip bir sigara içtim. Dinginlik, yüzüme vuran güne, kuş ve horoz sesleri, sokakta oynayan çocuklar... nasıl iyi geldi anlatamam. koşturmaktan sigarayı bile arkasındna atlı kovalayan varmış gibi içen ben bir an sakinledim. sigaramı yavaş yavaş içtim. dinginliği dinledim ve içime çektim. çok iyi geldi azizim çok..