13 Mayıs 2010

Nerde Kalmıştık

Ben size söyliyeyim. Hıdrellez günü önceden hazırladığım dileklerimiz moleskine'imden kopardığım bir yaprağa mor kalemimle yazdım. Netten bir de resim çıktısı aldım. Evde Zenushka ve kardeşle XLarge dedikoduları yaptıktan sonra Zenushkaların bahçeye gittik. Ateş yaktık. Dilek tutup üstünden atladık. Sonra dileklerimizi gül altına gömdük. Bu sene çok azimli çıktım, umuda daha çok ihtiyacım var sanırsam, sabah 6'da uyanıp dileklerimi aldım. Elif'inkini de... Deniz kenarına gittim. Dizlerimin üzerinden domalıp boğaza salıverdim dileklerimi. Yüzümü de yıkadım boğaz suyuyla. Bilmezsiniz siz belki hani Çingeneler Zamanında nehre giriyorlardı ya, Edirne'de de öyle Meriç ve Tunca nehirlerine girerler, yüzlerini yıkarlar. Ben de öyle yaptım.
Böyle yeni umutlarla güneşli güne başlıyorum, biraz yürüyüş, duş falan derken bakın başıma neler geldi. Duştan sonra pedimi taktım işe geldim ki aradan maksimum 1 saat geçti. İşyerinin önünde dolmuştan inerken bir kıllandım bir bakım dolmuşa çıkmış. Bir yandan inmeye çalışırken bir yandan da yanımdaki kıza sessizce arkamda bi şey var mı diye fısıldıyorum. yok diyor ama inanamıyorum çünkü dolmuş koltuğunda katliam olmuş gibi koltuk. İndim penceren hala bakıp soruyorum kıza o da bana yok diyor. benim kalktığım kanlı koltuğa oturan çocuk da ona bakıyorum sanıp bana gülümsüyo falan keko :)
Neyse işe bir geldim ki ortalık yıkılıyor. Ki alışık olmama rağmen ben bile panik oldum. Hemen hastaneye gittim. Tansiyonum düşmüş 7-4'e (nasıl yazılır acaba, tansiyonu yazmanın bir tekniği var mıdır acep?) . Serum taktılar bana. Çok halsiz oldum. eve gittim dinlendim falan. mevzu budur.
İnsanoğlunun soyunu devam ettireceğiz diye başımıza gelenlere bak yaaa....

Hiç yorum yok: