31 Ağustos 2009

Hükümet Gibi Çizmeler





Asmalı Mescit

İstanbul Modern'e borcumuzu ödedikten sonra Asmalı Mescit'te Lokal'e doğru yola çıkıyoruz hindistancevizi sütlü çorba içmek için. Ama Lokal bugün kapalım. Fast Wok isimli bir Çin Restaurant'ına oturuyoruz hemen oradaki. Hepimiz ilk defa deneyeceğiz. İrem ve Volkan'ın flamencodan arkadaşları Başak ve onun arkadaşı da ekleniyor bize tesadüfen. Önden çin böreği ve acılı karides istiyoruz. İkisi de lezzetli. Biraz muhabbet, biraz fotoğraf derken, Cevza da geliyor.


Ana yemek olarak ise körili pilav, karidesli noodle, soğanlı dana eti ve zencefilli tavuk sipariş ediyoruz. Bunlar da güzel. Servisten de memnunuz yemeklerden de. Tatlı olarak kızarmış dondurma alıyoruz ki süp-perdi. Kızarmış da güzeldi ama dondurmanın yanında ona pek yüz vermediğimi belirtmeliyim. Sonra Bilgi'de 1 yıl arkadaşımız olmuş olan Antalya'lı Ceyda geliyor. Artık oldukça kalabalık ve neşeli bir grubuz. Haftasonunu süper muhabetle çok neşekli bir şekilde bitirp evlerimize dönüyoruz.




Not: Mekanda kredi kartı geçiyor. Fiyatlar makul. Çalışanlar yardımsever.

Açık Radyo

Nerde kalmıştık, evet İstanbul Modern'in otoparkına borçlanıp Açık Radyo'ya vardık. Yukarıda görmüş olduğunuz foroğraf Açık Radyo'nun arşivinden. Yalnız ilgimi çeken husulardan biri burada bir adet Deniz Seki CD'si olmasıydı. Şaşırdım. Ama ortam bana üniversite yıllarında gönüllüsü olduğum Helsinki Yurttaşlar Derneği'ni hatırlattı. Burnumda tüttü manevi tatmini yüksek işlerim. Aşağıdaki resim nerenin kapısıydı unuttum kusura bakmayın.
Radyo'da Didem var. Bizle birlikte 4 kişi olduk. Volkan'ın programı için stüdyoya giriyoruz. Biz de onun arkasındaki sessiz gizli konuklar.
İrem'in telefonundaki serhat'ın resmiyle şebeklik yapıp sessiz kikirdemelerimiz de ölümsüzleştiriyoruz. Siz belki göremiyorsunuz ama Serhat'ın burdaki resmi gerçekten çok komik.
Volkan'ın seçtiği şarkılar çalarken aralarda konuşabiliyoruz ve onun yerine oturuyorum. Volkan'ın bu konudaki kültürü eşsiz. Fakat doğaçlama caz bana pek hitap etmiyor sanırım. Çalan şarkıların bir kısmını beğenmekle birlikte bir kısmının da bana pek hitap etmediğini itiraf etmek zorundayım.
Radyo'nun duvarlarından. Yeri gelmişken ben de Hrant'ım ben de Ermeni'yim diye desteğimi belirtmek isterim.
İrem ve Volkan'ın sigara molası.
Çay odasından...
Teknik bir sebep dolayısıyla başka bir stüdyoya geçiyoruz.

İşte bombaaaaaaa. Eğer radyoyu dinlediyseniz, Volkan'ın programından sonra "Sayın Dinleyiciler, 28 aralık 2008 tarihli İnsan Sesi programının tekrarını dinliyoruz" gibi birşeyler dedim. Bir de "Sayın Dinleyiciler, 28 aralık 2008 tarihli İnsan Sesi programının tekrarını dinledik" dedim. Kayda alındı ve Volkan'dan sonra progrma benim anonsumla başladı ve bitti :) Çok heyecanlandım :) Ayrıca bunu söyleyene kadar da gülme krizine girdim neden? İlk söylerken "dinliyciiiz" dedim niyeyse sonra da patladım zaten. İki kelam lafı zor ettim yani. Ben celebrity olsam canlı yayın insanı olmazmışım.
Sonra Flickr'da Didem'in çektiği güzel fotolara baktık. Ofisi gezdik. Radyo'dan çıktık. Garanti Bankasından para çektik ve İstanbul Modern'e borcumuzu ödemeye gittik.
Bu güzel deneyim için Açık Radyo'ya ve Volkan'a çok teşekkürler.

Oda Projesi

Pazar günü rüzgarsızlık sebebiyle yelken dersine gidemedik. Evde yayılmacalı güzel ve uzun bir kahvaltıdan sonra İrem ve Volkan beni aldı ve İstanbul Modern'deki Oda Projesi sergisine gittik. Danimarkalı fotoğrafçı Annette Merrild’in 9 ülkede 9 büyük kentte çektiği fotoğrafları gördük.
Sanki aynı odayı farklı kültürelere göre döşemişler gibi benzer şekil ve boyutlarda odaları fotğraflamış sanatçı. Kültürler arasındaki benzerliği ve farklılıkları görmek ilginçti gerçekten de. Küratör Engin Özendes’iti bu arada. Sergide 118 adet fotoğraf yer alıyor.
“Dünyayı tanımak mı istiyorsunuz? O zaman işe komşunuzdan başlayın.” Bu özlü sözü benimseyen Annette Merrild, bize hoş bir deneyim sunuyor. En çok Varşova'nın evlerini bizim Türk evlerine benzettim. Tavandan sarken makreme saksılık vardı bolca. Seksenli yıllarda hangimizin annesinin makreme çiçekliği yoktu ki.
Bizim ve sergiyi gezen diğer insanların en çok dikkat ettiği hususlardan biri de halılardı. Halısız evler. Ya da olan halıların ne tür halılar olduğu ile ilgili.
Ben çok keyif aldım ama dün son gündü. Yani artık kaçırdınız. Ama İstanbul Modern'de satılan kitabını 50-TL'ye alabilirsiniz.
Sanatçı, ayrıca konul olduğu evlerden kendisine verilen hediyeleri de sergiliyordu. Örneğin Rusla kendilerine çaya gelen misafirleri mutlaka yemeğe de konuk eder ve evden ayrılmadan önce mutlaka hediye verirlermiş. Bol bol rus çikolata ve şekerleri mevcuttu. Aşağıdaki resimdeki bebekli çikolata Rusya'dan. Marmelat ve kavanozu Türkiye'den. Önde yer alan sur biblosu Diyarbakır'da. Arkadaki çay fincanları Polonya'da. Polonyalılar için çok misafirperver diyor. Demek ki sadece makremeleri benzemiyormuş bize.
Aşağıdakiler ise çeşitli ülkelerden film ve müzik cd'leri. Ayrıca ev yapımı bir şarap şişesi ve Türkiye'den bir misafir terliği. Yabancılar için ne kadar enterasandır kesin her evde fazladan misafir terliği olması.
Sonrasında İstanbul Modern'in cafesinde oturup kavunlu frozenlarımızı içtik. Son nakdimizi de bahşiş olarka bırakıp otoparka borç takıp Açık Radyo'ya yol aldık.
Not: Evet ayakkabılarım yeni :) Istanbul Fashion Days'de de elbisemin altına bunları giymişti. Çok da rahat ettim vallaa...

30 Ağustos 2009 Pazar




Pazar günü rüzgarsızlık sebebiyle yelken dersine gidemedik. Evde yayılmacalı güzel ve uzun bir kahvaltıdan sonra İrem ve Volkan beni aldı ve İstanbul Modern'deki Oda Projesi sergisine gittik. Sonrasında İstanbul Modern'in cafesinde oturup kavunlu frozenlarımızı içtik. Son nakdimizi de bahşiş olarka bırakıp otoparka borç takıp Açık Radyo'ya yol aldık. Volkan'ın detaylarını verdiği Öteki Caz programının gizli konujkları olduk. Volkan programını yaparken biz de sessiz sessiz oturduk :) Açık Radyo'nun ofisini ve stüdyolarını gezdik.

Der Die Das

Akaretler'deki meşhur cafe. Sonunda geç olsa gittik. Dekorasyon çok güze. Girşşte barın önünde 13 kişilk bir masa var ki biraz private bir alan olduğu için bu sayılık yemekler için ideal. Yemekleri pek beğenmediğimi belirtmeliyim. Ben ördek salata yedim. Kuzu kulağı çok acıydı. Ördek lezzetsizdi. Aç kaldım. Bahçe güzel. Ama özel olarak kalkıp gidilecek bir yer değil. Ben piyasacayım giderim derseniz siz bilirsiniz. Yolunuz ordan geçese gidebilirsiniz. Ama dediğim gibi özel olarak kalkıp gitmem. 13 kişilik masa iyiydi yalnız, o alan için gidilebilir. Yeri: Akaretler'de Joke Preskotorya'nın yanı. W oteli geçince solda yeni.
Not: İçerideki koltukların yastıklarına bayıldım.

Istanbul Fashion Days



Saat 15:30'a doğru İTÜ Taşkışla binasına varıyoruz (12:30'daki Gamze Saraçoğlu defilesini kaçırdık maalesef). Ben davetiyemi ofiste, Cevza evde unutmasına rağmen kapıda isimlerimiz olması sebebiyle giriş kartlarımızı alabiliyoruz. Girişte bez IFD bez torbaları ve Aida Pekin tasarımı İstanbul mumlukları hediye ediliyor. Avluda Otto ve Kahve Dünyası konuşlamış. Bahçede ambiyans ve ortam çok güzel ama masa bulmakta zorlanıyoruz. Neden bahçeye gittiniz defile ne oldu derseniz, geç kalmamız sebebiyle kalabalıktan defile alanına giremedik. Biz de gittik bahçede oturduk. Sonra fuar alanındaki kıyafetleri gezdik. Tekrar bahçede oturduk. Çok zaman olması sebebiyle arada Akaretler'deki Der Die Das'a gidip yemek yedik ve Hakan Yıldırım defilesi için geri döndük.
Bu sefer Otto'da konuşlanıp defile zamanının gelmesini bekledik. Önden girip en öne de oturduk. (Hakan Yıldırım defilesini bu kadar rahat izleyebilmemiz sebebiyle Cevza ve Bözük Aslı'ya teşekkür burdan). Yer bulmakta zorlandığımız için dağıldık. Biz kardeşimle podyumun en başlarında en önde yer bulabildik (yaşasın). Ve defile başlıyor. Mankenler önümden geçerken bütün falsolarını görüyorum maalesef. İlerlediklerinde onlara geriden baktığımda çok güzel ve havalı gözüküyorlar evet. Ama maalesef ben löpür löpür sallanan etlerini, selülütlerini vs görüyorum ve bizden neden senelerdir uluslararası standartlarda bir manken çıkmadığını anlıyorum. Kardeşim sizin işiniz bu değil mi spor yapsanıza biraz. Bazılarının bacakları kalın hatta. Ayakkabıları da ayaklarına büyük geldiğinden yürümekte biraz zorlanıyorlar.
Kıyafetler bana göre çok ilgi çekici değildi. Ortada büyük bir emek var saygım sonsuz ama pek de yeni şeyler değildi benim gördüklerim. Tabi bunlar benim amatör yorumlarım. Fütürist akım hakimdi defileye. Ece Sükan'ın magazinda çıkan Anjelique önünde düşmesi sonucu dizindeki yara da gözüküyordu :)
Defiler 15 dakika sürdü. Bana az geldi ama meğersem normal standartlara göre uzunmuş.
Ben Sex & the City, NY Moda Haftası hayallari ile gittiğim için biraz hayal kırıklığı yaşadım açıkçası ama yine de içinde bulunması zevkli ve değişik bir ortam oldu benim için.
Sonrasında Hakan Yıldırım'ın after partysi vardı. Partide bol bol dedikodu yaptık. Deniz Berdan'ın elbisesi ve ayakkabıları çok güzeldi ama elmacık kemikleri çok çıkıktı.
Ece Sükan'ın bacakları çok inceydi ama pörsük gibiydi biraz.
Asi'de, Asi'nin kzı kardeşini oynayan manken kızın selülitleri boldu.
İlker İnanoğlu Özge Ulusoy'la çok gurur duyuyordu.
Onu Baştürk çok götten bacaklıymış.
Hande Ataizi'yi yakından inceleyemedim :(
İsmini bulmadığım eski magazincilerden olan adamın kıyafeti çok kötüydü.
Zeynep Tunuslu çok çok hoştu. Kardeşim Elif'in yanına geldi ve onunla sohpet etti.
Başka daha bir sürü dedikodu yaptık ama şimdi aklıma pek gelmedi.
Saat 23:00 gibi partiden ayrılıp evimize döndük.
Önümüzdeki yıl daha tecrübeli olacağız. Bu sebeple daha çok defile izleyebileceğimizi düşünüyorum.
Profesyonel yorumlar okumak isterseniz buyrun burdan yakın http://www.zelfist.com/?p=289
Not: Bizim çektiğimiz resimler elime ulaşmadığı için resimler konusunda Zehra Elif'ten destek aldım.

Cumartesi

Cumartesi sabah tabi ki erkenden uyandım. Uzun zamandır evde vakit geçiremediğimden hemencik evimi topladım. Süpürdüm. Çamaşır yıkadım. Çamaşırlarımı serdim. Çok azcık ütü yaptım ki temizlikçi çok ütü var diye evi dandik temizlemesin. Sonra viledayla çamaşır suları ile sildim. Ay nasıl mutlu oldum anlatamam. Garip gelmesin insan evini özlüyor. Biraz iş yapmak istiyor. Duşumu alıp kuaföre gidiyorum malum Istanbul Fashion Days'e gideceğiz ;) Bugün bende bir vakit aymazlığı var sanıyorum ki geç kaldım, alelacele Sitare Cafe'ye gidip çabucak omlet yiyorum, ordna kuaföre koşuyorum. Kız fönümü güzel çekiyor ama önleri beceremiyor. Diyorum ki diğer arkadaş önünü yapsa o geçen sefer benim istediğim gibi yapmıştı. Buz gibi bir hava esiyor. Benim kafamdan kaynar sular iniyor. Ama ne yapayım insanların kalbi kırılmasın diye kendi isteklerimi ertelemekten çok sıkıldım. Haftaiçi mesela kuaföre gittim. Saçım hariç herşey vardı. Bir kızcağız saçımı yapmak istemiş hatır için ördü. Ki o örgü bana hiç yakışmaz. Ayıp olmasın diye ses çıkarmadım. Bahşiş verdim. Ofise dönünce açtım. Niye bunları yaşayayım ki. Neden beğenmediğim bir saçla dolaşmak zorunda kalayım ki. Hayır vicdan da yapıyorum üzülüyorum da. İşte böyle saçma sapan herşeyi kafama takıp düşünmekle geçiyor fani hayatım.
Neyse kuaförden bir çıktım ki bayaa zamanım varmış. O kadar telaş yaptıktan sonra eve gidip kitap okudum. Yeni başladığım kitap yine Candace Bushnell'in Beşinci Cadde 1 Numara.
Neyse efenim bütün kızlar evde toplaştık, giyindik süslendik ve Özlem Süer defilesine doğru yola çıktııııık...

Cuma Akşamı

İş çıkışı Etiler'de Mirage Cafe'ye gittim. Alkent solunuzda kaldığında ileride sağda. Serap diye bir kadın var, ona gittim. Çok sıra vardı. Ama randevu alırsanız çok beklemiyorsunuz. Bir sürü kadın sırada. Çok komik bir durum. Ben falcının pozitifini severim. Bu da öyleydi.
Sonra Cevza'yla Cook Shop'ta peynir tabağı ve kırmızı şarap. Cook Shop Nispetiye Caddesi üzerinde. Sanırım Şamdan'ın yanında. Dekorasyon vs sevimli. Mekan sevimli. Yediğimiz içtiğimiz de güzeldi. İçerideki insan profili pek bana hitap etmiyordu açukça. O yüzden tekrar gideceğimi sanmıyorum.

Bu Haftaki Filmler

Günaydın,
Kuzguncuk Açıkhava Sineması'nda bu hafta oynayan filmler;
31.08.2009 – Pazartesi: HİCRAN GECESİ- YEŞİLÇAM SİNEMASI (Yönetmen:Osman Seden Oyuncular: Ediz Hun, Hülya Koçyiğit, Çolpan İlhan)
01.09.2009– Salı: ÜÇ RENK MAVİ (Yönetmen: Krzysztof Kieslowski Oyuncular:Juliette Binoche, Benoit Regent, Helene Vincent, Florence Pernel)
02.09.2009– Çarşamba: BETER BÖCEK (Yönetmen: Tim Burton Oyuncular:Alec Baldwin, Geena Davis, Michael Keaton, Winona Ryder)
03.09.2009– Perşembe: AYI (Yönetmen: Jan-Jacques Annaud Oyuncular: Yavru Ayı Youk, Ayı Kaar)04.09.2009– Cuma: BEŞİNCİ GÜÇ (Yönetmen: Luc Besson Oyuncular: Bruce Willis, Gary Oldman, Milla Jovovich)
05.09.2009– Cumartesi: BOŞ EV (Yönetmen: Kim Ki-Duk Oyuncular: Jin-mo Ju, Jeong-ho Choi, Joo-suk Lee, Mi-suk Lee, Sung-hyuk Moon)
Kuzguncuk İlköğretim Okulu
Saat: 21.30Bilet: 4TL (Çocuklara ücretsiz)

28 Ağustos 2009

Bu haftasonu ne yapayım?

Bu gece Yıldız Sarayı'nın bahçesinde Çalıkuşu tiyatrosu var. saat 21:00'den sonra. Detayları www.biletix.com da bulabilirsiniz. Akşam işim erken biterse kapıda bilet bulmaya çalışacağım zira açık havada tiyatro çok cazip geldi. Üstelik oyuncu kadrosu da oldukça iyi.
Yarın İstanbul Fashion Days'da olacağım ama davetiye sorunu yaşarsanız eğer, önceki yazılarımda belirttiğim Pera Müzesi veya İstanbul Modern'deki sergileri gezebilirsiniz. Veya Suada veya başka bir havuzda yazın son günlerinin ve güneşin tadını çıkarabilirsiniz. Ben olsam öyle yapardım çünkü.
Ya da tarihi yarımadada bir gün geçirmek isteyebilirdim.
Pazar günü için ise benim planım yelken kursu sonrası İstanbul Modern'deki sergiyi gezmek. Sonrasında da Açık Radyo'da arkadaşımı ziyaret edip sonrasında da Tünel'de güzel bir yemekle haftasonumu kapamak isterim.
Diyeceksiniz ki evde oturamamaktan şikayetçisin niye bu kadar plan program yapıyorsun diye? Ama ne yapayım? Yelkene de gitmek istiyorum. Sergiyi de gezmek istiyorum. Bir güncük evde oturmak beni dinlendirmez ki. Ne yapayım?

Osmanlı Donanmasının Seyir Defteri: Gemiler, Efsaneler, Denizciler

Eğer ilginizi çekerse Pera Müzesi'ne gitmişken 4 Ekim'e kadar sürecek olan bu sergiyi de gezebilirsiniz.
"........ Osmanlı Donanmasının Seyir Defteri: Gemiler, Efsaneler, Denizciler sergisi, birbiriyle bütünleşen üç farklı deniz mitolojisini iç içe geçiriyor. Osmanlı denizcilik tarihinin zihinlere kazınmış gemileri, katıldıkları savaşlar ve bu savaşlarda efsaneleşen kahramanlar, tarihsel boyutuyla uygarlık sahnesinde yerlerini alıyorlar. Kurgunun merkezinde geleneksel denizcilik anlayışından modern denizciliğe geçişin olağanüstü serüveni var. İktidar arzuları, yıkılan tahtlar ve insanın kendi kaderini denizle özdeşleştirmesi bu serüvenin ardındaki belki de en eski öykü. Günümüze miras kalmış 16. yüzyıl Osmanlı kadırgasından Yavuz zırhlısına uzanan bir tarihin köşe taşları, denizcilerin anılarıyla yeniden günışığına çıkıyor."

Octet: New York School of Visual Arts'tan Seçme Yapıtlar

Eylül ayında haftasonları pek burda geçiremeyeceğim. Geçirsem bile Bienal var zaten bu sergiye Eylül'de zaman ayıramam sanırım ama 4 Ekim'e kadar mutlaka gidilecek.
Neye mi? Pera Müzesi'nde 13 Ağustos'ta başlayıp 4 Ekim'e kadar sürecek olacak "Octet: New York, School of Visual Arts’dan Seçme Yapıtlar" sergisine. New York’taki School of Visual Arts’ın Güzel Sanatlar Bölümü öğretim üyeleri, mezunları ve öğrencileri tarafından gerçekleştirilen resim, desen, heykel, yerleştirme, fotoğraf ve dijital sanat türündeki 111 yapıttan oluşan bir sergi bu.
İstanbul'da sonbahar güzeldir. Bir cumartesi sabahı tünelde kahvaltınızı edin, sergiyi gezin. Sonrasında da Galata'yı dolaşın. Ben olsam öyle yapardım.
Dün akşam iş çıkışı spora yazılmaya gittim. Gitmeden önce Macro'ya uğrayı ped aldım. Kasada kredi kartımın limitinin dolduğunu öğrendim. Diğer kartımda kalan limit de spor üyeliğine yetmeyecekti. Her alışverişkolik gibi şok oldum, hemen macro'nun önündeki banka oturup bankayı arayıp limit bilgilerini kontrol ettim. Doğruymuş :(
Bu da Ağustos 2009'dan kalmaymış.

Eco Naturella

Biliyorsunuz doğru yeşil çayın izinde diye bir araştırma başlatmıştım. Doğru poşet çaylara çevirdim adını. Eco Naturella marka organik papatya çayından bahsedeceğim. Evet çok güzel. Ama bunun da poşetle ipin bağlantı yerindeki zımba da metal. Yine olmadı.

4 Sarışın

Daha önce bahsetmiştim. Candace Bushnell'in 4 Sarışın adlı kitabını okumaya başlamıştım. Bu sabah bitti. Kitapta 4 farklı hikaye var. İlki ikinci sınıf bir manken olan Janey Wilcox'un hikayesi. İkincisi bir köşe yazarı olan Winnie'nin. Carrie Bradshaw gibi yazar gelmesin aklınıza benim kafamda hep Rahşan ecevit tipi canlandı okurken. Üçüncüsü sosyetik bir prensesin, dördüncüsü de Carrie Bradshaw tarzı bir yazarın. Hepsinin ortak noktası sarışın olmaları ve bir amaçları olması.
New York'ta yaşayan 4 farklı tarzda insanın hayat tarzını anlamamızı da dağlıyor. Son hiyaede biraz london vs NY durumu var. Kaç gündür okuduğum chick litlerin sonunda ki hatırlarsanız biri İrlanda'da, biri Paris'te bu sonucusu da NY'da geçiyor. Benim de karşılaştırma şansım oldu :) Bizim İstanbul'luların da NY'lular olma yolunda ilerlediklerini düşünüyorum. Ben Londra'yı tercih ediyorum şimdilik.
Bu İstanbul'un hep kaçması, bizim hep kovalamamız, asla hiçbirşeye yetememiz hallerinden çok sıkıldım artık. Londra'da halbuki herşeye ne kadar fazlayız. Muhteşem birşey. Londra'da çok başarılıyız, güzeliyiz, akıllıyız, bakımlıyız. İstanbul'da asla yeterince değiliz ama.
Neyse tam chick lit tadında değil. 4 öykü. İlk öyküyü ayrı bir roman yapmış Candace Bushnell ama ben henüz okumadım. Diğerlerininki de gelecektir bence.
Bir de bu new yorkerlılarla çok da güzel dalga geçmiş.
Okursanız eğlenirsiniz, okumazsanız çok kaybınız olmayan kitaplardan.

Sabit Fikir

Sabit Fikir, hani internetten alışveriş yaptığımız İdefix'in online edebiyat dergisi. Bizim amacımız sadece ticaret değil, entelektüel gayelerimiz de vardı, sonunda hayata geçirdik demişler, dergilerini kurmuşlar. İlgilenenler için http://www.sabitfikir.com/

27 Ağustos 2009

Sonbahar geldi geliyo

İstanbul'da en sevdiğim şey sonbahar. Siz haftasonlarını İstanbul'da geçirebilenler. Bunun kıymetini bilin. Ve yavaş yavaş açılan sezon ile yapılabilecek pek çok aktiviteyi de kanaatönderinden takip etmeye devam edin.
9 Eylül'de Sakıp Sabancı Müzesi'nde yeni bir sergi başlıyor. Türkiye’deki 100. yılını kutlayan Deutsche Bank’ın işbirliğiyle, 09 Eylül - 01 Kasım 2009 tarihleri arasında, “Joseph Beuys ve Öğrencileri - Deutsche Bank Koleksiyonu’ndan Seçmeler” başlıklı sergiyi gezebilirsiniz.
Ayrıca, İstanbul Modern'de yer alan "Oda Projesi" sergisinin de son günleri olduğunu hatırlatmak isterim. Son gün 30 Ağustos Pazar. Oda Projesi Danimarkalı fotoğraf sanatçısı Anette Merrild'in 9 ülkede 9 büyük kentten yaşam alanlarını görüntülediği sergisinde İstanbul'un da bulunduğunu belirtmek isterim.
Ben bu haftasonu ne mi yapıyorum? İstanbul Fashion Days'a gidiyorum. Pazar günü de yelken kursum var. Pazar günü kalan zamanımda hem Arzu'da Art of Living'in pazar buluşmasına gitmek istiyorum hem de Oda Projesini gezmek istiyorum. Ama zamanı nasıl ayarlayabileceğimi bilmiyorum. Görmemişin bir haftasonu olmuş durumundayım.

Flamenkooooooooooo

Ben Flamenkoevine gidiyorum biliyorsunuz. Şu anda devam edemesem de sonbaharda tekrar başlayacağım. İrem'se yaklaşık 3yıldır Pera Sanat'ta flamenko eğitimi alıyor. Benim işbu workshopu paylaşmış. Vakit ayırablirsem gidebilmeyi çok isterim ama bilemiyorum tabi. Mevzu şu;
"FLAMENCO WORKSHOP – 31 AĞUSTOS-30 EYLÜL
Flamenco dansını Türkiye’ye getiren ve yıllardır yurt dışınndan getirdiği ustalarla Flamenco eğitiminde lider konumunda olan Pera Gzel Sanatlar, yeni bir ustayı flamenco severlerle tanıştıracak. Uluslararası Dansçı ve Koreograf SARA NIETO MORENO, Amerika , Japonya ve Avrupadan sonra İtanbul'a geliyor.
Serin sonbahar gecelerini flamenconun kıvrak motifleriyle ısıtmak isteyen her yaş grubundan ve her seviyeden flamenco sever, Dünyann bir ülkesinde yaptığı çalışmalar ve workshoplar ve gösterileri ile tanınan uluslararas sanatcı, SARA NIETO MORENO ile Pera Gzel Sanatlar ‘da Flamenco severlerle ilk defa buluşacak Kayıtlarımız balamıştır. Kontenjanımız sınırlıdır.Detaylı bilgi için: Rita Ayta Dans Baş Koordinatörü
Siraselviler Cad. Billurcu Sok. Billurcu Cikmazi (Eski) No:14 (Yeni) No:10 Taksim 34433 - Istanbul
Tel: (0212) 245 44 60 - 244 52 03 - 245 30 08 - 245 30 09
Fax : (0212) 252 30 82

Peynirli Kurabiye

eveeeeeet... Pamuk'un yani annemin spesiyallerinden. Bakmayın peynirli dediğime. Tatlı kurabiye bu. Malzemeleri veriyorum yazın.
Krema İçin:
250 gr lor (ekşimik)
1 su bardağı toz şeker
Hamur İçin:
1 yumurta
yarım su bardağı yoğurt
1 paket eritilmiş margarin
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
yarım kg un
yarım su bardağı toz şeker
fırın 175 derece olacak 20-25 dk pişecek
Yukarıda görmüş olduğunuz lor annem tarafından önceden hazırlanmış. yarım kavanoz süte yarım limon katarak kaynatmış. Süzünce yukarıdaki loru elde etmiş. İkinci resimdekiler de benim moleskine defterm ve o sırada okuduğum kitabım.
Öncelikle lor ve şekeri bir mikser yardımıyla çırpıp krema kıvamına getiriyorsunuz. bkz aşağıdaki resim. Sonra bırakın kenara ve hamura geçin.Sonra hamur için gerekli malzemeleri yoğurun. Unu, vanilyayı ve kabartma tozunu eleyerek ekelyin pls. Yoğurun yoğurun. Üşenmeyin. Ne kadar yoğurursanız o kadar güzel olur. Evet bu yoğuran benim. Eldivenle daha hijenik buluyorum. Ve de daha rahat.
Sonra ceviz büyüklüğünde hamur parçalarını yassı hale getirip içerisine kremaları koyup kapatın. ve yağlanmış tepsiye dizin.

Belirttiğim şekilde pişirdikten sonra üzerine pudra şekeri serpin.

Afiyet ossuuuuun.

26 Ağustos 2009

Beni Ayakta Gömün

Bu aslında çingenelere dair bir kitabın adıydı. Başlığı böyle atmak istedim. Bu hafta ikincisi gerçekleşen açıkhava sinemamız artık gelenekselleşmeye başladı. Bu haftaki filmimiz "Vengo" idi. Vengo benim 2002 sonu veya 2003 başındna beri izlemek istediğim bir filmdi. Müziklerini yıllardır dinlerim. Keza Gadjo Dilo da aynı şekilde. Onu henüz izleyemedim ama.
Yönetmen Tony Gatlif olunca oyuncular da çingene. Hikaye de kavgalı iki çingene aileyle ilgili aslında. (Bu arada şunu belirtmek isterim ki ben çingene yerine roman demeyi tercih edenlerden değilim. Çingene bir hakaret değildir. Kötü bir anlamı yoktur benim gözümde. Roman denmesi olayı komikleştirme ve ayrımcılığı meşrulaştırmadır bana göre).


Başrol oyuncusu Caco'nun Kadir İnanır'a benzerliği inanılmaz. Bir de bazı sahnelerde uzaktan ve kamerayla aşğıdan çekilen sahnelerde Desperado'daki Antonio Banderas'a benzettim.
Kısaca konusuna değinecek olursak, Cavo'nun kızı Pepa'nın ölümüne çok üzülüyor. Abisi Mario da başka bir çingene ailesinin oğlunu öldürmüş ve Fas'ta saklanmaktadır. Mario'nun spasitk oğlu Diego ile ilgilenemktedir Caco ve onu çok sevmektedir. Karşı aile Mario'dan almak istedikleri intikamı Diego'yu öldürerek almak istemektedir. Caco ise Diego'yu korumaya çalışmakatadır. Ve bunu şiddetle yapmıyor olması en dikkat çekici hususlardan biridir kanımca.


Film, İspanyol çingenelerin hayatlarına dair bir kesit sunuyor bize. Başrolde müzik ve flamenko var tabi ki. Filmin en can alıcı noktaları bunlar zaten. İşin içinde Tony Gatlif olunca müziklerin başrolda olmaması düşünülemez zaten. Arrinconamela'nın çaldığı sahne de en güzel sahnelerden biridir. Vazgeçtim. Dans ve müziğin olduğu her sahne güzeldi, üzgünüm ayrım yapamayacağım. Benim İspanyollara, latinlere, dillerine, kültürlerine, danslarına, müziklerine ve çingenelere özel ilgim vardır. Ama filmi ve müzikleri sevmemin nedenlerinin bu olduğunu düşünmüyorum. Tony Gatlif güzel bir film yapmış. İzlemenizi öneriyorum. Müziklere ise mutlaka sahip olmalısınız.



Tabi ben bu arada Trakya insanımı da hatırladım. Yolun kenarında arabadan müzik çalmalar, yolun ortasında oynamalar. Onlar flamenko yapıyor biz de roman havası oynuyoruz. Tek fark bu. Bir de film müziklerindeki ney Kudsi Ergüner tarafından çalınıyor.