28 Nisan 2010

Bekarlığa Veda Olayı

İlkin Zenushka'nın bekarlığa vedası olmuştu. O zamanlar tecrübesizdik tabi kafamıza bir taç takmıştık. Ama önce bizim terasta sonrasında da "Love"da ciddi anlamda çılgın bir eğlence yaşamıştık.
Sonra Ayşegül'ün bekarlığa vedasını yapmıştık bu Ekim başında. Onda da çılgın giyim konsepti yapıp kına gecesinden sonra Mojo'ya gitmiştik. O d açok eğlenceliydi ve şekilsel olarak biraz daha atraksiyonluydu.
Şimdi de İrem'in bekarlığa vedasına sıra geldi. Bu sefer biraz daha tecrübeliyiz. Ama her zamanki gibi ben yine zamansızım. O yüzdne iş arasında hep birşeyler yapmaya çalışıyorum. Hava sebebiyle terasta birşey yapamıyoruz. Yemek sonrası çılgın eğlence olacak. Detaylar sonra.
Dedik ki herkes kendisine bir t shirt yapsın geceye uygun. Gelininki de benden olacak. İlkin aşağıdkai resmin üzerine "Ağalar İstanbul Nere" yazdırıp t shirte bastıracaktım fakat aşağıdaki muhteşem sahnesinin doğru düzhün bir resmini bulamadığımdan yattı bu fikir.
Hatta kendiminkine de aşağıdaki resmi bastırıp gösterelim ana yazdıracaktım. Ama dediğim gibi hevesim kursağımda kaldı.
Türk filmi konseptinden gidersek aşağıdaki de olabilirdi birilerine...
Sonra Elif'im aşağıdaki versiyonu yaptı ama vazgeçtik. Ne yapacağım diye kara kara düşünürken, üstelik bu saat olmuş hala çalışıyorum çıkıp La Senza'ya falan da bakamıyorum Hülya'nın tevsiye ettiği bir yere sonunda bakabildim ve süper şeyler buldum. Detaylarını önümüzdeki hafta yani partiden sonra paylaşacağım sizinle.
Öyle yani, bir işi bitirmiş olmanın huzurundayım. Bir de ofisteki işler bitse...

27 Nisan 2010

Garage Sale

24 Nisan'da Edirne (2010)

23 Nisan'da kuzenimin kızını parka götürdüğümüzde, 4 yaşındkai Gaye, kardeşim ve ben tramboline binip zıpladık. Anne ve babam utandılar mı acaba benden :) Dışarıda benden küçük insanlar çocuklarını izlerken ben onların çocuklarıyla zıplarken :) Aman neyse biz lisedeyken de aynı parkta zıplardık... İçimdeki çocuğu koruyabilmişim bazı noktalarda değil mi ama :)
24 Nisan'da Meriç nehri kenarına gittik. Çok kalabalıktı ama gittik. Hem haftasonu Edirne'ye ziyarete gelmek isterseniz size de rehber olsun görün bizim medeni Edirne'miz ne yeşil, ne güzel bir yermiş.
Biz otururken birileri Kibariye açmış dinliyordu. Allah'ın emri, Volkan'ın dediğine göre i-podunda oyun havası olan tek tanıdığı benmişim.
Ankara'ya giden Hülya ile Selma Abla bana Yasmin Levy cd'si göndermiş, tabi ki çok güzel. Tekrar teşekkürler Selma Abla.
Ayşe de Venedik'ten goldol ve gondolcu getirmiş, ama ben onu akşam magnet zannedip buzdolabına yapıştırmaya çalışırken iki sivri köşeyi ve gondolcuyu kırdım :( akşam kardeşim capanla yapıştırmış Allah'tan. Tekrar teşekkürler Ayşe.

25 Nisan 2010

Yazmak Bana İyi Geliyor

3 gün tatil sebeiyle Edirne'deyim. Annem ve teyzemin hoş sohpetiyle içim burularak kendimi yazmaya verdim yine. zor zamanlarımda bu blog çok oyaladı beni. bir süredir iyiydim, işlerim de çok yoğundu, az yazar olmuştum. işlerim hala yoğun. böyle zamanlarda olduğu üzere endişe katsayım artmaya başladı. yüreğimde fazldan bir kaç atış beni rahatsız ediyor. baksanız çok iyiyimasında. ama boş kaldığım anda yüreğime bir yanma çöker gibi olduğu anda kafamı yine uzaklaştırıyorum. bir umutluyum, bir umutsuz... sanırım hala şoktayım.
ayşe ninem... annemin babaannesi... onlu yaşlarının başında, balkan savaşı zamanlarına denk geliyor, yunanistan'ın soflu ilçesinden göç ediyor, malkara'nın rumlardan boş kalan sarıpolat köyüne. bu hikayenin öncesi var. önce çamlıca'ya sonra yunanistan'a geri vs... pek çok detay... yunanistan'da kalan büyük kiraz bahçeleri... gömülen altınlar... gömülen altınları almaya giden ve yunanlılarca kesilerek öldürülen baba ve diğer akrabalar. hastalık sebebiyle ölen bir anne... edirne harbinde ölen bir eski eş... sonra mehmet dedemle evleniyor... fatma hala, elif hala ve yaşar dedem. ninem bronşit. nineme baksınlar diye dedem askere gitmeden önce anneannemle evleniyorlar. ki ninem anneannemden 12 sene sonra vefat etti tam 92 yaşında... ama ne kadın. sülalede kime kötü isnat yapılsa hep adı anılır ayle ninenin. ayşe ninesi gibi inat... ayşe ninesi gibi pinti... ayşe ninesi gibi... ayşe nine yılanları ağaca vura vura öldüren bir kadın. evin içinde olan yaşar dedem ve tosunlarını yani annem, teyzem ve dayımı çok seven, ama ele gidip evlenen öz kızları ve torunlarına o kadar sevgi göstermeyen bir kadın. çok katı... eli çok sıkı... bir çocuğu ateşe düşüp ölmüş. ne acılar yaşamış kadın. yokluk görmüş... savaş görmüş... 1. dünya savaşında tepeye çıkıp top seslerini dinlerlermiş. biriktirdiği paraları babama vermiş bir seferinde gidip bozdursun diye ki paraların hepsi tadavülken kalmış. babam yine de kendisi para vermiş ona birşey söylemeden. elif halan nişanlısıyken damadı peynir istemiş ondan bir keresinde meze yapmak için, arkadaşları gelmiş çünkü, ninem onca peynir bolluğu içinde damadına peynir vermemiş diye anlatıyor annemler gülerek...
dedem köyün en varlıklısı... bir sürü hayvanları var... bir sürü gayrimenkulü... dedem 4 yıl askerde kalmış. dayım daha bebekken yaralar çıkmış cildinde. biririne götürmüş okutmaya dayımı. demiş sen hamilesin sütün bozulmuş ondan. anneme hamile anneannem. eve dönene kadar ağlamış. ne yapacağım ben diye... daha küçücük çocuğu var... kocası askerde... evde ninem ve dedemin söz geçiyor... dedem olmayınca da ninemin... o zamanlar çalıştıracak işçi bulmak çok zormuş... haliyle evdeki herkes çok çalışıyor... pamuğum dünyaya ilk adımını bu ortamda atmış.
dedemin ruhsatlı bir silahı varmış. bir sepete koyup tava asarlarmış çocuklar ulaşmasın diye... korunacak çok şey var... malkara'ya ilk şubelerini açan bankalar dedemi açılışlara çağırırlarmış. teyzem işe gireceği zaman bankalardan biri dedeme demiş ki paranı bize getirirsen kızını hemen işe alırız...
ortaokulu malkarada okumuşlar. bir ev tutmuşlar. ninem de başlarında. ama ninem annemleri sinemaya pek göndermezmiş. dedeme de şikayet edermiş sinemaya gitmek istiyorlar diye...
sonra, bu çok komik gelmişti bana, teyzem ve ninem malkara'da yaşıyorlar, çünkü teyzem malkarada ortaokula gidiyor ama annem ve dayım tekirdağ'da yaşıyorlar çünkü onlar liseye gidiyorlar. teyzem daha yakın eve :)
o zaman rahatlar dayım annemi sinemaya götürüyor bol bol... yılmaz güney'den arkadaş, umut...
dedem pinti ama bol bol harçlık veriyor onlara. dayıma diyor ki sigara içme ama yemenizden içmenizden kesmeyin...
anneannem süper kadın. bende ondan kalma bir kırka var mesela saf yün. belki 50 senelik hırka. kendi koyunlarındna yün yapmış. ayva yaprağıyla boyamış. bordo kırka. sonra da görmüş. ama nasıl güzel bir hırka anlatamam. evde pikelerimiz var anneannemin dokuması. güzelliğini tarif edemem en iyisi resmini çekip koyayım bir ara...
köyde ilk traktör, ilk radyoi lk araba dedemde. hatta ilk koltuk da dedem de, insnalar görmeye geliyorlar...
3 ev var şu anda yanyana. en aşağıdaki ilk ev. ahşap tavanlı. sonra ortadaki beton ev yapılıyor. o da köydeki ilk beton ev. koltuk takımları orda. genel misafirler yatırılıyor. dedemle anneannem de burada yatıyor bazen. aşağıdkai evde çocuklar ve ninem.
anneannem öldükten sonra son ev yapılıyor. 2 katlı, kaloriferli, klozetli falan. alt katı dedemin mağazası. tacir de aynı zamanda dedem.
bizi traktarörün römorkuna bindiriyor. römer buğday doluyor. biz o buğdayların üzerinde oynuyoruz. sonra mağazaya boşaltılıyor onlar. biz mağazadaki buğda dağında oynamaya devam. bir keresinde popomu böcek ısırıyor. dedemin kocaman kantarı var. çuvalları tartmak için. üzerine çıkıyoruz, bizi de tartıyor.
annem korkuyor tarktör kullanmaya. sadece tarlanın içinde dönüyor. teyzem dedem yokken traktörle keşana gidip mal alıp geliyor. öyle de çetin ceviz.
süslüler de tabi. mini etekli, topuklu ayakkabılı resmileri boy boy. annem doğal sarışın, mavi gözlü..
anneannemin saç rengi benimki gibi ama o yeşil gözlü. dedem kenan evren'e benziyor. fiziği de faşistliği de...
anneannem yorgun... çok hasta... annem yeni çalışmaya başlamış. annemi her haftasonu görmeye geliyor... babam anneme aşık. o da geliyor annemi görmeye... anneannemi ziyarete... annemleri alıp geleceğim isteyeceğiz diyor. sonra nişanlanıyorlar. her haftasonu köydeler. babam ortadaki misafir evinde yatıyor :)
dayımla yengemin böyle bir hikayesi var. bunlar nişanlılar. yengem o sıralar almanya'da yaşıyor. arada köye geldikleri bir zaman. dayım merdiveni dayamış yengemin camına. tam merdivenin ortasındayken yengemin amcası geliyor Selahattin Amca. Arabanın farları doğrudan dayımın üzerinde. dayımda oracaıkta kalakalıyor. aşağı inemez, yukarı çıkamaz. Selahattin amca onları utandırmasın diye görmemiş gibi yapıp gidiyor :)
Ara not: Selahattin Amca'nın büyük kızı Jenifer Lopez'in abisiyle mi kuzeniyle mi ne evli :)
Velhasıl annem 23 yaşında bana hamileyken 1 Mart 1979'da anneannem karaciğer kanserinden vefat ediyor. ben anneannemi hiç görmedim. sadece kuzenim eylem görebildi. o da zaten 2 yaşındaydı anneannem vefat ettiğinde. pek birşey hatırlaıyor. ben sadece ninemi hatırlıyorum. çok yaşlı... yukarıda son ev varken bile o en alttaki eski evde yaşamaya devam etti. anneannemin senesi dolmadan dedemin evlendiği kadın öyle pek anneannem gibi hürmet etmedi tabi nineme...
ben hep korktum annemin de bir gün kanser olmasından... 2002'de oldu. geçen yıl yine. şimdi de kemik... lenfler.... oldukça yayıldı. daha hiç ağlayamadım. çünkü umutluyum... annem çok güçlü... annesinin kızı değil, ayşe ninesinin torunu o... pamuk da olsa, naif de olsa, melek de olsa onun içinde bir ayşe nine var. nasıl ki 7 sene boyunca tekrarlamayan mucize oldu, yine olacak...
bu arada siz bana birşey sormayın ama... konuşasım yok çünkü... güçlü de olsam, iyi de olsam, konuşamıyorum hala. dilim söylüyor, elim yazıyor ama beynim hala algılamıyor durumu. o yüzden burdan takip edin siz gelişmeleri ve bana birşey sormayın. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Kalın sağlıcakla...

07 Nisan 2010

Itsumi

Anlamışsınızdır artık I'm a sushi loverrrr. İşkulelerinin altındaki Itsumi'yi ilk kez denedim. Fiyatlar sushico ayarı ama lezzet kesinlikle sushicodan daha güzel. Sushi yiyemeyenler için farklı yemek seçenekleri de mevcut. tabi ki hala "en"im Zuma :)


Zevk-ü Safada bir nokta :)

Efenim biz cumartesi günü Aslı'mla Les Ottomans'ın hamamına gittik. Randevumuz 12:00'deydi biz önden 10:30'da buluştuk. Önce arıtılmış deniz suyundan havuzda yüzdük. Sonra bol tuzlu jakuzide pelte kıvamına geldik. Dinlenme odasındaki ısıtılmış taş yataklarda yattık. Sonra buhar odasında ölü derilerimizi yumuşattık. Limonlu sular içtik veee hamama girdik. Keselendik. Biz artık olarak vücut bakımı da almıştık maskelendik falan orda yumuş yumuş olduk çıktık. Köpük masajı falan derken pelte olan bünye buz masajıyla kendine geldi. Çıkışta yine ısıtılmış taş yataklarda kaybettiğimiz minerallerimizi geri almak için ayranımızı yudumlarken biz hep bu hayata layığız işte artık ayda ir gelelim bari diye diyee dinlendik. ve fakat bünye alışkın değil 15 dakikadan fazla yatamadık bu şekilde. Hediye fönümüzü çektirip çıktık.
Dışarıda çok hoş bir cafesi var adını unuttum şimdi. Böyle bizim üniversite zamanları haftaiçi gittiğimiz bebek divan günlerini hatırlattı bana. Kalabalık Bebek'e güzel bir alternatif bu cafe. Aklınızda olsun.
Allah'ım büyüksün, oooh.
Tavsiye edilir mi? ooo bebeim kesinlikleeeeee

5 Nisan

5 Nisan Avukatlar Günüydü. Hiçbiriniz kutlamadınız :(