06 Kasım 2009

Bilemedim Ne Başlık Atsam

Dün gece Karoly'nin Galata'dak, yeni evinde (evi çok güzel, özellikle kitaplığına tek kelimeyle bayıldım, bir gün yaptırmak istersem designını çalabilirim, keşke fotografını çekseydim) yemekteydik.
O kadar çok şarap içmişim ki sayısını hatırlayamıyorum bile. Dolayısıyla söz konusu şaraplar hala damarlarımda gezinmekteler. Bu sebeptendir mahmurluğum bilesiniz.
Şarap demişken şunu da belirtmek isterim ki, Edirne'deyken Kipa'dan 3 adet şarap almıştım. Biri yıllaar önce yani üniversite son sınıftayken yani 2002-2003 senesindeyken bol bol içtiğimiz, görünce resmen nostalji yaşayıp atladığım Kavaklıdere'nin Premieur (böyle yazıldığından emin değilim) Öküzgözü. Fransa'da bir adet varmış, her kasım ayının üçüncü haftası son hasat çıkarmış böyle. Kavaklıdere'nin de son hasadı bu. Normal öküzgözüne göre daha ucuz. Neyse biz bunuoldkça beğenirdik. Fakat bu şişe mi iy değildi yoksa benim damak zevkim mi değişmiş bilinmez, beğenmedim.

Diğerleri ise görünce şaşırdığım ve sevindiğim Melen şarapları. Melen şarapları yanılmıyorsam Şarköy taraflarındaki üzümlerden yapılıyor. Bulmak çok zor, çünkü her yere verilmiyor. İstanbul'da yalnızca Asmalımescitte bir meyhane vardı. Hemen aşağıda görmüş olduğunuz Merlot'u aldım. Saklamalık bir şarapmış. Uygun koşulları bulabilirsem saklamak istiyorum.

Diğeri ise daha günlük bir şarap. Hamur ürünleri ile önderildiği için akşam Karoly'lilere bunu götürdüm. Malum İtalyan makarna yiyeceğiz. Bu şarap Merlot, Gamay ve Cinsault üzümlerinin karışımından. Şöyle söyliyeyim Edirne'ye gittiğimde Kipa'da ne kadar ulursam hepsini alacağım. Bu 2006 yılına ait olandı. İçimi çok kolay, acayip hafif çok çok güzel bir şaraptı. Bunun üzerine diğer Merlot'u çok merak ediyorum artık.

Neyse Edirne'de cuma günü annemin 5 inci kemoterapi seansına gittik. Bu sefer ikimiz de çok rahattık kaşarlandık tabi :) 4-5 saat nasıl geçti anlamadık bile. Yalnız Barış isimli gencecik bir çocouk vardı. Ay nasıl da güzel yüzlü. Testis kanseriymiş. Annesi ve babası yanındaydı hemşireye dert yanıyordu fazla ilgiden sıkıldım artık diye :) İyi olsun şu cocuk yaa dualarım seninle Barış. Alkollü dualarım kabul olur mu bilmem ama :)

Ulaş ve Hale'nin doğumgünümde bana aldıkları kitabı okumaya başlamştım yolda. İşte kemoterapide okudum bitirdim. Yazarı Tania Debi, adı "Tek Başıma". Ataköy Marina Yacht Club yayınlarından. 18 yaşında yelkenliyle başladığı dünya turunu 2 yılda tamamlayan Tania Debi'nin bu seyahata ilişkin kendi kitabı. Bi kere insan biraz depresif oluyo ulan naptim ben 30 senedir diye. Kız üniversite okumak yerine yapıyor bunu mesela. İnanılmaz bir kitap daha doğrusu inanılmaz bir serüven. Nasıl özendim tarif edemem. Tek başıma olmasam da bir gün mutlaka en azından Panama Kanalından başlayıp Kızıldeniz'in sonuna kadar olan rotayı gezmeyi çok çok isterim. Balayım için Maldivlerden vazgeçtim :) Mrkizler, Tahiti ve Moorea yeni isteğim :)

Mesela şimdi biz Art of Living ve bi sürü kitapla taa ne zaman anlıyoruz ya "doğan her yeni günü sakince kabullenip, ne olursa olsun elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışma en önemlisi" diye taa 20 yaşınd ahayatın anlamını çözdü kız okyanuslarda tek başına.

sonuç olarak kitabı okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

Bi de sonra dergi okursan Fas'a gitmeyi çok istedim.

Hiç yorum yok: