26 Kasım 2009

Kurban

https://www.losev.org.tr/bagis/BagisKurbanAdak.aspx tavsiye ederim
Hepinize iyi bayramlar
dün gece geç vakit döndüm Londra'dan. çok çok yorgunum bugün ve iş çıkışı da Edirne'ye gidiyorum. Dönüşte size şahane bir Londra rehberi yazacağım. Geçen seferki yazıları tamamlayamamıştım ve üstelik de karışık olmuştu biraz. Bu sefer başaracağım inşallah :)

20 Kasım 2009

Caramelistanbul

Böcük Aslı'nın beni davet ettiği bir eventte (futurizm hakkında, ayrı bir yazı ile anlatacağım)ki katılımcılardan birinin sitesi imiş. Ben çok çok beğendim. Keşke bizim kızlar evlenmeden önce keşfetseymişiz. Neyse en azındna ben evlenmeden önce keşfettik. Bekarlığa veda, kına gecesi, düğün, babayshower, yeni doğan, havlu, nevresim takımı, nikah şekeri gibi hediye seçeneği bol bir site. Ürünler de çook güzel. merak edenleriniz için http://www.caramelistanbul.com/ Farklı hediye alternatifi arayanlara şiddetle tavsiye ederim.

19 Kasım 2009

Kitap Hırsızı

22.06.2009'da aldığım kitaplardan birini şimdi okuyabiliyorum. Bitirilmeyi bekleyen 5-6 kitabım var hali hazırda ama bu feci sardı bu sıra. New York Times'ın en çok satanlar listesinde 1 numara olmuş bir kitap. Ben bestsellercı değilimdir ama bilmek istersiniz diye düşündüm. Kitabı bize azrail anlatıyor. Hitler Almanyasında Alman vatandaşı Liesel'in ailesi ve arkadaşlarının hikeyesi. Tahmin edersiniz ki kitap hırsızı Liesel. Annesi babası Yahudi değil, ama kominist. Komunistler ve çingeler, yahudiler gibi bir lobiye sahip olmadıkları için Hitler'in katliamından onların aldığı nasipten kimse pek bahsetmiyor.
Münih'in yakın bir kasabasının varoş sokağı olan Himmel Sokağı 33 numara sakinleri olan Liesel ve ailesi, komşuları ve arkadaşları her ne kadar Alman vatandaşı olsalar da Hitler faşizminin keskinliğini nasıl da hissediyorlar. Yahudilere yapılan insanlıkdışı muamelenin yakınındna bile geçmese de aynı faşizanlık kendi vatandaşlarını da es geçmemiş. Hitler'e bir de Almanların gözünden, almanya'nın bir sokağındna bakıyoruz bu sefer. Gördüklerimiz yürek burkucu ve etkileyici. Ama kitabın dilinin sulugöz dram yapmadığını da belirtmeliyim. Anlatımıysa oldukça akıcı. Okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.
Adı: Kitap Hırsızı
Yazarı: Markus Zusak
Encore Yayınları

Yeni Blogum

Yeni blogumu gururla sunar, hepinizi beklerim http://sankibengibi.blogspot.com/

Antiochia

Bu yazıyı hazırlarken hala ağzım sulanıyor desem sakın abarttığımı sanmayın. Art of Living sayesinde tanıştığımız arkadaşlarımızla yaklaşık 1 yıl kadar önce, ya da daha az emin değilim, bir yemek organize edilmişti. Seçilen mekana ilk kez bu organizasyon vasıtasıyla gittim. Babaylon'nun sokağından aşağıya iniyorsunuz sola dönünce solda. Karşınızda Antochia. Antakya mutfağı. Bir kez tadına baktınız mı aklınızda her geldiğinde ağzınızı sulandıracak, aşermenize sebep verecek, gerçek anlamda gurme lezzetler. Geçen akşam yine gittim sonunda da sizin için resim de çekebildim bu sefer. Önden meze tabağı istedik. Bakın çok samimi söylüyorum burada yediğim humus dünyanın en güzel humusu. Aşağıda gördüğünüz ekmek tabağı geliyor öncelikle. İçleri kırmızı biberli muhteşem pideler bunlar. Bolca yemeye hazırlıklı olun. Az ekmek vs hak getire.İşte o muhteşem meze tabağı. İsimlerini tam hatırlayamıyorum ama hepsi birbirinden leziz.
Bu da ana yemeğimiz. Bütün etler dana eti. Dolayısıla benim gibi kebapçıya gidemeyen insanlar için de büyük alternatif. Etleri nasıl pişiriyorlarsa artık yumuşacık. Tez kelimeyle nefisler. Ama benim favorim dürüm. Kendisini tek geçerim.
ve tatlılar. biri patlıcan, diğeri de ceviz. üzerlerinde de bir top dondurma. bunlar galiba daha ziyade Kıbrıs tatlıları sanırım. Benim favorim Ceviz.
Eğer ben bir etoburum diyorsanız Antiochia'yı ziyaret etmek zorundasınız. Ayrıca Gülüm ailesinin güleryüzü ve misafirperliğini de buraya eklemeliyim. Ortaklarından Jale Balcı, dünyaca ünlü ve prestijli ödüllerden birine sahip bir yemek kitabının da yazarı.
Adres: Asmalı Mescit Mahallesi Minare Sok. No: 21 Beyoğlu
Tel: 0 212 292 11 00

18 Kasım 2009

Bizim Bi Niyal Var

arkadaşım Niyal (aslında Nihal) bence Türkan Şoray'a benzeyen çok güzel saçlı, çok güzel gözlü, çok güzel bir kızdır. Gelgör ki biraz da kokoştur. Niyal bir gün eczaneye giriyor. Annesinin yanındaki bir küçük erkek çocuğu Niyal'i görünce annesine diyor ki "Anneee, bu abla çok süslü". Ay çok güldüm ben bu na yaaa.

E bunu biliyormuydun lutfiye?

yeryüzü karasal alanının (buzul hariç) ancak % 20'si doğal alanına bırakılmış; kalanı yani 6,3 milyar insana kent, otlak, tarla ve orman olarak hizmet veriyormuş (kaynak GEO dergisi Ağustos 2009 sayısı)

Marks & Spencer

18 Kasım'da M&S'da bayram kampanyası başlıyormuş. Worldcard ile her 175-TL'lik alışverişe 50-TL az ödüyormuşsunuz. Bi de Worldcarda 9 taksit varmış.

DKNY

DKNY bu sefer de trikolarda indirim yapmış. 18-30 Kasım tarihleri arasında sonbahar trikolarında % 30 indirim varmış.

Banana Republic

30 Kasım'a kadar yapacağınız 150-TL'lik alışverişlerinizde, erkek reyonunda kullanılmak üzere 50-TL'lik hediye çeki verilecekmiş. Banana Republic de adam gibi bir indirime girse de şu güzelim elbiselerden alsak.

Hastane yollarında alışveriş

Aslı'mın 4 aylık Kerem'i dün ameliyat oldu. Kıyamam ben ona minnoşum benim ya bi tatlı yatıyo küçücük görseniz. Maşallah tontiğime.
Neyse Amerikan Hastanesine giderken yolda Kristal Küre'nin bahsettiği http://kristal-kure.blogspot.com/2009/10/bu-ayakkablar-gercekten-farkl.html ayakkabıcının önünden geçiyorum. ilkin şunu beğendim ama 36 numarası nedense biraz büyük gedi. Çok benzeri başka bir 36'yi denedim o oldu. Ben de onu aldım aşağıda gördüğünüz üzere. İşe gelirken de giydim, ofiste de masamın altındaki topuklularımı giydim. Onlar da çok güzel değil mi? Nine West bu sezon. Hala bulabilirsiniz yani. Süeti de var ve topuğu deri o da çok güzeldi ama bu daha iyi durdu ayağıma o sebeple bunu aldım. Neyse sabah sabah ne uzattım yaa. Dieceğim o ki City's'in arka tarafında Different diye bir ayakkabıcı var. Gördüğünüz babetler gibi güzel ayakkabılar var. Üstelik de çok ucuz.

17 Kasım 2009

Garage Sales at Sephora

18-20 Kasım tarihleri arasında Sephora Astoria'da 11:00-21:00 saatleri arasından %50'ye varan indirim olacakmış. Davetiyesizler alınmayacakmış. Ben de var ama buraya koymak ayıp geldi. O sebepten bulmaya çalışın bir yerlerden. Gidebilirim derseniz benimle özelden de iletişim kurun siz de bulmaya çalışırım.

Coco Avant Chanel

Duymayanınız kalmaıştır herhalde. Chanel öncesi Coco'yu anlatan ve şu anda gösterimde olan filmi. Öncelikle Audrey Tautou'yu Amelie'den beri severim. Coco'ya zamanının çok ilerisinde olduğu, kimsenin giyemediklerini giydiği, çok çok öncü bir kişilik olduğu için çok saygı duydum ve hayran oldum. İnanılmaz zeki bir kadınmış. Ruhu şad olsun :)
Filmi izlemesi çok keyifli fakat vaay muhteşem film değil tabi ki. Üstelik filmin sonu birden pat diye bitiyor bana göre. Sonuna daha nasıl bağlarlardı bilemiyorum. O arada anlatılacak çok birşey yok hakkaten ama yine de geçişisi daha yumuşak yapabilirlerdi. Ama yine de izleyin derim.
Ben şimdi hala çok az yerde gösterimde kalan Coco Chanel & Igor Stravinsky filmini merak ediyorum.
PS: Coco gerçek bir smokermış.
PS 2: Audrey Tautou çok zayıf. Ama o saten gömlekler ve uzun etekler de o zayıflıkta çok güzel duruyor bence.
PS 3: Pijamalar şahaneydi.

Diet

Allah beni kahretmesin. Dün akşam spora gidecektim, gitmedim, eve döndüm. Annem sağolsun bir sürü yemek bırkamış. Önce çorba içtim, sonra ayıptır söylemesi karnıbahar yemeğinden yedim. Sonrasında dün yaptığım tiramusudan kocaaa bir dilim yedim. Sonra da mısır patladım film izledim.
Oburluk günahtı di mi?

Cherie

Dün gece, Berlin Film Festivali'nde ilk kez gösterilen 2009 yapımı Cherie filmini izledim. Ayrıca bu yılki Film Ekimi'nde de gösterilmiş. Yönetmen Stephan Frears. Başrollerde Michelle Pfeiffer ve Rupert Friend var. Fransız yazar Colette'in romanından uyarlama.
Filmin başlarında biraz sıkıldım açıkçası. Genç Cherie (Rupert Friend) ve yaşlı Lea (Michelle Pfeiffer) arasında sürekli anlamsız bir sevişme hali söz konusu gibi geldi. Sonra yavaş yavaş konu ortaya çıkmaya başlayınca film de anlamlı bir hale geldi. O yüzden, sabredin.
Eğreti gelinin Fransa versiyonu diyebileceğimiz bir durum söz konusu. Nispeten. İzlerken bende Kamelyalı Kadın'ı okuyormuşum gibi bir tad bıraktı ne yalan söyleyeyim. Fazla kadınsı, dramatik. Yoğun bir İngiliz aksanı hakim filme.
Konu özetle şu, evlenene kadar yetişmesi için çapkın ve hovarsa Cherie, Lea'nın yanına eğitime gönderilir. Normallerine göze uzun (6 yıl) süren bu birliktelik Cherie'nin evlenmesi ile sona erer.
Beni etkileyen sahne Michelle Pfeiffer'in yatakta Cherie diye doğrulup ağladığı sahnedir.
Erkekler ve bazı kadınlar için sıkıcı gelebilir. Ama izlenebilecek bir film olduğunu belirtmeliyim.
İKSV'nin sayfasındaki açıklama ise şöyle;
"Fransız yazar Colette'in şatafatlı Belle Epoque döneminde geçen, cinsellik, para, yaş(lılık), toplum ve aşk hakkındaki bu cüretkâr ve şehvani romanını sinemaya uyarlayan, Atonement / Kefaret, Total Eclipse / Tutkunun Şairleri ve yine Stephen Frears'ın yönettiği Dangerous Liaisons / Tehlikeli İlişkiler filmlerinin de senaryo yazarı olan Christopher Hampton. Aşkım, zengin erkekleri baştan çıkarmasıyla meşhur 49 yaşındaki Léa de Lonval'le, daha 19 yaşındaki havalı ve deneyimsiz Fred'in altı yıl süren ilişkilerini anlatıyor. 1900'lerin başında Paris'te geçen filmde Léa, rakibesi Charlotte'un oğlu Fred'i kadınlar hakkında bir şeyler öğrenmesi için kanatları altına alır. İlişkileri safi zevkten ibaretken birbirlerine âşık olurlar."

13 Kasım 2009

Casa de Fados

Dün akşam konsere tek başıma gittim biliyorsunuz. İyice yaban oldum ben söylemedi demeyin. Yakında Müjde Ar ve zengin arkadaşları suratıma bakıp "yabaaan" diye maytap geçecekler benimle. plan program yapmayı bekleyene kadar amaan ben giderim diyorum.
neyse yolda loy loy Seviloy ve abisinin eşi ile rastlaştık. Meğer onlar da konsere gidiyorlarmış. Uzun bir biletix kuyruğu ve uzun bir içeri giriş kuyruğundan sonra biletimde yazan "I"yı birinci sıra zannettiğim için en önde oldukça dolandım nerde oturuyorum ben yaw diye. Sonra ayrdım duruma ama neyse "I" da kötü değildi sonuçta.
Konser başladı. Sahnedeki ortam süper. ilk yaşlıca bir bey kalktı ismini bilmiorum maalesef muhteşem Fransızca konuşuyor, aralarda gülenler oluyor ama biz mal gibi bakıyoruz Fransızca bilmediğimizden. Mevzuya Türk kaldık durumu oldu birazcık. Sonrasınd aşarkı söylemeye bir başladı ki muhteşem bir ses. Sonra sırayla herkes söyledi ki ben he defasında ay bunun sesi daha güzelmiş deyip bir sonrakini daha çok beğeniyorum ama neticede 6 solistin de sesleri tek kelimeyle muhteşemdi. Ancaaak siyak uzun elbiseli bayaanın söylediği şarkılardan mıdır bilmem ben en çok onu beğendim sanırım.
Biliyorsunuz ben hep güzel müzikler dinleyince, hele ki böyle içli içli, hayatı kaçırıyorum, bir yerlerde insnalar müzik ve dansla dolu bir hayat yaarken ben burda kurumsal hayat yaşıyorum diye düşünüyorum, üzülüyorum. Bu sefer de başlangıçta öyle düşündüm ama sonra vazgeçtim. Dedim ki şu yaşadığım an, bu müziği canlı dinlemek, bu anın keyfini çıkarmak. İşte hayatın güzel anları bunlar. Tadını çıkar Zeynep boşver şimdi düşünmeyi dedim ve tadını çıkardım gerçekten.
Ruhuma çok iyi geldi.

Art of Living Again

Size art of livingten daha önce bol bol bahsetmiştim. son zamanlarda enerjimin düşmeye başladığından, sabahları artık zor uyanmaya başladığımdan ve tekrar endişeli bir kişilik olmaya başladığımdan ve bu sebeple Part I'i tekrar alacağımdan. Aslında evde başlasam nefeslerimi yapmaya tekrar düzelicem de olamıyor bir türlü. O yüzden 19Kasım'da Taksim'de yapılacak kursa gideceğim ben. 22 Kasım'da Londra'ya gideceğimden kursu tamamlayacamayacağım ama olsun ne yapsam kardır. Anlatmakla olmuyor biliyorum ama kendiniz için birşey yapın ve başlayın şu kursa. Çok samimi söylüyorum.

YAŞAMA SANATI
Nefesin Mucizesi

Yaşamda zor koşulları aşmak için "ahhh...bir mucize olsa" diyorsanız;
"Keşke yaşamın kullanma klavuzu olsaydı!" diyorsanız;
aslında bir mucize var!
"Nefesin Mucizesi..."

ULUSLARARASI YAŞAMA SANATI KİŞİSEL GELİŞİM VE STRES YÖNETİMİ PROGRAMI
bugüne kadar 140'tan fazla ülkede 20 milyondan fazla kişi tarafından deneyimlendi.
Programın Özelliği:
• Temelinde "Sudarshan Kriya Nefes Tekniği" olup, bu tekniğin beden-zihin-ruh dengesi üzerindeki olumlu etkileri bilimsel araştırmalarla da desteklenmektedir. (www.aolresearch.org )
• Tüm program, interaktif yapısıyla, yaşayarak ve deneyimleyerek öğrenme imkanı sunar.
• Modern hayatın gereklerine uygun olarak düzenlenmiş olup, insan doğasında mevcut olan tüm potansiyelin uyandırılıp geliştirilmesine yönelik kullanışlı bilgi ve teknikler sunar.
Programın Yararları:
• Fiziksel, zihinsel ve ruhsal sağlığın düzelmesi
• Depresyon ve Endişelerden kurtulma
• Kendine güvenin, yaratıcılık ve verimin artması
• Konsantrasyon ve odaklılığın artması
• Enerji ve moralin yükselmesi
• Heves, istek ve coşkunun artması
• Uyku kalitesinde artış
• Daha fazla neşe ve huzur
• Yaşam kalitesinin artması
• Farkındalığın artması
ve tüm bunların sonucu olarak;
• Sağlık, Mutluluk ve Başarı...
PROGRAM:

ULUSLARARASI ART OF LIVING/YAŞAMA SANATI KİŞİSEL GELİŞİM VE STRES YÖNETİMİ PROGRAMI
İSTANBUL, TAKSİM

Tarih: 19-24 Kasım 2009
Yer: Taksim
Saat:
19 Kasım Perş 19.30-22.30
20 Kasım Cuma 19.30-22.30
21 Kasım Ctesi 10.00-14.00
22 Kasım Pazar 10.00-14.00
23 Kasım Ptesi 19.30-22.30
24 Kasım Salı 19.30-22.30
(Program 6 gün ardarda devam etmektedir ve her güne katılım gereklidir.)

Katılım Payı: 275TL, Tekrar edenler için 75TL
Kayıt ve detaylı bilgi: artoflivingtr@gmail.com, 0532 7343076

--
Art of Living / Yaşama Sanatı Türkiye
www.artoflivingtr.org
info@artoflivingtr.org
05363223418

--
International Art of Living Foundation, Turkey
Director, Fulltime Teacher
+90 536 3223418
www.artoflivingtr.org, www.srisriyogatr.org, www.artofliving.org

We care for the world, we care for you

12 Kasım 2009

Zelfist

Elif bak gönül koyucam sana, Pukkaliving'ten öğreniyorum ne varmış.
Zelfist’le Moda Sohbeti
Şarap eşliğinde sezon trendleri hakkında laflamak ve vücut tipinize uygun stil tüyoları almak için bekleniyorsunuz.
İlk on kişiyle sınırlı.
14 Kasım Cumartesi 15:00-17:00 arası. Nerede: Midpoint Nişantaşı Abdi İpekçi Cad. 59 Nişantaşı 0212 219 9401

Bir Değil Bin Düğün Hikayesi

Ayça'yla tam olarak nerede tanıştım bilmiyorum. Ama Zeynuşka'dan hep duyardım, ilkokul arkadaşım Ayça..... ile başlayan cümleler. Sonra Zeynuşka'nın sanatsal fotoğraflarını gördüğümde Ayça'yı daha bir hafızama kazıdım. Zeynuşka'nın ilkokul arkadaşı Ayça güzel fotoğraflar çekiyor.
Sonra bir gün bir arkadaşım düğün fotoğrafçısı ararken Ayça'nın fotoğraflarını görüp, bir de üstelik o fotoğrafların içinde beni görünce Ayça'yı bana sordu. Ben de o zaman Ayça'ya ilgili Zeyno'dan daha detay bilgi aldım sizlerle de paylaşabilmek için. ve gördüm ki Ayça güzel fotoğraf çeken bir insandan daha fazlası imiş. Meğer başka ne maharetleri varmış. Meğer bizim gibi kurumsal hayattan kurtulup hayallerinin peşinden koşma isteğiyle plazalarda hapsolup kalmamış, büyük cesaret göstererek bu yola baş koymuş. Size Ayça'yı takdim edeyim. İhtiyacınız olursa onu nerede bulabileceğinizi biliyorsunuz artık.

Ayça, 1980 İstanbul doğumlu. Esnaf bir baba ve bankacı bir annenin ilk çocuğu. Güzel sanatlara çocukluğundan bu yana olan ilgisi, ailesini pek ilgisini çekmemiş haliyle. Ya devlet memuru ya da bankacı olması istenmiş. Bu baskılara dayanamayarak 8 yıl gönülsüz olarak bankacılık yapmış da gerçekten. Dile kolay 8 yıl. Bu zaman zarfında hep kendi ürettiği, tasarımını yapacağı işler hayal etmiş. Boş da durmamış, yazmış-çizmiş, tasarımlarla, fotoğrafla ilgilenmeye devam etmiş. Hatta bir grup kurup, arkadaşlarla kiraladığı stüdyoda şarkılar bile söylemiş. Eşiyle Ankara'da bir fotoğraf gezisinde tanıştıktan sonra evlenmeye karar vermişler. Farketmiş ki yapmak istediği her konuda ona destek olmak için sabırsızlanan bir eşe sahip. Farketmiş ki hayattan beklentileri, istekleri aynı. Evlenip Ankara’ya taşındıktan sonra alışkın olduğu gibi her ay düzenli maaş alacağı bir iş aramış. Oldukça zor günler geçirmiş tabii. Sonunda evden çalışmaya karar vererek onu mutlu eden, insanların mutlu günlerinin fotoğraflarını çekeceği ve en önemlisi kendi işi olacağı mesleği yapmaya karar vermiş. Düğün Hikayesi eşinin uzun süredir planladığı bir işmiş. ve Ayça bu hayali gerçeğe çevirmiş...

Bu nasıl bir hikaye derseniz kısaca; Gelin ile bir fotoğrafçı, damat ile bir fotoğrafçı onların en stresli günlerinde sabahtan akşama kadar hiç farkettirmeden fotoğraflarını çekiyor. Bütün gün bir nedime ve sağdıç gibi pek çok işle ilgileniyor. Bu iki kişi Ayça ve Sehat Karaoğlan :) Evet işi eşi ile birlikte yürütüyor. Aynı zamanda Türkiye'nin çeşitli illerinde çalıştıkları fotoğrafçı arkadaşları da var.

Düğün Hikayesi işleri biraz dönemsel olduğu için ve boş durmaya alışık olmadığı için 2009 yılının başında kendini el işlerine vermiş Ayça. Hayatımda yapamam dediği pek çok şeyi yapmaya başlamış. Ne iyi de yapmış. Bunları da satmak için kendine online bir dükkan açmış. Bu dükkan http://icha.etsy.com/. Burada Ayça'ya ait bazı tasarımları bulabilirsiniz. Uluslararası bir site olduğu ve biz Türkler her yerde olduğumuz için sitedeki Türklerin çok desteğini görmüş.

Bir gruba üye olmuş, adı Isot Turkish Team. Arkadaşların ısrarları ile bir dükkan daha açarak fotoğraflarını da satışa sunmuş. Aynı zamanda ürünlerinin fotoğraflarını çeken ve istedikleri etkiyi yaratamayan satıcıların fotoğraflarını da düzenlemeye başlamış. Bu dükkanıma da http://ichaphotography.etsy.com/ ulaşabilirsiniz.

Fotoğraf Sanatı Kurumu'nda (FSK) Göker Müftüoğlu'ndan fotoğraf dersleri almış. İstanbul'da 2 fotoğraf gösterisi düzenlemiş ve pek çok insanı bir araya getirerek, fotoğraflarını sergilemelerini sağlamış. Elbette kendi fotoğraflarını da bu gösterilerde sergilemiş. 2008 yılında, FSK'nın desteklediği Özel Çocuklar ile ilgili bir fotoğraf projesinde yer almış. 2 yıldır devam etmekte olan, eşiyle birlikte hazırladıkları "Tren" projeleri de var. 5. Ankara Fotoğraf Sanatı Günlerinde (18-26 Aralık 2009) aktif olarak dernek adına görev alacak ayrıca.
Kısacası boş durmayı sevmeyen, yeni şeyler üretmeyi ve insanlarla paylaşmayı çok seven Ayça'nın günlük yaptıklarımı takip etmek için http://aycanindukkani.blogspot.com/


Not: Keko keko düğün fotolarından siz de çok sıkıldıysanız artık Ayça'yı arayın derim ben size. Üstelik o gün hep ikinci plana atılan damatlarla da onu anlayabilecek birinin ilgilenmesi ve onun da fotoğraflanıyor olması çok hoş değil mi...
Not 2: Ayça hayatıma girmek için çok geç kaldın var ya. Tüm kız arkadaşlarım evlendi nerdeyse ikinci tura dönecekler. İnşallah benimkileri, İrem'inkileri, Selin'inkileri, Pelin'inkileri, Günseli'ninkileri, Hülya'nın ve Selma Ablanınkileri, Ayşe'ninkileri, kardeşim ve onun arkadaşlarınınkileri çekersin. Kaç kişi kalmışız şunun şurasında görüyo musun?

11 Kasım 2009

Fado dinlemek isteyenler biletixe

Cada de Fados (Fado Evi). yarın akşam gideceğim sanırım. eğer siz de gitmek isterseniz http://www.biletix.com/event.htm?id=KLC25
"Carlos Saura'nın Fados filminde yer alan Portekiz'in en ünlü seslerini arka arkaya seyredeceğiz. Filmin muhteşem atmosferini yansıtan görseller sizleri Portekiz'e Fado'nun yapıldığı büyülü yerlere götürürken duygulanacak, aşık olacaksınız!" diyor Biletix. I'm pretty sure about that.
Hatta şimdi biletimi aldım yarın gidiyorum :)
ayrıca ben gidemeyeceğim ama cumartesi gecesi için bunu da http://www.biletix.com/event.htm?id=KLPI2 tavsiye ederim size. annemler burda olmasa giderdim yani ben.
Haftaya çarşamba da grubu ayarlayabilirsem şuna http://www.biletix.com/event.htm?id=KBAR3 gitmek istiyorum. Babylon'da iş çıkışı oldies...
Size bahsettiğim tiyatro hakkında da burdan http://www.biletix.com/perfList.htm?id=772&pst=EVENTGROUP bilgi edinebilirsiniz.

Gökyüzü çok güzel olmuştu az önce


I phonedan bu kadar oldu...

Zeynuşka'dan


Zeynep Müzayede'de

Beyaz müzayedeye gittiğimden bahsetmiştim size. En başından alırsak, bizim alt kat komşumuz milli bir ressam. Bütün sergi müzayede kokteyl açılış ne varsa herşeyden haberdar oluyoruz kendisi sayesinde. Sağolsun kardeşim de adamın bazı şeyleri alıyor ne ayıp yaa. Beyaz müzayede katologunu da almış. adam da gelip kapıyı çalmış burdaydı ama şimdi yok gördün mü diye. ta taaaaaaa... elif sonunda yakalanmış, ha haaa :) elif de demiş ki ben bakmak için aldım ama siz de çok soğuksunuz hiç iletişim kuramıyoruz. adam da gülümsemiş gitmiş. bir de istanbul müzayedenin katalogunu getirmiş. bilse ki bizim evde fazladan bir tane var (ah elif ah :) Neyse böylece haberdar olduk beyaz müzayededen.
Karoly de sağolsun bir vesileyle bana davetiye ve katalogu yolladı. kokteyle gidemedim çok trafik vardı da cumartesi müzayedeye gittim.
saat 13:30'da başlayacaktı ama ben 14:00 civarı varabildim ki hala başlamamıştı. İçerisi inanılmaz kalabalıktı. Tabi ki ayaktaydım. İlkin bi baktım herkesin elinde bayrakları. Ya dedim ki benim bayrağım yok keko gibi niye gelmiş bu der mi acaba insanlar bana dedim ama bana ne derlerse desinler dedim almadım bayrak. çünkü sözleşme imzalıyorsunuz. biri çalsa, unutsam ben onu bir yerde, erken çıkarım ben arkadmdan başkası alır bayrağı karışıklık olur, kafamı kaşırken teklif vermiş gibi olurum vs bi sürü detay. ne gerenk var insnalar bemi ayıplamasın diye. zaten çok varmış öyle izlemeye gelen. bir de tam önünde dikeldiğim kadın da kalktı, oh oturacak yer de buldum. Aziz Karadeniz geç kaldığından müzayede oldukça geç başladı. O yüzden de işi hızlı götürdü. Kesinlikle çok heyacanlı, sadece izlerken bile. umarım ben de bir gün koleksiyoner olabilirim ve güzel güzel tablolar alabilirim müzayededen.
neyse ortam çok kalabalıktı bir kere. telefonla katılan da çok vardı. racon arkada durmak tabi herkesi görmek. ben de en arkada olmasam da arka sayılacak bir yerdeydim.
karışıklığa fazlasıyla sebebiyet verebilecek bir ortam öncelikle. çünkü şöyle düşünün arkadan 1500 solumdan 2000 bambaşka bir yerden 2500 falan gibi belirsiz bir durum söz konusus. satıyorum dedikten sonra bayrak numarası söyleniyor. haliyle benim orada bulunduğum sürede 2 adet karışıklık oldu. 2 kişi itiraz etti. hatta bir tanesinin bayrak kaldırdığını ben görmüştüm. adam kalktı gitti, yanımdan geçerken diyecektim ben şahidim gördüm diye ama demedim :)
Neyse hukuki çok iş çıkar aslında ordan :)
Sonuç olarak ben artık katılabildiğim müzayedelere katılırım çünkü çok keyif aldım. size de tavsiye ederim.

Ayşegülüm Maldivlerden getirmiş...

Batıl İnançlarım ve Ben...


Bence bunun okumakla, hayat tarzınla vs hiç ilgisi yok. Aileyle de bence... Çünkü benim annem babam da hiç batıl inançla alakası olmayan insanlar. evimizde de konuşulmazdı. küçükkenki arkadaşlarımdan kaynaklanıyor olabilir. ya da benim içimde gizli kalmış bir ev kızı profili var. bilemiycem.
ama ben elden bıçak alıp vermem
kara kedi görünce saçımı çekerim
gelen forward maillere kıl olsam da minimum gereklilikteki kişiye çoğu zaman yollarım
nazara inanırım (blogumda da nazar boncuğu var zaten :) Ben kendimi böyle kabul ettim, sevdim. kimseye zararım yok en nihayetinde...
Bu konuya nerden geldim...
Sevgili yenegenim ............,
Sen bu satıları okuyacak yaşa heldiğinde bu blog ve Zeynep Teyzen ne alemde olur bilinmez ama, annen senin göbek bağının X lisesine gömülmesini istemişti, bense Harvard Law School'a. Arkadaşım da var orda şu anda gönderirdim bak, başka bir arkadaşım göndermişti biliyorum. Ama tabi annenin yanında bana bok yemek düşeceğinden senin göbek bağını o X lisesine gömdük. Daha doğrusu gömdüm. Benim yolumun üzeriydi. İçeri girerken güvenlik sordu ben de sırıtarak en sempatik halimle söylerim ama gülmek yok dedim. sonra da göbek bağı gömcektim dedim. adam da ben bilmem diyerek bayan güvenliği gösterdi. gülerek. kadın telefonda bi de suratsız eyvak dedim mıçtık. ama kadın da anne olacak ki ana yüreği anlar hesabı çaktırma diye zırt diye soktu beni kıyamam Allah razı olsun ondan. Aşağıda gördüğünüz çukuru kazdım. Bu arada az önce bizim arka bloktaki cafe bugunkü menüsünü mail atmış, yemeklerden biri şu: vejeteryan etli lahana!!! Neyse konuyu dağıtmayalım çukura koydum. İnanmazlar bana diye resimlerini de çektim.
Olay mahalinin uzaktan resmi bu da
işte böyle sevgili yeğenim. arkadaşlarına anlatırsın ne manyak anan ve zeynep teyzen varmış, burdan da gösterirsin gerekirse. sankim içimize seda sayan kaçmış.

DKNY indirim

Bu pazar DKNY'nin bir günlük büyük indirimi vardı. cumartesi uğradım, geçen kış sezonun ürünleri çıkacakmış. Pazar da annemler geldi gidemedim zaten. Armani'nin de 2 günlük büyük depo satışı Edirne'ye giderken olmuştu zaten :(
Neyse efenim DKNY İstanbul'da 11-18 KAsım tarihleri arasında Sonbahar sezonu elbiselerinde % 30 indirim varmış haberiniz olsun.

Moskova'da bir Zeynuşka

Zeynuşka'yı hatırlarsınız benim bi tanecik designer komşum, dostum, Güngör kızlarından biri. Kendisi eş durumundan bir süredir Moskova'daydı. Henüz ziyaret şansına erişemedik. Eriştiğimizde biz şanslıyız bizi Zeynuş ve Hakan gezdirecek ama eğer siz benim kadar şanslı değilseniz, ya da aslında Moskova'da yaşıyorsanız, sanat ve tasarım seviyorsanız Zeynuşka'nın yeni blogunu size gururla sunarım efenim. http://zenushka.blogspot.com/ If you are a legal alien in Moscow you shoud follow this English blog as an art/design/Moscow lover.
Cheers,

Vücut Kompoziyonu Analizi

yıllar sonra yine yapıldı. zaman içerisinde gelişme göstermişim üstelik bir senedir spor bile yapmıyorum :)
Bi kere metabolizma yaşım 27 çıktı ki bu çok sevindirici. Artık 27 yaşındayım desem yalan söylemiş olmam sanırım.
İdeal kilom 61.26 imiş :) Bu demektir ki daha yaklaşık 8 kilo alanilirim :) Allah korusun..
Obezite derecem 13.24 imiş.
Kilom düşük. Yağım normal (% 26,90). Olması gereken aralık 22-28 arası imiş. Benim biraz düşürmem lazım işte bunu. Özellikle karnımdakileri. Zaten başka bir sorunum yok :(
Yalnız enteresan olan şu ki, sıvı oranım da düşük çıktı. Ben ki hergün en az 1,5-2 litre su içerim. BAzı günle rçok daha fazla. Yazın 3 litre falan hatta. Ben de bile düşük çıktıysa su içmeyen arkadaşlarım sizi uyarıyorum kimbilir ne haldesiniz. Su için en iyi çözümüm yanımdaki 1 litrelik su şişem. Öğlene kadar 1 litreyi bitirmek hedefim genelde. Öğleden sonra da 1 litre yine. Sabah kalktığımda da 1 veya 2 bardak su içiyorum. Yine de azmış demek inanamadım.
Sonuç olarak herşeyim normal ve sağlıklıyım. Şükürler olsun. Hamdolsun hatta.
(Şükürler olsun bu kadar yeter teşekkürler demekken, hamdolsun teşekkürler ama biraz daha olsun demek gibiymiş. alın size secret. hamdolsun deyin yani:)

10 Kasım 2009

Eski Bir Arkadaş

Dün Kanyon'da üniversiteden eski bir arkadaşıma rastladım. Adı S. diyelim. S ile ikinci sınıfın sonunda samimi olduk. 4 üncü sınıfın ortalarına kadar da devam etti bu samimiyetimiz. Çeşitli sebeplerle aramız bozuldu. Daha sonra da pek çok dedikodusunu duydum hakkımda yaptığı. Bu arada kendisi tarafından bolca kullanıldım. Belki amacı bu değildi ama netice ona vardı.
Aylar önce S ile yine Kanyon'da karşılaşmıştık. Beni gördüğüne çok sevindiğini, benimle çok görüşmek istediğini söyledi. Numaralarımızı aldık, ama bana dedi ki sen ara beni, ben arayamam. Her zmanaki S işte. Benim arama niyetim yoktu çünkü hayatıma tekrar sokmak istemiyordum kendisini. Bu sebeple aramadım da zaten. Sanırım bana bozulmş olacak ki dün garip bir şekilde mesafeli tripli falan gibiydi. Şimdi insanların hatalarının arkadasında kasıt arama, affedici ol, falan filan vs bi süür kursa gidiyorum tamam onu da anlıyorum ama be kardeşim, sen beni takribi 1,5 sene kadar kullan, sonra hayatıma yeniden girmek isteyince de ben mi senin peşindne koşucam. Sen bana dostken ne verdin bütün enerjimi çekmekten başka (bir keresinde bize gelip 1 hafta boyunca bizde bunalım yapmıştı, sürekli onunla ilgilenmemi istemişti, beni hiçbiryere gödermemişti sonra ben de Edirne'ye gitmem lazım diyip yalan atıp kaçmıştım ama ben de bayaa şişmiştim. bunların sonunda ne oldu, bi kere ev arkadaşına bakıcılık yapmadım benden kötüsü olmadı, Frida gibiyim ben de vefa önemli şey, neyse) ne yaptın bana. Lazım olunca kullanmaktan başka. Beni geri istiyorsa bunun için o uğraşmalı. Ki onun case'inde uğraşsa da geri alamazdı ya beni neyse. Sinirlendim ben biraz da o bakımdan şeettim, paylaştım sizinle...

Dedikodunun büyüğünü unuttum

Cumartesi günü Sofa Hotel'deki Beyaz Müzayedeye gittim. Hayatımd ailk defa. Çok eğlendim, çok heyecanlandım. Detayları anlatırım çok işim var ama harika bir deneyimdi. Bu Pazar da Swissotel'de bir müzayede var. Tavsiye ederim şiddetle eğer ki ilginiz varsa.

Cuma ve Pazar

cuma gecesi hem yoga hem pilates yaptım :),
pazar sabahı yelkene gidemedik. pazar tüm gün evdeydik. terasta kahvaltı yaptık hava sebebiyle süperdi. sonra annemler geldi :) bir hafta kadar burdalar :)
kardeş de İzmir'deydi iş için. bu sabah geldi.

Seloş'un Elbisesi

Cumartesi gecesi üniversiteden arkadaşım Selin'in doğumgünü vardı Leblon'da. Liseden bir arkadaşımla birlikte gittik saat 11 civarı ki aman Allah'ım o Asmalımescit'in kalabalığı karşısında şaştım kaldım. Hatta o ha falan oldum. Bir uçtan bir uca yürümek yarım saat sürebiliyor. Köprüde kaza olmuş, Cuma gecesi iş çıkış saati gibi varın siz düşünün gerisini. Leblon güzeldi hatta biz 12:30 civarı mekandan ayrılırken daha da kalabalıklaşıyordu. Sigara yasağı sebebiyle herkesin sokakta olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Hava da güzeldi tabi. Neysem Seloş'un elbisesi çok güzeldi bakın resmini kodum buraya sizin için. Sordum nerden bu bazım deyü, arkadaşı Çağla'nın tasarımıymış efenim. Ben çok beğendim. Çağla daha önce moda ve iletişim sektöründe çalışmış. Sonra kendi koleksiyonu için kendi işini kurmuş. İyi de yapmış. Ayrıca tüm elbiselerden de tek beden dikiyormuş. Pişti olma ihtimali çok düşük yani. Çağla ile irtibata geçmek istersek diye Selin'den e-mail adresini aldım. Çağla: cacab@hotmail.com
Leblon'dan sonra biz Haluk'la (bkz. Ergene Uzunköprü Köftecisi ve Trak Ajans) buluştuk. Bir süre Tünel meydanda takılalım dedik ama bira almayı beceremedik. Keve'nin bahçesinde yer bulduk ve orada konuşlandık iki saat kadar. Eski dostlarla sohpet güzel oldu. Sonra da evceezimize gittik zaten evde de Günseli vardı biraz da onunla sohpet ettik oldu mu sana saat sabah 4:00. Bir cumartesi gecesini de böyle noktaladık.

06 Kasım 2009

4 kasımda cigdomum da 30 oldu






sushi, şarap, bira, kızlar, sohpet, 30

pictures are taken by Çiğdem

4,5 aydan fazla bir zamandan sonra dün gece ilk defa 3 tane sigara içtim. şimdi canım istemiyor ama başka içmeyeceğim. kimse tek kelime etmesin içmeyeceğim dedim.

yapmak istediklerim

1) "This is it" filmini izlemek. Michael Jackson'ın son konser hazırlıklarına ilişkin bir begesel.
2) "İki Dil Bir Bavul" filmini izlemek.
Galeri Apel'de fotoğraf sergisinden bahsetmiştim size. Şakir Gökçebağ'ın. 5 Aralık'a kadar açıkmış Fransız Sokağı'nın oralarda. Ayrıca geçtiğimiz cumartesi Şakir Gökçebağ ile Radikal Cumartesi'de röportaj vardı.
Mevhibe İnönü'nün kıyafet ve aksesuarları, özel eşyalarıyla birlikte İstanbul Moda Akademisinden sergileniyormuş.
Uz biletleri satışa çıktı bu arada.
3) Beyaz Müzayedeye gitmek
4) Vakit bulabilirsem kalan Bienal mekanlarını gezmek. Bu haftasonu son biliyorsunuz.
5) Kuzguncuk Türküsü isimli tiyatroyu izlemeke. Üsküdar Tekel Sahnesinde. tel: 0 216 532 02 03
6) Shopping & F.....g isimli tiyatro oyununu izlemek. www.go-dot.org

Zeytinyağlı Türlü

küp küp soğanarı doğra (doğramak istemezseniz tüyomu unutmayın ;) dondurulmuş soğan)
üzerine taze fasülye
sonra patlıcan
sonra kabak
sonra yeşil biber
sonra kırmızı biber,
domates (küp küp)
zeytinyağı, tuz, toz kırmızı biber, şeker
kısık ateşte kendi suyu ile pişir

Zeytinyağlı Kereviz ve Tekme Tokat Turşusu

o da ne demeyin. yukarıdaki turşular işe. teyzemin yaptıklarından. normal turşu gibi değil. su d ayok içinde. tuz ve sirke ve azcık. gelen geçen şişeye vuruyo sallanıyo turşu öyle oluyor. o yüzden adı tekme tokat turşusu. tadı da inanılmaz lezzetli.
Ben bayaa yemek yaptım bu sefer. Türlü, taze fasülye ve kereviz. Annem yardım etti tabii, tarifler de ondan.
Kerevizi soy. Yarın ay şeklinde ince ince doğra ve tencereye diz.
soğan, havuç, domates, yeşil ve kırmızı biberi küp şeklinde doğra ve sırayla üzerine koy.
kereviz yaprağını doğra ve üzerine koy.
yarın limon veya 1 portakal suyunu da üzerine dök.
tuz, şeker, zeytinyağı.
kısık ateşte yavaş pişir (kendi suyuyla)
karıştırmak yerine tencereyi salla arada.
domates yoksa kışın domatessiz de olur.
afiyet olsun.
öperim.

İşte o Şarap :)


Bilemedim Ne Başlık Atsam

Dün gece Karoly'nin Galata'dak, yeni evinde (evi çok güzel, özellikle kitaplığına tek kelimeyle bayıldım, bir gün yaptırmak istersem designını çalabilirim, keşke fotografını çekseydim) yemekteydik.
O kadar çok şarap içmişim ki sayısını hatırlayamıyorum bile. Dolayısıyla söz konusu şaraplar hala damarlarımda gezinmekteler. Bu sebeptendir mahmurluğum bilesiniz.
Şarap demişken şunu da belirtmek isterim ki, Edirne'deyken Kipa'dan 3 adet şarap almıştım. Biri yıllaar önce yani üniversite son sınıftayken yani 2002-2003 senesindeyken bol bol içtiğimiz, görünce resmen nostalji yaşayıp atladığım Kavaklıdere'nin Premieur (böyle yazıldığından emin değilim) Öküzgözü. Fransa'da bir adet varmış, her kasım ayının üçüncü haftası son hasat çıkarmış böyle. Kavaklıdere'nin de son hasadı bu. Normal öküzgözüne göre daha ucuz. Neyse biz bunuoldkça beğenirdik. Fakat bu şişe mi iy değildi yoksa benim damak zevkim mi değişmiş bilinmez, beğenmedim.

Diğerleri ise görünce şaşırdığım ve sevindiğim Melen şarapları. Melen şarapları yanılmıyorsam Şarköy taraflarındaki üzümlerden yapılıyor. Bulmak çok zor, çünkü her yere verilmiyor. İstanbul'da yalnızca Asmalımescitte bir meyhane vardı. Hemen aşağıda görmüş olduğunuz Merlot'u aldım. Saklamalık bir şarapmış. Uygun koşulları bulabilirsem saklamak istiyorum.

Diğeri ise daha günlük bir şarap. Hamur ürünleri ile önderildiği için akşam Karoly'lilere bunu götürdüm. Malum İtalyan makarna yiyeceğiz. Bu şarap Merlot, Gamay ve Cinsault üzümlerinin karışımından. Şöyle söyliyeyim Edirne'ye gittiğimde Kipa'da ne kadar ulursam hepsini alacağım. Bu 2006 yılına ait olandı. İçimi çok kolay, acayip hafif çok çok güzel bir şaraptı. Bunun üzerine diğer Merlot'u çok merak ediyorum artık.

Neyse Edirne'de cuma günü annemin 5 inci kemoterapi seansına gittik. Bu sefer ikimiz de çok rahattık kaşarlandık tabi :) 4-5 saat nasıl geçti anlamadık bile. Yalnız Barış isimli gencecik bir çocouk vardı. Ay nasıl da güzel yüzlü. Testis kanseriymiş. Annesi ve babası yanındaydı hemşireye dert yanıyordu fazla ilgiden sıkıldım artık diye :) İyi olsun şu cocuk yaa dualarım seninle Barış. Alkollü dualarım kabul olur mu bilmem ama :)

Ulaş ve Hale'nin doğumgünümde bana aldıkları kitabı okumaya başlamştım yolda. İşte kemoterapide okudum bitirdim. Yazarı Tania Debi, adı "Tek Başıma". Ataköy Marina Yacht Club yayınlarından. 18 yaşında yelkenliyle başladığı dünya turunu 2 yılda tamamlayan Tania Debi'nin bu seyahata ilişkin kendi kitabı. Bi kere insan biraz depresif oluyo ulan naptim ben 30 senedir diye. Kız üniversite okumak yerine yapıyor bunu mesela. İnanılmaz bir kitap daha doğrusu inanılmaz bir serüven. Nasıl özendim tarif edemem. Tek başıma olmasam da bir gün mutlaka en azından Panama Kanalından başlayıp Kızıldeniz'in sonuna kadar olan rotayı gezmeyi çok çok isterim. Balayım için Maldivlerden vazgeçtim :) Mrkizler, Tahiti ve Moorea yeni isteğim :)

Mesela şimdi biz Art of Living ve bi sürü kitapla taa ne zaman anlıyoruz ya "doğan her yeni günü sakince kabullenip, ne olursa olsun elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışma en önemlisi" diye taa 20 yaşınd ahayatın anlamını çözdü kız okyanuslarda tek başına.

sonuç olarak kitabı okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

Bi de sonra dergi okursan Fas'a gitmeyi çok istedim.

03 Kasım 2009

Öğlen

Harvey Nichols'un içindeki ReVive ürünleri ile ücretsiz cilt bakımı randevum vardı. Çok öyle cilt bakımı gibi değildi maske krem falan ama pelte gibi oldum resmen. Hala da öyleyim. Yeminlen çıktığımda yürüyemiyordum öyle bir hal yani anlatamam.
Camel rengi paltı arıyorum. Hani bu sezon çok modaydı. İstediğim gibisini geç nerdeyse hiçbir yerde yok. Max Mara'da 3.000'lik var bi tek vitrinde mankenin üstünde duran, o güzel ama güzel yani. Neyse dedim deniyeyim belki güzel durmaz, ki nitekim durmadı gibi ama büyük bedeniydi. Vitrindeki 36 çıkaralım mı dedi, çıkarmayın dedim. Aramaya devam. Bi de camel palto diyorum herkes pantalon anlıyor yaaa. Pelte gibi oldum ya ondan konuşamıyorum da herhalde, anlamıyo kimse. Ay işkence çekmekteyim.
Böyle kokoş olsam, zengin kocam olsa. Bu sabah spora gittim misal. O zaman sabahın 7'sindeki derse değil de 11'deki derse girsem. Çıksam kendime camel palto arasam. Bulamadım Nişantaşına gitsem. Bulamadım İstinye Parka. Bulamadım New York veya Parise. Ta ki aradığım paltoyu bulana dek. Sonra cilt bakımına gitsem. Oksijen terapi, masaj allah ne verdiyse artık. sonra da bütün öğlen uyusam. Amaan neyse yaa buna da şükür.

02 Kasım 2009

Shiseido Göz Farım

vardı ya resmini koymuştum kahverengi. eğer ondan almak isterseniz limangoda satışı başlamış bugun 49 lira. haberiniz olsun.
bu arada ablanız geçen hafta spora yazılmıştı bilmezsiniz siz allem ettiler kallem ettile rüye yaptılar beni, bu sabah 6'da kalktım 7'deki yoga dersine girdim de işe öyle geldi. Allah be azim ve şevkimi daim etsin inşallah. Amin. haliyle flamencoya ara verdim şimdilik bakalım kısmet :)
Edirne güzel geçti. Kemoterapi çabuk oldu anlamadık zaman çabuk geçti yani, annem iyiydi maşallah nazar değmesin inşallah tüh tüh tüh.
Siyah moleskine'm bitti kırmızı buldum bu sefer yenisine başladım.
Hepimize iyi haftalar.