31 Mayıs 2012

Biri benimle dalga geçiyor

olabilir mi acaba, bilemiyorum. Hani dün yeni iş çıktı erken ayrılmaya çalışıcam diyorudm ya, herhalde benim için doğrusu bu o yüzden böyle oluyor falan diyordum, pat bugün o iş ertelendi gibi oldu yani rahat olabilirim önümüzdeki haftadan itibaren gibi duruyor ama hadi bakalım hayırlısı diyorum, ne desem bilemedim vallahi. Hem de öyle bir ertelendi ki kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi.

Tam da olması gerektiği gibiyiz

Hepimiz nasıl da birer küçük burjuva oluverdik böyle. Tecavüz neredeyse yasal olacak kimsenin umrunda değil. Ben dahil. Böyle buralardan yazıp duruyoruz. Çünkü bizim daha önemli problemlerimiz var. Çok çalışıyorum, hiç tatil yapamıyorum, Allah'ım evlilik hazırlıklarım ne alemde? Beymen'de en uzun kelebek varmış, sergiye gidemedim, çok para harcıyorum, param kalmadı. Tam da kapitalizmin istediği olmadı mı. Büyük bir hazla tecavüze uğruyoruz ve yaptığımız tek şye söylenmek.
Hepinize günaydın.

30 Mayıs 2012

Çat diye çatlamak üzereyim

Allah'a şükür yani söylenmek istemiyorum ama hakikate çatlamak üzereyim. Çalışmaktan. Böyle bir şey yok. Hayır tam rahatlarım derken yeni bir iş çıktı önümüzdeki 1 ay da böyle olacak belli oldu. Ama yeter artık. Gerçekten. 1 Haziran, cuma. Harekete geçeceğim.

27 Mayıs 2012

Duvak Provasından

 Dünyanın en güzel ve en rahatsız gelin ayakkabıları :( Miu Miu Yanda duran ten rengi muhteşem ayakkabı da Miu Miu








Duvak Provası

Dün duvak provam vardı. Bazı kız arkadaşlarım da geldi. Beymen bize şampanya patlattı. Kızlar ducağımın üzerine dualarla pirin, şeker, çörekotu vs attılar. Çikolata ikram ettiler. Gerçi ben henüz duvağımız beğenemedim, bir sonraki prova için başka bir duvak yapacaklar bana.
Çıkışta yer bulabildiğimiz tek yer olan Biber'de oturduk. Servis rezaletti. O sakil küçücük şeyler de inanılmaz pahalıydı. Bir daha gitmem.
Sonra Canes'e gelin ayakkabısı baktım. Zira Beymen'de beğendiğim Miu Miu ayakkabı muhteşem olmasına rağmen çok rahatsızdı. Anladım ki hem rahatlık hem güzellik biarada, düğün gecesi, zor anam. Neyse Canes'te Miu Miu benzeri bir ayakkabı denedim. Nerdeyse aynı fiyattı ve daha rahattı. Esas çok rahat bir platform topuk vardı. Sıkı durun şimdi. 950-TL'ydi. İnanamadım. Üstelik bir daha da asla giymem. Hatta Çiğdem dedi ki, onu alırsan hakkımı helal etmem. Yok dedim ben onu alırsam esas hiç affetmem kendimi. Sonuç olarak önce Divan sonra Pabucci'ye gitmeye karar verdim.
Sonra ofise geldim. 00:30'a kadar çalıştım. Eve gittim. Ale'ye sarılıp ağladım. Çok sinirim bozuldu. 3 haftadır Almanca dersi alamıyorum. Bir bakıcam iş bitmiş, benim oturma iznim yok, mal gibi ortadayım. İşler bir türlü hafiflemiyor. Gerçekten çok sinirlerim bozuldu. Cevza'yı dinleyip Mayıs sonunda işi bırakmalıydım. Ama konuşucam patronumla. En erken ne zaman bırakmam mümkün olursa o zaman bırakacağım yoksa düğüne kadar kafayı yiyeceğim.
Tahmin edebileceğiniz gibi şu anda yine ofisteyim. N'olur dua edin benim için de bu haftayı kolaylıkla atlatayım. Lüffen.

25 Mayıs 2012

Ay birden heyecanlandım

Çünküüü sonunda otelle sözleşmeyi imzalayabildim. Terzi kendi söküğünü dikemez hesabı haftalardır bir sözleşmeye bakamamıştım. yalnız çok komik okurken direkt sözleşmedeki tapajları sakillikleri falan düzeltesim geliyor böyle anlatamam :) Neyse artık en kötü ihtimalle yemek ve içkimiz var. Hem de yabancı içki de dahil :) Yaa uzun zamandır diyordum ya heyecana giremedim diye, hah işte bugün girdim. Ben evleniyoruuuuuuuum :) Dün gece bir buçuğa kadar çalıştım ama problem değil, yapacağım ben bu işi :) Allah'ın izniyle tabi.

24 Mayıs 2012

Ben yapmaya başladım :)


Seni seviyorum, sana teşekkür ediyorum, beni affet

İster inanın, ister inanmayın.


İnanmıyorsanız Google’a girin, kendi gözlerinizle görün.
‘Dr Hew Len’ yazın.
Ya da ‘Ho’oponopono’...
Tonla dosya ve film çıkacak karşınıza.
Tabii aksine inananlar da vardır.
Ama tüm dünyada uygulanıyor ve ciddiye alınıyor.
Birkaç gündür ben de yapıyorum.
Birine sinir mi oldum? Trafikte mi sıkışıp kaldım? Param mı yok? İlginç röportaj konusu mu bulamıyorum? Alya’ya mı kızıyorum? İstediğim hızda kilo mu veremiyorum?
Duruyorum...
“Bu içinde yaşadığım her neyse, sorumlusu yüzde 100 benim” diyorum, “Seni seviyorum, sana teşekkür ediyorum, beni affet.”
Kime mi diyorum?
Bilinçaltımdaki bir hatıraya, hatalarıma...
Gün içinde defalarca söylüyorum.
İnanmayacaksınız ama olumlu birtakım gelişmeler de yaşadım.
Ki ben böyle şeylere itibar etmem.
Enerji- menerji laflarını duyduğumda kaçarım.
“Ama o kadar basit bir şey ki, ulan uygulasam ne kaybederim?” dedim, isterseniz siz de deneyin, sonuçlardan beni de haberdar edin.
Dr Hew Len, bir workshop için İstanbul’a gelmişti, karşısına dikildim, sorularımı sordum...

- Dr. Hew Len, sizinle tanıştığım için heyecanlıyım. Ama tam da anlamadım ne yaptığınızı. Siz nesiniz? ’Temizlikçi’ miz? ‘İyileştirici’ mi? Özel güçleriniz mi var? Uzaktan enerji mi yolluyorsunuz?
- Hiçbiri. Ben sadece eğitmenim. Dünya, sorunlarla dolu. Sizin de sorunlarınız var, benim de. Herkesin var. Bu sorunlardan çok basit bir yöntemle kurtulmak ve özgürleşmek mümkün. İşte son 20 yıldır, dünyanın her köşesini gezip, eğitimler verip, insanlara o yöntemi öğretiyorum.
- Öğrettiğiniz yöntemin adı Ho’oponopono. Nedir bu Ho’oponopono?
- Bir tür temizlik. Bilinçaltındaki bir hatayı düzeltmek için yapılan bir temizlik. Herkesin kendi başına yapması gerekiyor.
- Ve bilinçaltındaki o hata düzeliyor... Öyle mi?
- Evet.
- Nasıl?
- Bu sistemin nasıl çalıştığını ben de bilmiyorum. Ben sadece bilinçaltımla konuşuyorum, “Seni seviyorum. Teşekkür ederim. Beni affet” diyorum. Divinity (Tanrısal Akıl), kutsal güç ya da Tanrı, artık siz ne isim veriyorsanız; eğer siz gerçekten hazırsanız, o kaydı, o hatırayı siliyor ve hatanız düzelmiş oluyor. Siz de sorununuzdan kurtuluyorsunuz.
- Şimdi tabii benim bunu hemen anlayabilmem ve ikna olabilmem çok mümkün değil... Baştan başlayalım: Siz eğitmensiniz ve insanların problemlerini temizliyorsunuz, birkaç cümleyle...
- Hayır, ben sadece kendi temizliğimi yapabilirim. Sadece kendi bilinçaltımı temizleyebilirim. Başkalarını temizleyemem. Ho’oponopono’nun özü şu: Hayatta, başımıza ne gelirse gelsin, sorumlusu biziz. Her şey bunu kabul etmekle başlıyor. Yok öyle bahane bulmak, mazeret üretmek, topu başkasına atıp kaçmak, suçlamak, yargılamak... Biriyle mi tartışıyorsunuz, bir sorun mu yaşıyorsunuz, bir çıkmazda mısınız, önce sorumlunun kendiniz olduğunu kabul edeceksiniz. “Şu an yaşadığım neyse, sorumlusu yüzde 100 benim” diyeceksiniz.
- Peki, diyelim ki dedim...
- İşte o yaşadığınız sorun, beyninizdeki bir hatıra, bir kayıtla ilgili...
- Ya öyle değilse?
- Öyle. Ve o kayıtlar, devamlı kendini tekrarlıyor. Oysa sıfırlansa, o kayıt kaybolsa, o problemleri yaşamayacaksınız. İşte onları ‘temizlemek’ için neler yapabileceğinizi öğretiyorum size. Ama kimseyi zorlamıyorum. Denemesi bedava. Ben ho’ponopoyu’yu 20 yıldır uyguluyorum, işe yaradığını da görüyorum. Üzerine kitaplar yazdım. Dünyanın 17 ülkesine workshop’lara gittim. “Seni seviyorum, teşekkür ederim, beni affet” dediğimiz zaman, içimizdeki bizi temizleyebilecek Tanrı’ya ulaşıyoruz.
- Hangi kelimeler, cümleler olduğu önemli mi?
- Çoook. Pişmanlık ve affetme içermesi gerekiyor. “Özür dilerim, yaşadığım her neyse, benim yüzümden oluyor, beni affet” diyorsunuz, “Bilinçaltımdaki hangi hatıradan dolayı bunu yaşadığımı bilmiyorum ama bana bunları yaşattığın için teşekkür ederim ve affımı dilerim...”
- Yaşadığımız o olumsuz şeylerin, hangi hatıradan kaynaklandığını biliyor muyuz peki?
- Bilmemiz gerekmiyor. Onu Tanrı biliyor. Tanrı her yerde. O her şeyi biliyor. Ve zamanı geldiyse, bizim içten yakarışımıza ikna olursa, siliyor. Bakın ben bu ülkeye gelmeden temizlik yaptım, bu şehre, bu otele gelmeden de. Gelince de. Sizinle tanışmadan da yaptım...
- Neden?
- Çünkü sizinle tanışmamızın bir sebebi var. Niye başkası değil, siz? Niye bu röportajı sizinle yapıyorum. Bilmiyorum sebebini. Ama hiçbir şey tesadüf değil. Madem bizim kaderlerimiz kesişti, herhangi bir olumsuzluk yaşamak istemedim. Yaşamamak için de, siz benimle görüşmeye gelmeden, “Bilinçaltımdaki hangi kayıt yüzünden bir araya geliyorsak teşekkür ediyorum. Seni seviyorum. Ve beni affet” dedim. Ben bu oturduğum koltukla da ilgili temizlik yapıyorum. Sadece canlı varlıklar değil, cansız varlıklar da temizliğimin bir parçası...

HATALARIMLA AŞK YAŞIYORUM

- Günde kaç kere bu cümleleri tekrarlıyorsunuz?
- Binlerce kez. Durmaksızın. Sizin yanınızdan ayrıldıktan sonra temizlik yapacağım, havaalanına giderken de, uçağa binerken de...
- Siz aslında olmuş, olan ve olacak negatif şeyleri kışkışlıyorsunuz, öyle mi?
- Hayır, tam tersine, negatif duygularıma aşık oluyorum!
- Anlamıyorum...
- Onlara, “Seni seviyorum ve teşekkür ediyorum” diyorum.
- ‘Düşman’ı tekmeleyeceğinize, bağrınıza basıyorsunuz...
- Aynen öyle. Hatalarınızla aşk yaşıyorsunuz! Direnmemeniz gerekiyor. Çünkü direnirseniz, tekrarlar. Kabul edeceksiniz. Ve gittikçe sakinleşeceksiniz. İşler yoluna girecek.
- Bu cümleleri tam olarak kime söylüyoruz?
- Hatıralarımıza, içimizdeki hatalara. Onları sevdiğimizi söylüyoruz. Bu başlangıcı. Tabii başka yollar da var. Ama en basiti bu ve bunu herkes uygulayabilir. O kadar basit ki.
- İyi de tıp diye bir şey var dünyada, psikoloji var, terapi var, Freud var, psikanaliz var... Siz hepsini bir yana koydunuz...
- Hayır, öyle değil. Bu da onların yanında bir yöntem. Tıp dünyasından olup da Ho’oponopono’dan
yararlananlar da var.
- Peki ya problem düzelmezse, ne diyeceğim, “Zamanı değilmiş mi?”
- Evet.
- İyi de bu yönteme nasıl inanayım o zaman, düzelmeme ihtimali var...
- Siz bilirsiniz, isterseniz inanmayın. Dileyen denesin ve hayatındaki değişiklikleri gözlesin. Sadece üç cümle: “Seni seviyorum, teşekkür ediyorum, beni affet...”

AKIL HASTALARINI UZAKTAN TEDAVİ ETTİM

ÖLÜMSÜZ RUH
Eğer temizliği uygulamazsan, hayat ve ölüm arasına sıkışırsın ama temizliği yaparsan,
kutsal bir varlık haline gelirsin
ve hiç bir zaman ölmezsin. Ölümsüz olursun...

- Akıl hastalarıyla da çalışmışsınız ve onları uzaktan tedavi etmişsiniz...
- Evet, çünkü onların o halde olmasından da ben sorumluyum.
- Nasıl yani? Niye sorumlu olasınız, onları tanımıyorsunuz bile...
- Hayır, teknik olarak yaratılıştan itibaren tanıyorum. Ben sorumluyum onların o halinden. Dünyada olup biten her şeyden sorumluyum. Onlar için de temizlik yaptım ve yıllar içinde çok büyük gelişme gösterdiler. Zaten bu olay üzerine kitap yazıldı.
- Siz deli değilsiniz değil mi?
- Hayır.
- İyi de bu nasıl işe yarar? Birtakım insanlar hastanede ve siz onları uzaktan iyileştirdiğinizi söylüyorsunuz...
- Siz didiklemeyi bırakıp, sonuçlarına bakın: Hepsine faydası oldu. Artık kavga etmiyorlar, sorun yaratmıyorlar. Daha sakin ve daha huzurlular...
- O zaman biz depremlerden, kasırgalardan, savaşlardan, kısacası bu dünyada olan biten her şeyden sorumluyuz...
- Aynen öyle. Ama dünyada herkes kendi temizliğini yaparsa dünya daha yaşanılacak bir yer olur.
- Hayatın sırrı ne?
- Pişmanlık ve affetmek.
- Hayatta en önemli şey ne?
- Saf ve temiz kalpli olmak.
- Reenkarnasyona inanıyor musunuz?
- Evet.
- Neden?
- Bilmiyorum içimdeki ses, inan diyor.
- Hepimizin içimizdeki sesi mi dinlemesi lazım?
- Evet, yeteri kadar temizsek, o ses bize hep doğruları söyler.
- Hikâyeniz nedir?
- Yıllar evvel bu yöntemi anlatan bir workshop’a gittim. Neden gittiğim hakkında hiçbir fikrim yoktu. Zaten bir gün sonra, “Saçmalık bütün bunlar” dedim, terk ettim. Ama içimdeki ses, “Geri git” dedi, gittim, yine terk ettim, üçüncü seferde workshop’u tamamladım. Ve ikna oldum. Tüm yüreğimle Ho’oponopono’ya inanıyorum. Yoksa zaten bütün dünyayı gezip anlatmam, 73 yaşında bir adamım. Çok da sevmiyorum seyahat etmeyi. Yoruluyorum.
- Bu yıl nerelere gittiniz? Nasıl bir hayatınız var?
- Japonya, Tayvan, Kore, Birleşik Arap Emirlikleri, şimdi İtalya, Fransa, Romanya...
- Allah kolaylık versin. Sizi seviyorum, size teşekkür ediyorum ve beni affedin diyorum...

 Ayşe Arman'dan

Bu kıyağımı da unutmayın ;)

aynı göz farklı kalem/eye liner teknikleri ile nasıl gözüküyor. Ben bayıldım bu resme. Yarın sabah sağ üsttekini yapmaya kasacağım :) Sol en alttaki de güzel o da olabilir. Çıktısını alıp aynanın yanına asmak lazım.

X Abi

Bizim ofiste bir X Abi var, gece bekçisi gibi. Bir gece yine ofiste sabahlıyoruz. Ben bir odaya girdim biraz kestireyim dedim. Gecenin bir körü pat kapı açıldı ışık yandı. Elinde kova ve yer silme zımbırtısından. X Abi ben uyuyorum şimdi sonra yap dedim. Zaten zor uyumuşum. Dur hemen yapıp çıkıcam dedi bütün odayı sildi, sonra çıktı. Ben de bi daha uyuyamadım tabi.
bizim outlook'un 3. ve son etabı olan summiti yapan bir arkadaşımla konuştum şimdi. çıkmışlar. ay nasıl heyecanlandım anlatamam. içime bir coşku yaşama enerjisi geldi resmen onun sayesinde. bu içimizdeki coşku hep olsa. kandil bugün dileğim coşkumuz hep olsun. hepimizin.

Kadın olmak

zor bazen. Sabah korkunç bir kasık ağrısı ile uyandım. Üstelik reglim yakın bile değil. Üşüttüm sanırım bu sakil havalar yüzünden. Daha önce, geçen sene sanırım, bu kadar kötü ağrım olduğunda apandistten şüphelenmişlerdi ve mr falan bile çekilmişti. Bu sene o yüzden doktora gitmedim. Sıcak su torbamı yaptım, minoset plus'ımı aldım yattım. Bu arada belirtmeliyim ki annem kemoterapi görürken bile doktorun tek verdiği ağrı kesici minoset plus'tı. Sanırım yan etkisi en az olan. Neyse arada televizyona baktım biraz iyicene olunca, televizyonda Sezen Aksu'nun seni yerler klibi. Nostalji kuşağı yapmışlar. Ay aklıma lise geldi. Biz lise sondayken 29 Ekim'de son sınıflar olarak gösteri hazırlardık. Okulun kuruluş yıldönümünü anma babında. Ay ne kadar eğlenmiştik onlara hazırlanırken anlatamam. Şov günü okulumuzun dandik ses sistemi doğru düzgün çalışmadığı için, özetle dandik olduğu için, kimse sesizimizi duymamış. Biz sahnede kendi kendimize takılmışız. Bu duruma o gün çok moralimiz bozulmuştu ama şu anda düşününce acayip komik geliyor bizim o halimiz. Neyse efenim nerden geldik buraya, bizimkilerden bir grup bu klibe canlandırma yaptı. Şimdi bunlar klibe çalışmak için o zamanın Edirne yerel televizyonu Trakya TV'ye gidiyorlar. Diyorlar ki şarkıyı çalar mısınız evde videoya kaydedeip çalışacağız. Gidenler Banu ve Zeynep'ti yanlış hatırlamıyorsam. Adamlar da bunlara diyorlarki tamam oturun sizi kamereya çekeceğiz istek parça istiyorsunuz diye. Ay bugün onların o hali gözümün önüne geldikçe hala çok gülüyorum. Ben hiç izlemedim ama kendi tahminim bile beni çok güldürüyor. Ayrı Trakya TV bir dönem Edirne'de ağaçlara kamera koyar, müzik çalarken ortam görüntüsü verirdi. Bir gün biz Elif'le okul çıkışı yürürken o kamereya yakalanmışız annem görmüş. Böyle arkadan ikimiz kol kola girmişiz, çantanın olduğu yerde mont omza kaymış, biz yürüyoruz, kamera da arkadan çekiyor. Ergenlikte düşünün nasıl bir depresyon o ay rezil oldum, ya biri gördüyse diye.
Size anlatmış mıydım bir çok güldüğüm hikaye daha vardı. Galiba 10 uncu sınıftık. Tabi mat 3 aldığımıza göre 10. sınıftık. Orhan Patır diye bir matematik hocamız vardı kulakları çınlasın. Kredili sistemiz o zaman. Bizim okul da Edirne'nin biraz dışında. Servisle gidiyoruz ama kredili sistemde 9.-10. derslere kalanlara artık servis kalmıyor mecburen minibüsle dönülecek. Bizim okulun olduğu yerden de o saatlerde çok sık geçmiyor. Bir gün ders çıkışı Patır bizimkilere diyor ki çocuklar söyleyin minibüs şöförüne ben geleceğim beklesin. Sonra bizimkiler tam okuldan çıkarken Patır bir daha görüyor bunları, o sırada okulda arabası olan başka bir öğretmenle dönmeye karar vermiş, ve bizimkilere diyor ki çocuklar söyleyin şöföre ben gelmeyeceğim. Size belki çok komik gelmez de tabi ben insnaları falan tanıyınca öyle çok gülüyorum ki bu hikayeye. Bizimkiler de çok komiklerdi, minibüse binince adama "abi Patır gelmiycekmiş" diyorlar. Tabi şöfor bön bön bakıyo noluyo lan diye.

23 Mayıs 2012

Bunları biğendim

 Fotoların bazılarını Kristal Küre'den aldım, öncelikle :) Şu gelin başını biyendim. Düşünebilirim.
 Bu çantanın hastası oldum ama Chanel'miş, hiç şansım yok ama düşer yakında ucuz yerlere. Görürseniz haber edin hatta hediye alın :)
 Bikini Victoria Secret, çok güzel. Alışveriş idyetinde olmasam kesin alırdım ama bakması da güzel. Tüketim kötü şey.
 Çok bi masum geldi bu kızceğiz bana.
 ya bu kadın da neydi ne oldu yaaa... bi blonde salad'a bi de buna uyuzum valla resmen uyuzum. hasetlik de olabilir :)
 Benim ayaklarıma yakışmaz ama yine de çok güzelmiş. Mulberry.
 Bu kızın da makyajını beğendim, gelin makyajım olabiler.
 Bu kızın makyajını günlük makyaj için beğendim.
 Bunlar da Gucci'nin elbiseleri, pek bir güzeller, bana da çok yakışır :)

Bu aralar bunu okuyorum

Gecenin köründe yorgun argın eve gidince bir kaç sayfa okumak için chick litten iyisi olmaz. Marian Keyes'in kitapları da buna çok uygun ama bu biraz daralttı beni. Zira biraz P.S. I Love You tadında. Biliyorsunuz ben o filmi izleyip dağılmıştım annem hastayken. Bunu okurken dağılmıyorum ama biraz gereksiz yani. Okumasanız da olur.

amanın kızlar toplanın haberim var

Dün cilt doktoru Prof. Dr. Gönül Ergenekon'a muayeneye gittim. Muayenehanesinde değil Florance Nightangale Çağlayan'da. Toplantısı olduğu için yarım saat gecikti. Özür de dilemedi. Ama öyle hükümet gibi kadınki ben pıstım resmen. Bir ara boğazı gıcık yaptık su getireyim mi falan oldum. Çok hoş bir kadın ve cildi de çok güzel. Neyse efenim bana şu yukarıda gördüğünüz Obagi System Professional C Serumu önerdi. Nerdeyse damardan C vitamini gibi. Bana %15'i önerdi. %5'i var gözler içinmiş sadece. %10, %15 ve %20 var bir de. Onlara artık cilt tipinize göre doktor karar veriyor. Sadece dün gece ve bu sabah sürdüm ama etkisine inanamadım. Bana mı öyle geliyor bilmiyorum ama yumuşacık ve ışıl ışıl hissediyorum kendimi. Düğüne kadar parlamak istiyorum dedim. Tamam parlatalım seni dedi. Hatta ve hatta bir şey yapmasanız da çok güzel gelin olursunuz dedi çok mutlu oldum. Dr. Halil Beyazıt'ın verdiği papulex kremi de beğendiğini söyledi. Onlar durusn şimdilik, atma yine kullanırsın ama şimdilik sadece verdiklerimi kullan dedi. Eczane sadece bu ve güneş koruyucu krem vardı, ben de şimdilik onları kullanmaya başladım. Bakalım ileride nasıl olacak?
Bir ara vitamin enjeksiyonu yaptırmayı da planlıyorum. Anlatırım yaptırırsam bakalım.
Prof. Dr. Gönül Ergenekon Muayenehane tel: 0 212 234 21 92, 232 21 60
Yüzünü çok fazla yıkama dedi. Daha doğrusu yüz yıkama jel/sabun vs ile yıkama dedi. Topicrem'in yüz temizleme suyunu verdi. Henüz onu alamadım ama bende Bioderma H2O olduğundan ve de benzer olduğundan onunla yüzümü silip arkasından normal suyla durulamaya başladım. Sonra gece bu serumu sürüyorum. Gece için bir krem daha verdi ama onu da henüz alamadım. Sabah yine bu serumu sürüyorum üzerine Bioderma'nın photoderm A.R. 50 Sbf'sini sürüyorum. O kadar. Başka bir şey yok. Bu güneş kremi de kızaran hassas ciltlere özel. Pratik oldu bu durum hoşuma gitti.
Gelişmelerden haberdar ederim sizi.

21 Mayıs 2012

Haftasonu

Helo melo,
Cumartesi sabahı Rumeli Hisarı'ndaki Nar Cafe'de kahvaltı ettik. Bin sene olmuştu sanırım oraya gitmeyeli. Favorimdir. Sonra Taksim'e gittik böyle spontane tane gezdik İstiklal'i, Leb-i Derya'ya oturduk bira içtik, sonra Pera Müzesi'ndeki Goya sergisini gezdik. Biraz çakırkeyiftim ama yine de beğendim. Daha doğrusu savaşla ilgili gravürleri beni oldukça sarstı. Sonra 9 Ece Aksoy'da akşam yemeğimizi yedik. Onno Patates derim başka da bi şey demem 9 Ece Aksoy deyince :)
Pazar günü de Ayşegül'ümün doğumgünü idi Paşalimanı'nda kahvalti ettik çok büyük bir aile olarak. Üşütünce hani bazen kalp krizi geçirir gibi olursun ya, ondan oldu bana o gün o yüzden çok gülemedim ama çok gülesim vardı aslında ama gülünce acı çektiğimden çok kahkaha atamadım. Ama bazı şeylere tutamadım kendimi. Kızları çok özlemişim. Hepsini. Sonracığıma evden eşya topladım yine İstinye'ye getirdim. Akşam da yine Tarabya'daki Filiz Restaurant'a gittik. Bir tek içtim, oh sefam olsun dedim.

çok ayakkabım varmış

Utandım resmen. Kuzguncuk'tan bazı eşyalarımı topladım yine dün. Vallahi çok utandım. Hakikaten hiç ayakkabı almasam yeriymiş yani. Buraya resmini çektiğim yeşil ayakkabılarımı da getirdim sonunda artık yeni sahibine gönderebileceğim :) Tüketim gerçekten çok gereksiz bir şey.

18 Mayıs 2012

Cipralex

Cipralex'i bırakalı bayaa oldu. Artık etkisi tamamen geçti hissediyroum. Yine başladı bende ay ya kardeşime bi şey olursa, ya babama, ya aleye bi şey olursa, ya kanser olursam düşünsesi. Hatta geçen gün şu aklıma geldi, evlenmeden önce sağlık raporu istiyorlar ya, ya o röntgende kanser çıkarsam ay evlenmeden önce, adamı da kanserli kadınla evlenmeye zorlayamam ya napcam ben falan diye dertlendim kendi kendime.

Haa bi de

Eskiden iyi bir dost olduğum için arkadaşlarıma verebilirdim de bazı organizasyonları ama şimdi yüzüm yok vallahi. Haketmediğimi düşünüyorum, değersiz hissediyorum bazen kendimi. Eskiden olsa ay bana ne güzel süpriz yaparlar kına, bekarlığa veda vs. diye düşünebilirdim ama sanki şimdi kimse bana öyle bi şey yapmazsmış gibi geliyor. Ne kötü di mi?

Aslında ben çok eğlenceli bir insan(d)ım

ne olduysa iş hayatı ile oldu gibime geliyor. İlkokulda bütün notlarım pekiyiydi. Öyle pek çalıştığımı da hatırlamıyorum hani. Sonra Anadolu Lisesi'ni kazandım. Hatta o zamanlar bu büyük mevzuydu, her yerde yoktu, annemler Edirne'ye taşınana kadar 2,5 yıl yatılı bile kalmıştım. 7. sınıfın ortasında gündüzlü olunca, ki 13 yaşına falan tekabül ediyor herhalde, dışarı çıkmak için annemden babamdan izin almak çok koymuştu. O 7 sene boyunce öyle tembeldim ki hep kurulla geçerdim. Ama yine de kredili sistemde 5 dönemde mezun olmayı başardım. Hatta ve hatta son dönem hayatımda ilk defa teşekkür aldım. Yıllıkta da okulun önünde teşekkür belgemle resmim vardır. Sonra nasıl olduysa hukuk fakültesini hem de burslu kazandım. Allah için çok kitap okurdum ama. Öyle boş salak tembel tenekelerden değildim. Üniversitede son gece çalışanlar arasına terfi ettim ama hiç sabahlamadım. Uykum gelince yatardım. Okuduğum kadar. Derse girdiysem deste dinlediklerimi de hatırlardım ama bu pek sık olmazdı. Neyse okul da bitti, çalışmaya başladım. Avukatlık stajım esnasında genelde 9:00-18:00 çalışmama rağmen bunalıma girmiştim resmen. Bu ne be hayatımı böyle mi geçireceğim diye söyleniyordum. Staj bittikten sonra ne olduysa oldu bir başladım ki gelsin haftasonu çalışmalar gitsin sabahlamalar. Elalemin işi olunca sorumluluk duygum devreye girdi birden. İşte ondan önce ben böyle neşeli, rengarenk hayatı olan, çok düşünceli, arkadaşlarına süprizler yapan, ertesi gün sınav mı varmış umrunda olmayan, spontene gezen, sabaha kadar denz hesabı takılan bir insandım. Sabaha kadar gezip sınava giren bir insan oldum da sabaha kadar gezip işe giden bir insan hiç olamadım. İş hayatı ile birlikte bir control freak oldum ki anlatamam. Çok sıkıcı buluyorum artık kendimi. Öfff. İşi bırakınca inşallah eski halime dönerim. Niye böyle oldum ben acaba yaaa. İşten erken çıksam bile eve gidip uyumak istiyorum hemen, öyle gezeyim yine olamıyorum. Kronik bir yorgunluk. Bloglarda bakıyorum insanlar gezip duruyorlar. Benim hayatımda ne bir konser, ne bir sinema, ne bir sergi, hiçbir şey kalmadı yaaa. Hayır plan yapınca hep son dakika çıkan işler yüzünden iptal etmek zorunda kalınca ben de plan yapmayı bırkatım haliyle. Bir tek iki önceki işyerimde ilk 1,5 yıl it gibi çalıştıktan sonra son 1,5 yıl rahattım. Hobim falan oldu. Blogdan biliyorsunuz zaten. Utanmadan bir de sosyal kelebek koydum blogumun adını. O zaman öyleydim ama. İlişkinin de etkisi var tabi. Şimdi müstakbel kocamı da özlüyorum, hiç kaliteli vakit geçiremez olduk artık. Bugün Cevzoş geldi ofise, bak o da eski haline dönmüş. Nasıl iyi gördüm, kız insanlığa geri dönmiş resmen. İnşallah ben de işi bırakınca öyle olurum. Ya zaten ayrılacaksın neden bu kadar kasıyorsun diyorlar. Vallahi başta sorumluluk duygusu, sonrasında patron korkusu mu diyeyim artık bilemedim hala sanki ömür boyu burada kalacakmış gibi çalışıyorum. Bir de bende şöyle bir şey var, iş yoğun olunca büyün önceliğim iş. Geri kalan herşey ikinci planda. Ay kına yapmasam mı vaktim yok diyorum ama sonra eminim çok pişman olacağım bugünleri böyle geçirdiğim için. Herkes ay tadını çıkar en güzel günlerin diyor ama ben hiç güzel gün göremiyorum. Darlandım yine ben. Ben kafamda yanlış bir takım kodlamalar yapmışım sanırım iş hayatı ile ilgili. Onları bulup kırmam lazım ama ona da vaktim yok :)
Hepinize güzel bir haftasonu dilerim. Benim yerime de eğlenin.

I phonedan butun fotolari ayni anda yukleyemiyorum da


Ondan boyle teker teker oldu. Var mi bilen baska turlusunu?

Dun cok iyi geldi bana bu teras


Pera palace teras


16 Mayıs 2012

oley!

uzuuuun süreli schengenim geldi. oley :) ama hala A1 sınavını geçmem lazım oturma izni için. bu bildiğin vize bacım.

Dün gece

it gibi çalışıyorum. herşeye zor vakit ayırıyorum. bir sürü tartışmalar sonusu dün gece davetiyemizi hazırladık geç vakit. İrem'ler haftasonu SSM'ye gelmişler. dibimiz. sen genelde her haftasonu çalıştığın için aklıma gelmedi aramak dedi. ona kızmadım. çok üzüldüm. böyle işte benim hayatım. ne için? ne uğruna? ağustos sonu ayrılacağım. eylül'de de gidiyorum. belki gidişimi biraz daha uzatırım. ekim mesela. arkadaşlarımla, ailemle vakit geçiririm biraz. moralim bozuk bugün. yetemiyorum hiçbir şeye.

15 Mayıs 2012

I hope thie e-mail finds you well

İş maillerinde çokça karşıma çıkıyor. Bu ne sakil bir laftır ya. Ne gerek vardır. Anlamadım gitti.

Dün gece

yattım ben uyuyorum, Ale de film seyrediyordu. Ne izlediğini bilmiyorum ama geldi, uykumun arasında seni seviyorum dedi bana. ay dedim noluyo iyi misin, seni seviyorum dedi diye demedim bunu, pek bir hissiyatlıydı, morali bozuk gibi, filmden etkilenmiş :)

Davetiye

kardeşim hazırlıyor. nikah şekerini TEGV'den alıyorum. Defter aslında, şeker değil. Ale ile sayısı netleştirmem lazım bak unuttum yaa. 200 kişi çağıracağımıza göre 300 tane mi yaptırmak lazım acaba, ne dersiniz? Kimleri davet edeceğimse en büyük soru işareti ve en zor kısım. Gelinlik ve mekanı pıt diye bulduk, davetlilerde tıkandık.

Bana diyorlar ki

Büyük cesaret gidiyorsun. Ben bir kez daha gidiyordum. Amerika'ya. Gidemedim. Olmadı. Bu sefer hiç tereddüt etmedim. Hiç korkmadım. Güven, sevgi, aşk, buymuş demek ki.

Çok keko bi şey oldu

Cuma günü İstanbul'da bizim departmanın Avrupa Grup Toplantısı vardı. Hatta Cumartesi de yarım gün. Neysem biz Cuma akşamı yemeğe gittik hep beraber. Bizim masada ABD seçimnleri konuşuluyor, Obama alır almaz falan vs. Ana!!! Benim haberim yok. Hani uzun süredir dünyadan kopmuştum ama bu kadar da değildim. O ha yaa... O günden beri 5 dk da olsa i-padimdeki NTV applicationundan her gün gümdem, ekonomi, dünya, türkiye başlıklarına bakıyorum ilgimi çekenleri şöyle bir okuyorum. Aman Allah'ım yaa. Eskiden Annan Planı dedin mi seceresini dökerdim sana. Şimdi ki halime bak bi de. Neyse çalışmayınca yine kültür ateşesi olurum artıkın diye düşünmekteyim.

İnsanlar Garip Arkadaş

Bazen öyle tutarsızlar ki, hani sen biraz sağlam durmasan insanı kendiyle muhakemeye sokacaklar. Ki insan her zaman her konuda da sağlam duramıyor.
Kendi yaptığı şeyi sen yaptığında seni yargılıyorlar. Bu nasıl iş? Kendi içinde mi tutarsızsın yoksa kendini mi aklıyorsun benimle? Bir düşün istersen...

14 Mayıs 2012

Haftasonu

cumartesi günü tüm gün çalıştım. müstakbel kocam yemek yaptı akşam onu yedik. adam muhteşem et pişiriyor ve muhteşem sos yapıyor. kızarmış muzla eti hayal bile edemezdim ama muhteşem oluyor resmen.
Pazar günü 2'de kalktım. Ne kadar yorgunum haftalardır düşünün. Daha da uyurdum da evde misafir vardı. Duşumu yaptım, kahvaltımı ettim, biraz çalıştım, bayan misafirimizle macroya gittik, yiyecek bir şeyler aldık, ona siyah çay aldık (çok sevdi de), evde bir şeyler yedik, sonra Les Ottomans'a gittik, biz masaj yaptırdık, beyler hamamda keselendi, sonra yüzdük tuzlu sulu havuzda, sonra Tarabya'daki Filiz Restaurant'ta rakı balık, eve geldik hem-mencecik yatağa attım kendimi. Sabahın beş buçuğunda Ale beni uyandırdı vize evrakların hazır mı kontrol et diye, tamma hazırdı, sonra uyumuşum, geç kaldım, fotoğraf çektirdim zira schengen fotosu muydu pasaport fotosu muydu emin olamadım, PTT'den e-devlet şifremi aldım, SSK hizmet dökümümü aldım, Ale'ye kargoyla yolladım, çalışıyorum, çalışıyorum, çalışıyorum...
Öğlen Konyalı'da Kuzey Amerika grup başkanımızla yemeğe gittik. Kuzu tandır yedim. Çok güzeldi. Tavsiye ederim.
Hala çalışıyorum. Arada biraz Dudu'nun blogunu okudum, çok beğendim, ben Almanya'ya gidince neler yapacağım acaba diye hayallere daldım, tatile çıkasım var.
Saçlarımdaki beyazlar çok arttı ama sadece beyazların olduğu yeri, yani çok az tepemi, saçımın kendi rengine boyatacağım, sonra belki düğünden 2-3 hafta önce doğal gölge yaptırırım. Bilemiyorum henüz kararsızım. Havaya gıcığım, ısın artık bu ne yaaa.
Bu aralar annemi çok düşünüyorum. Çok aklıma geliyor, çok. 2 sene olmak üzere. 2 senedir annem yok. Ne garip di mi?
Otelle sözleşmemizi hala imzalayamadık, İngilizce'sini de yolladılar ama haftasonu vaktimiz olmadı. Hiç alışveriş yapmıyorum bravo bana.
DJ'imi ayarladık. S Müzik'ten Kamer Bey.
Fotoğraflar da Efe Babacan'dan olacak sanırım ama hala teklifi Ale ile konuşamadım. Anam ne pahalı şey evlenmek ya.
26 Mayıs'ta duvak bakmaya gideceğim. Ale'nin uluslararsı doğım belgesi geldi. Benim apostillenmesi gereken bir belgem ve noterde onaylanıp apostillenmesi gereken bir ikametgahım kaldı. Tercüme de yaptıracağım tabi. Sonra onun uluslararsı evlilik belgesi başvurusu yapılacak. Sonra da Türkiye'de evlenme işlemlerini başlatacağız. Umuyorum ki 11 Ağustos'a yetişecek. N'olur dua edin de yetişsin yaw.
Bu haftasonu Almanca dersi alamadım. Allah'ım iş yoğunluğundan kalakalıcam buralarda o olacak. Stres yaptım biraz. Neyse ki A1'in birinci kitabı bitti. Yarıladım sayılır ama birinci kitapla ilgili alıştırma yapmam lazım hala. Ale geçen gece bana Almanca spell etmeyi çok güzel öğretti. En azından o sorun bitti artık. Çok tatlı bir öğretmen yaa. Nasıl seviyorum onu, kuzum benim.
Balayı opsiyonunu yaptırdım. Ama dönüş tarihi netleşmediği için kesin rezervasyon yaptıramadım henüz. Marmaris'teki Sabrinas Haus'a gidiyoruz. Çok çok güzel bir otel. Sadece 12 odalı, yakın, ve 14 yaş altı çocuk almıyorlar. Benim gönlümden geçen uzakdoğu idi ama bir hafta için çok yorgunluk olacak. hakkımı saklı tutuyorum ama.

12 Mayıs 2012

Ich bin müde...

Yorgunum manasında... ssshhhh ;) Kafam gelgitlerle dolu. Ağustos sonu işi bırakıyorum ama acaba daha önce mi olmalıydı diye düşünmüyorum değil çünkü iş bütün vaktimi alıyor.
Hilton otelini çok seviyorum. Bence çok güzel bir otel. Özellikle bahçesi. Düğünü orda da yapabilirdik aslında ama neyse orda çok iş çıkıyor yaw.
Köşebaşı'nın şaşlık kebabı favorim.
Haa bi de Hilton'un kahvaltısını da çok beğeniyorum. Otel kahvaltılarından favorim.
Bizim ofisin yurtdışı insanları işi bırakacağımı duyunca şoka giriyorlar yaa, neee burayı bırakıyor musun diye. Evet tamam farkındayım güzel kariyer, Londra veya Zürih'te secondment şansımı da kaçırdım ama ne yapayım, seviyorum adamı. Uzun mesafe ilişkisine karşıyım olmaz öyle.
Dün gece kardeşim terasta ilk partiyi verdi. Gecikmeli de olsa katıldım. Çoook özlediğim canlarımı gördüm. Daha göremediğim çoook özlediğim başka canlarım da var. Onları da göreceğim inşallah bir ara :)
Sigarayı hala bırakamadım. İnsanlarla kaliteli vakit geçirmeyi çok özledim. Kitap okumayı çok özledim. Özledim de özledim. Neyse az kaldı.
En çok falım sakızlarını seviyorum. En güzel onları çakkada çakkada çiğneyebiliyorum. Sakız çiğnerken benden uzak durun ama çok iğrenç çiğniyorum hakikaten.
Neyse bu kadar saçmalama yeter.
İyi haftasonları...
PS: Ben ofisteyim bu arada.