27 Ekim 2009

İtiraf

tamam itiraf ediyorum dün akşam flamencoya biraz geç kaldım. aslında hala yetişebilirdim ama yetişmedim. fulyadaki beymen outlete gittim. sadece 1 saat kalabildim 8'de kapanıyordu çünkü. güzel ayakkabılar vardı ama ayağıma ya büyük ya küçük oldular :( güzel çanta yoktu pek. bir tane kot aldım citizens of humanity böyle paçaları hafifi bol çok güzel ama boyu uzun biraz terziye götürmem lazım. 90 küsura düşmüşt 300 küsurdan. Bi de 60 liraya siyah nike aldım. spor yaparken değil de günlük giymek için daha ziyade. kardeşime de beyaz gömlek aldım jilet gibi. banana republic beyaz gömlek konusunda başarılı bri marka zaten ama amerika ucuzken burda pahalı olmasına gıcık oluyorum.
geçen hafta da banana republic'ten etek almıştım çok güzel. süper güzel etek ve elbiseler var banana republicte. indirime girsin elbise alıcam. fiyatlar 325-385 civarı. çok bence.
mangodan da bir tayt, bir indigo rengi ince fitilli kadife pantalon, bir uzun hırka, bir yün elbise, bir beyaz gömlek, bir t shirt aldım. unuttuklarım olabilir.
la senza'dan 4 takım aldım. süper güzeller. marks & spencerdan çorap ve altlar aldım bi sürü de.
swarovskiden küpe aldım.
ankaradan da bi sürü şey almıştım.
daha aklıma gelmiyo bile yaa hala alıyorum.
öf allahım ya yine çileden çıktım sen aklımı başıma devşir benim. bunalıma mı girdim acaba ben? bu yazıyı yayınlamaya korkuyorum resmen. belki de bu yardım çağrımdır benim. gizli imdat çığlığı gibi. tutun ellerimden yoksa iflas edeceğim gibi mesela.

Bu da taaaa 2009'dan kalmaymış

Teyzem

Benim bir tane teyzem var. aslında iki tane. ama ikincisi 81'li olduğundan kelli ona teyze demiyorum. teyze gibi de görmüyorum zaten. kuzen gibi daha ziyade.
annem ilk defa hastalandığında 2002'de küsmüştüm ben teyzeme. şimdi affettirdi bana kendini.
haftasonu keşana teyzemlere gitmiştim işte. annem de oradaydı çünü. teyzem bize turşu yaptı. ekmeğin üzerine sürmek için baharatlı salça yaptı. yemek yaptı. tıpkı anneme olduğu gibi teyzeme yardım etmek zorunda hissetmedim kendimi yattım dinlendim. annem bile sen yorma kendini teyzen yapar dedi. annem en rahat onunla sonuçta. ben de öylemişim meğerse. küssem de etsem de teyzeymiş.
bu sene annem bize böyle kışlık turşu, salça, tarhana yapamadı ya garip geliyodu. alışkanlık bozulmuştu yine, ezber yani. üzücüydü. teyzem yapınca sevindim. böyle sahip çıkılmış gibi hissettim.
burayı hiç okumayacaksın ama, sağol teyze...

Neler Oluyor Adamlara

Bizim evde mor çatı durumları söz konusu bu aralar. Adamlara bir haller oluyor. Son bekar kale ben olduğumdan desteğim kız arkadaşlarıma. İğneyi kendimize de batırmak lazım tamam ama kızların üzüldüğü kadar üzlüyor mu bu erkekler bilemiyorum. Ya da onlar hayatlarına çok daha kolay devam ediyorlar ya. Kızlar çok fedakarlık yapıyorlar ya. Sonra da yapmasaydın diye karşılık buluyorlar ya. Sonra bütün hayatlarını bağladıkları adamlar gidince daha bir yıkılıyorlar haliyle. İnsan hep önce kendi olacak hep önce kendi için yaşayacak ya. Bunu anlamak acı derslere maloluyor tabi. ama olsun bu dersi almak da önemli.
Kızlarım, sizi seviyorum ve üzülmenizi hiç istemiyorum.
Kadın olmak zor zanaat. Yüzyıllardır her hakkımızı aldık da kendimizi bir erkeğe beğendirmek zorunda olmama hakkımızı alamadık ve kızlar. Manikür, pedikür, ağda, lazer, fön, makyaj yapma/çıkarma, giyinme süslenme, kalem etek, topuklu ayakkabı vs... Kendimi kandırmayalım. Kendimiz için giyiniyoruz tamam ama kendimize güvenelim, beğenelim diye. O zaman beğeniliyoruz zaten. Bir sarmak aslınd ahepsi birbirine bağlı. Halbuki bütün mesele kendimize güvenle alakalı. ama en güzelimiz, en kendine güvelimiz bile bi erkeğin kendimize olan güvenimizi sarsamasına nasıl da izin veriyoruz. sonra tekrar iyileşme ve kendine olan güvenini geri kazanma süreci. Bu sabah nedense aklıma geldi. Ben de aynı şeyi bir erkeğe yaptım bence. Aslında insna olarak düşününce üzüldüm. çünkü hani kendimize yapılmasını istemediğimiz şeyi başkasına yapmamalıyız falan ya. erkeklere ben hep böyle yaklaştım ama artık bitti. bana bazı söylediklerine yaptıklarına nasıl izin vermişim diye kızdım kendime ama sonra rahatladım. oh canıma deysin ben de onu ezikledim.
Bu aralar tesadüfen iki kitap geldi önüme. Birini metroda bir kız okurken gördüm. Sahneyi anlatıyorum kız oturmuş kitabını okuyor. yanındaki kız eğilmiş kitabı okumaya çalışıyor. ben üstten eğilmiş kitabı okumaya çalışıyorum. adı "erkekler niçin cilveli kadınlardan hoşlanır?". yazarı sherry argov. orjinal adı "why men like bitches?" ama orjinali Türkiye'de yok sanırım. Bulabilirseniz onu alın zira tercümesi kötü. Bu kitap işin tüketim, yüzeysel ve boş yanı evet ama haklılık payı olduğu noktalar yok değil. Okurken vaaay yaptım ebn bunu, bunu da, bunu da... diyosun. Her anne kızına 16 yaşına gelince vermeli bu kitabı. Ciddiyim. Ama erkeklerden uzak tutun. Onlar okumasın. Cilveli ile kasıt motorsal hareketler değil tabi. kadın güçlü olacak, kendi ayaklarının üstünde duracak ama adamı da parmağınd aoynatacak hesabı. Kitapta yazanları harfiyen yapmak mümkün değil ama tek bir şey öğrensek kardır yanımıza bilesiniz. yani sonuçta hayatta böyle yaşanmaz, oyun oyun. ama her yaşadığımızın sonunda da görüyoruz ki ister ayı olsun ister kibar, ister eğitimli olsun ister eğitimsiz, ne olursa olsun erkekler klişe. kaçan kovalanır. bütün mantık bu sakil klişede gizli. dediğim gibi ben şahsen sürekli oyun bir insan olamam. beceremem de zaten. beceremediğim de ortada zaten.
ama benim becerdiğim başka bir şey var. ben tek başıma o kadar mutlu, huzurlu ve o kadar aykatayım ki bu klişelere ihtiyacım yok. çünkü benim bir erkeği hayatıma almam için sevgiden başka nedene ihtiyacım yok. çünkü ortada ihtiyaç yok. ayrıca benim kendime ait hobilerim, arkadaşlarım, zevklerim var. yalnız kalma ihtiyacım var. yani ne kadar aşık olsam da kendime özel zamanım olmasını isterim. bu da aslında karşımdaki erkeğe hiçbir zaman beni avuçta hissettirmiyor. çünkü benim için dönüp gitmek çok kolay. geçmiş yıllarda da gördüğümüz üzere aşkımdan gebersem de değerimi bilmeyene, beni mutsuz edene arkamı dönebilyorum. ha benim ki de aşırı tabi sonra sürekli ilişki kuramıyosun işet aman onu mu çekicem bunu mu çekicem derken. neyse bunların tek bir cevabı yok sonuçta. ama amaç mutlu olmaksa, herkes mutluluğa giden yolda kendi yoluna seçmekte özgür. bağımlı veya bağımsız. ne şekilde mutlu olacaksa. sonuçta kimse kimseyi yargılayamaz. büyük de konuşmamak lazım öyle bir aşık olurum ki köpek olurum, onu da bilemem sonuçta.
Diğer kitabı da Cevza önermişti bana. "Aşk Özgürlük Tek Başınalık". Yazarı Osho. Bu da spiritüel ve felsefik bir kitap. Bu kadar ideale ulaşmak da zor ama yine de insana birşeyler katabilecek bir kitap. ancak hayatında hiç meditasyon yapmamış bir insnaın bu kitabın ne demek istediğini tam olarak anlayabileceğini sanmıyorum. bu sebeple önce bir art of living kursuna katılın isterseniz. ciddiyim :)
Aşk konusunda biraz teori de iyi olur. pratik yapamıyorsak da zamanımızı boşa harcamayalım derim ben :)

Yine Alışveriş

http://www.elfe.com.tr/ şöyle bir web sitesi var Hilal'den duymuştum. Dün de tesadüfen bir yerde okudum. ben henüz alışveriş yapmadım ama arada güzel parçalar bulunabiliyor sanırım. Aklınızda olsun.

Limango'da Steve Madden satışı başlamış

My Late Cosmetics

Bu sıralar Shieseido Zen parfümünü kullanıyorum sıkça.
Londra'daki Superdrugstan aldığım oje çıkarıcının resmini de çektim size
Gri renk Lancome göz kalemim. Tavsiye ederim. Resmini çekmeyi unutmuşum son dönemdeki favorim MAC'in indigo rengi.
Givenchy'nin süper ten tengi süper dudak parlatıcısı. Pop Gloss Crystal. Altında 403 7L01 yazıyo ama numarası hangisidir bilmem.
hi hi eski renkli kişiliğime özlemle aldım bu pembe ruju. MAC Amplifies Girl About Town A59. Bu sabah yukarıdaki ten rengi üzerine bunu sürdüm süper oldu.
YSL hot red. Numarsını hatırlamıyorum.

çok alışverişe verdim kendimi bu ara yine. mutsuz muyum acaba ya da umutsuz?

Güzellik Kremi

O ne demeyin. Gerçekten öyle. Ayşegül'ün bana aldığı parfümün içerisinden eşantiyon olarak çıktı bu krem daha önce bahsettiğim el kremi ile birlikte. Yalnız gerçekten cildi daha parlak ve pürüzsüz yapıyor. İnsan bir ışıl ışıl oluyor böyle. Kesinlikle tavsiye ederim. Ancak cilt doktoruma sordum. İçeriğini bilmiyorum o yüzden birşey söyleyemem ama senin cildin sivilceye yakın o yüzden çok özel zamanlarda kullan dedi. Ben de öyle yapıyrum gerçekten. Mesela Ayşegül'ün düğününde bunu sürdüm ve üzerine fondoten süremedim mesela sadece pudra sürdüm. Bir de Clinique'in pore minimizerını sürdüm elmacık kemiklrimin üstüne. Özel zamanlar için kesinlikle tavsiye ederim yani. Her ikisini de. Belki ikisini de aynı anda sürmeye gerek yoktur aslında da düğün ya odan. Yoksa sadece biri de iş görür bence.

Kahve Far

Geçenlerde Markafoni'de Shieseio satışı vardı bu farı hatıramıyorum aa oldukça uygun fiyata aldım. Renkleri de süper. Özellikle de baz olarak kullanmak için.

26 Ekim 2009

Limango vs Markafoni

Arkadaşlar Hülya sayesinde yeni bir site daha keşfettim. http://www.limango.com.tr/ Markafoni muadili. Üye olurken lütfen benim e-mail adresmi belirtin. şu anda süper stefanel elbiseler var.
ha bu arada cuma günü eğitim çıkışı stefanel'in şişli'deki outletine uğradım. Pek ürün yoktu ama çok güzel iki adet kışlık kalem etek ve süper güzel bir kadife elbise aldım. vaktiniz olursa uğrayabilirsiniz.

Whatever Works

Pazar gecesi Woody Allen'in Whatever Works filmini izledik. Dahi bir fizikçiyle klişe bir amerikalı genç kızın hikayesi tipik bir woody allen filmi ile karşımızda. çok çok eğlenceli bir filmdi. eğer bir woody allen severseniz, bu filmi de seveceğinizden eminim. şiddetle tavsiye ederim.

haa cumayı unuttum

cuma eğitimdeydim ben çok iyi oldu. şişlide olduğumdan kelli seloşumla buluştuk öğle yemeği yedik cevahirde. Adını unuttum şimdi Cevahir'de en üst katta, terası olan bir restauranta gittik. bi de şarap içtik. ooohhh. özleşmişiz. acayip de kız muhabbeti yaptık. Süperdi yaw. Bi mucize olsa. Bütün kızlar bol paralı ev hanımları olsak birden hayatımız ne kadar güzel olurdu. Kzılar hepimiz bir olup evrene enerji gönderirsek gerçek olur mu acaba?
bu arada sigara içmeyeli 4 ayı geçti ;)

Pazar

Biliyorsunuz cumartesi vakitlice eve döndüğümüzden pazar sabahı 10:00 gibi uyandık. Ben kızlara kahvaltı hazırladım (including pancake). İki makine çamaşır yıkadım :) Sonra Günseli ile Cadde'ye gittik ve Elif'le buluştuk.
Kızkıza valla çok güzeldi. Elif'imi de çok özlemişim.
Bu arada sonunda English Home mağazasına da gidebildim. Detay gezemedim ama süper güzel bir nevresim/çarşaf takımı aldım. Böyle zamanlarda hep ev düzesim geliyor yaw :) English Home inanılmaz uygun fiyatlı ayrıca. Tavsiye ederim yani. Havlu konusunda Chakra'yı tek geçerim yalnız söyliyeyim. Gün geçtikçe yumuşuyor. Diğer havlular çok ezik kalıyor Chakra'nın yanında :)
Maç yüzünden zar zor eve döndük. Sonra ablanız yeşil mercimek, pilav ve irmik tatlısı yaptı. Fena olmadı. Yedik yani. Tatlı bayaa iyiydi yalnız vanilyanın kokusunu çok beğenmedim. Bu seferki değişik vanilya mı neydi bilmem. Ay dur bak o tatlının da tarifini vereyim ben size. Akşam evde resimlerini de çekeyim de. Du bak unutmayayım.

Cumartesi

Rüzgarsızlık sebebiyle sabahki yelken dersim iptal oldu. Aylar sonra ilk defa 12'ye kadar uyudum, dinlendim. Oh sefam olsun. Sonra Günseli'yle sahilde kahvaltı ettik ordan Antrepo 3'teki Bienal'e gittik ki saat 15:30 falan olmuştu sanırım. Bildiğiniz üzere ben buradaki serginin yarısını gezebilmiştim henüz. Sınırsız bilet almama rağmen henüz semerelerinden faydalanamadım. Neyse sanata katkım olsun bari. 1,5 saat kadar gezdikten sonra 360'a gittik birşeyler içmek için. Hava güzel olduğundan dışarıda oturduk. Her zamanki gibi 360'ta ne doğru düzgün bira ne de şarap vardı. Bir ara karnım acıkır gibi oldu kabak çiçeği dolması yedim ama beğenmedim. İstanbul'da yenilecek en güzel yer Şans Restaurant. Neyse güzel manzara ve dost sohpeti iyiydi sonuçta. Kalkmak üzereyken Karoly (bkz. Mokarabia, Bolart) geldi. Biraz daha sohpetten sonra Cezayir'in oradaki Galeri Apel'deki sergi açılışına gittik. Detay ve fotografları yarın veririm. Küçük ama güzel bir sergiydi. Bu işin erbabı Karoly'e göre İstanbul'daki en iyi ve kaliteli galerilerden biriymiş zaten burası. Oradan çıkıp eve, hemen kısa bir duş ve giyinme sonra bizim evin yanındaki Tesadüf Cafe'de sevgili kardeşimin doğumgününe. Sağolsun Gökçe mekanı bize kapattı ve mum ışıkları altında çok hoş bir ortam sundu bize. Güzeldi yani Cumartesi günü yelken de yapabilseydim daha da güzel olacaktı ama buna da şükür :)

Yine ayakkabı aldım :(

Perşembe akşamı flamencoya gittim meğer perşembe sınıfı çarşamba sınıfı ile birleşmiş ders yokmuş. Çıktım geri dönüyorum Hülya'nın bahsettiği ayakkabıcıya uğradım. Bu ayakkabıcıyı biz 2005 senesinde Harika, Çiğdem ben tesadüfen keşfetmiştik ve ben hala giydiğim ve çok da rahat olan siyah stilettomu burdan almıştım. İndiirm vardı ucuzdu da. Meğer burası orasının başka bir mağazasıymış. Seneler sonra burayı bulduğuma çok sevindim. Thanks to Hülya.
ayıptır söylemesi 3 çift ayakkbı aldım. Bir tanesi yaz sezonu indiriminden kalma resmen 30 lira inanılır gibi değil. Yeni sezondan bir siyah babet ve bir de hayvani topuklu ama çok rahat bir siyah ayakkabı aldım. Ayakkabı dükkanından çok beklentiniz olmasın. Dandik durduğuna bakmayın. Rahatlar ve modeller güzel. Zaten heryer gibi çakma modellerle dolu. Kesinlikle tavsiye ederim.
Divan Kundura: İstiklal Cad. Vakıf Gökçek İşhanı No: 36 Giriş Kat No: 5 (Benetton Pasajı) Beyoğlu
tel: (0212) 249 18 40

Yabaaaan

olmuşum ben bildiğiniz yaban. kendimle başbaşa olmaya o kadar çok alışmışım ki, öyle huzurluyum ki kendimle olmaktan bildiğiniz vahşileşmişim. İnsanlarla çok uzun süre vakit geçiremiyorum. Geçirince daralıyorum.

Aslı, sen evimizin herşeyisin

Arkadaşım Aslı'dan bahstemiştim size. Evinin güzelliğinden (hatta resimleri eski yazılarımda var), dekorasyon becerilerinden, internet sitesinden ve blogundan. Aslı'da yeni gelişmeler var. Sizin de desteğinizi rica ediyoruz.
"Üzerinde yoğun bir şekilde çalıştığımız girişim projem "Ev ve Yaşam Portalı Evimizinherşeyi" ni yavaş yavaş hayata geçirirken sizlerden de bir minik ricam olacak.
Ev Albümü adında bir alt sayfa açtık, buradaki amaç dekorasyon stilinizi paylaşmanız, evinizdeki yaşam çizginizle bir çok dekorasyon meraklısına ilham vermeniz.
Bunun için tek yapmanız gereken linki tıklayınca
http://www.evimizinherseyi.com/ev-albumu/default.aspx açılacak sayfada albümlerle ilgili fikirlerinizi paylaşmanız varsa yorumlarınızı o alana yazmanız ve dilediğiniz taktirde evinizden bir alanlarını fotoğraflayarak buradan bizlerle paylaşmanız.
Sonuçta amacımız ev yaşamını daha bizi yansıtır hale getirmek, dekoratif ama pratik bir yaşam alanı elde etmek.

Değerli görüşlerinizi bekliyorum.
Desteğiniz için şimdiden teşekkürler.
Aslı Gökdere
evimizinherşeyi"
Ben de Aslı'ya desteğinizi bekliyorum.
İyi haftalar hepinize.

22 Ekim 2009

Bekarlığa Vedadaki Taçlarımızdan

Turuncu olan benim. Diğeri Çiğdem.
Matruşkalı olan Zeynuşka
Duaklı olan da tahmin edeceğiniz gibi Ayşegül. Çiğdem'e katkılarından dolayı teşekkür ederim.

Beğendiğim Saç Modelleri Devam







Bu gelin saçı için uygun. Bakmayın kızın haline. Saça odaklanın.
Bu da arkadan.
Saçtan ziyade burdaki göz makyajına hastayım. BB kadınsa biz neyiz yaaa...

Beğendiğim Saç Modelleri













Ayşegül'ün Bekarlığa Vedası

Biliyorsunuz artık kimlikleri afişe etmiyorum. O yüzden bu fotoyla idare edeceksiniz. Biliyorsunuz bebek Ayşegülümüz evlendi. Yurtdışında yaşadığından, düğün de Ankara'da olduğundan vakit dardı.
İlk önce bizim evin yanındaki Tesadüf Cafe'de, Gökçe'nin organizatörlüğü ve evsahipliğinden çok keyifli bir kına yaptık. Orada insan gibi giyinmiştik. Sonra herkeşleri gönderdik, bu sefer evlere dağıldık ve üzerimizi değiştirdik. Hepimiz normal hayatta giyemeceğimiz ama giymek isteyebileceğimiz çeşitlilikte giyindik. Ben örneğin mor opak çorap, şeker pembe babet, kısa kot şotk, t shirt üzeri yelek ve turuncu çiçekli taç (http://www.dareit.net/) taktım. Kızların hepsi birbirinden renkli ve güzeldi. Bu halde Kuzguncuk sokaklarında olay yaratarak Mojo'ya gittik. Sokakları dediğim bizim evden taksi durağına kadar olan, 20 veya 50 bilemedin 100 metrelik mesafe. Ortam şebeği ve ilgi odağı olarak çok eğlenceli bir gece geçirdik. Geceyi tantunicede de sonlandırdık :)
Bir gün ruh hastası olursam eğer paranoyak olacağımdır bence...
Bir gün ruh hastası olursam eğer paranoyak olacağımdır bence...

Yoğun İnsan Hayatı

Evin yanındaki cafeyi arıyorum. Saat 13:00'te evdeki temizlikçimize yemek goturmesi için sipariş veriyorum. Böylece temizlik bana hep daha pahalıya geliyr çünkü evde yemek hiç olmuyor :(
Bize soruyorlar Elif'le akşamları yemek yapıyor musunuz? Hayır? Dışarda mı yiyorsunuz? Pek değil. Akşamları yemek yemiyoruz biz galiba. Emin değilim ama akşamları ne yaptığımızı tam olarak bilemiyorum. Dışarıda arkadaşlarımla planım varsa yiyorum zaten. Bazen ofiste akşamüzeri birşeyler yiyorum. Ofiste çalışmak için kaldıysam çok nadir akşam yemeği siparişi veriyorum. Eve sipariş de çok nadir veriyorum. Öye akşamları yemek yemiyormuş gibi bir halim de yok kilo bakımından ama. Anlamadan evde abur cubur yiyorum sanırım. Bir dönem mısır patlatıp yiyordum, bir dönem çekirdek :) Allah'tan annem okumuyor burayı.
Yorgunluktan kafam çok dağınık bu sıra. Halbuki Keşan'la ilgili bir sürü malzeme vardı yazacağım unuttum. Resim de çekemedim. Böyle oldu.
Öğleden sonra ofis dışında olacağım, yarın eğitimde olacağım. Pazartesi ancak yazabilirim bu durumda. Hepinize şimdiden iyi haftasonları.

21 Ekim 2009

Çok oldu

yazmayalı biliyorum ama çok yorgunum bu sıra. Biliyorsunuz kınaydı, bekarlığa vedayıdı, hastalıktı düğündü zaten şaşmıştı dünyam. Haftaiçi de işler de yoğundu geç vakte kaldık arada. Cuma gecesi hayatmın 3. en korkunç (Birincisi Kamil Koç'la Bodrum-Antalya arası otobüs yolcuğu, ikinici Paris-Los Angeles ekonomi sınıfı uçak yolculuğu isi) yolculuğunu geçirdim. Dandik bir otobüste 5 saatte Harem'den Keşan'a gittim. Gece 3 gibi vardım. Kabustu yaa kabus. Bu kadar kötü olmayan 5 saatlik bir dönüş yolculuğu. Tekrar uykusuz geceler, bir arkadaşımın üzüntüsünü paylaşmak. Zaten psikolojim çok iyi değil iyice bedbaht oldum bugun inanmazsınız. Neyse buna da çok şükür bir kaç güne düzelirim ama bugün kendimi çok yorgun ve çökmüş hissediyorum. Onun dışında herşey yolunda ama.
Dün minnoş kardeşim 25 yaşına girdi. Onu çok seviyorum ve iyi ki benim kardeşim, iyi ki yanımda. İyi ki doğdun Elif'im.

13 Ekim 2009

eve dönüş

Pazar sabahı kaltıktan sonra Ümitköy'deki Park Caddesi'ne gittik ve oradaki bir pastanede kahvaltı ettik. Park Caddesi bir sürü cafenin olduğu bir sokak aslında. Ankaralıların cadde kavramı bizimkiyle oldukça farklı. Sonra da daha fazla oyalanmadan yola koyuluyoruz. Bolu taraflarında manzara yine muhteşem. Tüneli geçtikten bir süre sonra sağda Berceste'de duruyoruz.
Çay içip çekirdek çitiyoruz. Çiğdem ve Serdar kuzu pirzola yiyor. Tadına bakıyorum gerçekten kokmuyor. Enteresan. Ben bile yedim ama kardeşim kesinlikle tatmıyor.
Aşağıdaki kurutulmuş yaban mersininden bol bol alıyorum, çünkü kansere falan iyi geliyormuş, bilemiyorum artık. Ama tadı gerçekten güzel.
Bu zeytinden aldık :)
Bu Erzincan tulumundan aldım ki gerçekten ama gerçekten muhteşem peynir.
Bu çok keçi keçi gözüktü almadım.
İsli peynir severiz, çerkez isli peyniri tuzsuzdu, o sebeple tuzlu olan abaza isli peynirinden aldım. bir de bal. umarım doğaldır. sonradan insanlar dediler ki mısırçarşısında var hepsi hem de daha ucuz. neyse ne bilemyim ilk kez berceste kültürüm oldu benim.
by Çiğdem...
by Çiğdem...
Şehr-i İstanbul görüktü (bilerek yazdım). by Çiğdem...
by Çiğdem...
Bu güzel seyahatten dolayı başta evlenen Ayşegül ve Egemen'e, bizi oraya götüren Serdar'a, gezdiren Şeymoş'a ve arkadaşlıkları için Çiğdem ve minnoş kardeşime teşekkürler :)