13 Ağustos 2009

Zevk-ü Sefa'da bir nokta, HillsideSu

Cumartesi sabahı saat 11'e doğru giriyoruz lobiden. Heryer bembeyaz, tertemiz. Otel mimari olarak çok büyük bir özellik arzetmese de dekorasyon ve soldaki uzun sushi bar va sağdaki uzun bar ve en önemlisi tavandan sarkan kocaman disko topları muhteşem gözüküyor. Biliyorum HillsideSu popülerliğini kaybedeli çok oldu ama ben yeni gidiyorum ve böylesini tercih ediyorum. Etrafta dolanan bir sürü garip insan yok. Sakin ve huzurlu. Aynı zamanda da hala elegant. Neyse efenim herkese mi böyleler yoksa Çiğdem'in şirketi aracılığıyla rezervasyon yaptırdığımız için mi böyle (ki bu ihtimal daha yüksek) 3 kişi geliyor bizi karşılamaya. Otelin en güzel odalarından birini (430) ayarlamışlar bize ama henüz check out yapmamış içindekiler. Bize üzerimizi değişmemiz için bir oda veriyorlar ve biz hemen sahile iniyoruz. Cumartesi günü sahil fazla kalabalık değil ama bakın Allah'ın işine ki benim topu topu 2 günlük tatilimin ilk gününde Antalya'da hava kapadı :) Ama aslında bir taraftan da iyi oldu, Antalya'nın ağustos sıcağında nasıl börterdik belli değil.
Kendimi anne tarafı ve yetiştiğim yer olması dolayısıyla Trakya'lı hissetsem de baba tarafından Antalya'lı olduğumu hatırladım bir kez daha. Toroslar ve Akdeniz'le aramda sandığımdan daha özel bir bağ olduğunu hatırladım. Antalya'ya daha fazla zaman ayırmalıyım sanırım, özellikle de HillsideSu'ya ;) Zaten bana lisede de Neşeli Akdeniz Kızı derlerdi bi kısım insan :)
Sahilde dikkatimizi çeken ilk nokta Barbie ve Ken. Nasıl yani demeyin. Cumartesi günü onlar da bizimle aynı plajdalardı. Hadi kız taş gibi, oğlan da taş gibi, genelde bu kadar iki taş yanyana olmaz. Olmuş. İstanbul'da sadece Zuma Restaurant'ta görmüştüm ben bu kadar taş insnı bir arada. İstanbul'da nerde bu insanlar? Neden hepsi burdalar? Ne işimiz var burda!!! HillsideSu'ya göbeklileri almıyorlarmış anacım. Ya taş olacaksın ya da başka otele gideceksin. Herkeşler mi bu kadar zayıf, güzel vücutlu ve taş olur kardeşim. Erkeklerin hepsi o kadar değildi ama, genelde kızlar. Tatilde kaptırır kendimi çok yermiyim acaba diyordum ama pek düşündüğüm gibi olmadı dermişim nah olmadı sabah kahvaltıda 1,5 pancake yedim.
Zeynep'in denize doyduğu ve bol bol yüzdüğü anları geçersek, şemsiyenin altında garsonları çağırmak için "service" ve "cansel" butonları var ki büyük rahatlık. Islak havlu dağıtıyorlar ama ben o sıra denizden yeni çıktığım için almadım. Ama Çiğdem pek iyi kokmadığını söyledi. Deniz tam bana göre zaten bildiğimiz Konyaaltı Plajı, ben kumluk sevmem bulaşır her yere. Burası taşlık. İsteyenler için iskele de var sahile bulaşmadan derin yerden girip çıkmak için. Benim için gaayet güzel yani. Sahildeki yemekler de iyi. Garsonlar süper güler yüzlü ve yardımsever.
Bizimle girişte ilgilenenlerden biri yanımızdan geçiyor ve memnun olup olmadığımızı, bir isteğimizin olup olmadığını soruyor. Masaj diyorum hemen arıyor ve ertesi gün için Çiğdem'le bana Sanda Traditional masaj randevusu alıyor saat 12:00'ye. Zira saat 11:00-13:00 arası happy hour ve masajlar %25 indirimli. Hem de bu bilgiyi bize kendisi veriyor. Süper yani. Akşam üzeri sahildeki barda yüksek sesli müzik ve parti başlıyor. Bunlar bana göre değil. Bu arada havuz ve sahil arasındaki yeşil alanda süper hamaklar ve localar var dinlenmek için. Ayrıca ben geçerken darbuka kursu vardı, çocuklara boyama büyüklere başka altiviteler vardı. Buranın güzel yanı, insnalar hem çocukları ile sakil tatil köylerine gitmeden tatil yapabiliyorlar. Fazla çocuk yok. Olanlar da rahatsız etmiyor. Yani çocuklular için de çocuksuzlar için de uygun bir tatil mekanı.
Sahildeki siparişler oda anahtarınızla veriliyor. Sahile giden kapı oda anahtarı ile açılıyor. Sahildeki tuvalete oda anahtarınızla giriyorsunuz ki dışarıdan kimse kullanamasın.
Akşam odamıza dönüyoruz. Evet bize gerçekten güzel oda vermişler. 4. katta ve deniz manzaralı bir suit. Biraz odamızda ve balkondaki yatakta keyif yapıyoruz. Yatağımıza iki adet fortune cookie (Biri benim hakkımda güzel şeyler söylüyormuş), yeşil elmalar ve akşamki dolunay partisi için ay taşı bileklikli davetiye koymuşlar. Bizim odadaki balık da hasta mı ne hep fanusun dibinde yüzüyor? Sonra giyinip Kırmızı Restaurant'ta (gerçekten heryer kırmızı) yemeğe gidiyoruz. Bence burada odayı alırken akşam yemeğini dahil etmeyin. Birden kendiniz bir tatil köyünde gibi hissediyorsunuz çünkü. Açık büfe, turistler... Tek gece kaldığımız için ve akşam yemeğini de dahil olduğu için sushi yiyemiyorum ama aklım orada.
Akşam yemekten sonra plajdaki Pasha on the Beach'e geçiyoruz ve 10 dakika sonra Çiğdem'in gözüne, hani şu kola takılan fosforlu bilekliklerin fosforu kaçıyor. Nasıl oluyor demeyin oluyormuş. Dikkat edin siz de. Hotelin hemşiresi o sırada orada değilmiş, anlaşmalı hastaneden doktorların gelmesi de 20-25 dakika sürermiş. Bizi en yakındaki Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi aciline götürüyorlar. Allahtan sorun yok. İşimiz bitip otele döndüğümüzde yatıp uyuyoruz. Yastıklar 4 tip ve kaz tüyü. Bunların arasında size uymayan olursa resepsiyondan diğer yastık alternatiflerini de öğrenebilirsiniz.

Süper bir uyku çekiyoruz ve sabah da vakitlice uyanıyoruz. Kahvaltı güzel. Pancake'ler süper :)
Bu sabah sahil çok kalabalık. Meğer otelde kalan Türkler hafta içi hep farklı yerlerde olsalar da Pazar gününü mutlaka sahilde geçirirlermiş. Hergün yapacak başka ne buluyorlar acaba Antalya'da? Ama yine de rahatsız edici bir kalabalık yok. Turistler orta boy makyaj çantası gibi Gucci ve LV'ler ile geliyorlar sahile. Biz Türklerse büyük plaj çantalamızla. Türkler daha bir kokoş tabi ama yine de ikoncanlar yok aramızda çok şükür. Hala herkes taş gibi. Bugün öğle yemeğimizi çok beğenmedik diye meyve tabağı ikram ediyorlar bize. Bir de bayan herkesi dolaşarak gözlüklerini temizliyor. Sefadan ölmek üzereyim ama maalesef dönüş saatimiz yaklaşıyor. Canım HillsideSu check out saatimizi oldukça geç yapmış. Çıkıp hazırlanıp otelden ayrılıyoruz. Yatağımıza beyaz lilyumlardan oluşan çiçek koymuşlar bu arada. Uçağımız rötar yapıyor bir süre havaalanında bekliyoruz. Hem havaalanında hem de uçakta donuyorum. Bizimkiler de iyice Amerikan özentisi oldular yaa heryer buz gibi klimalardan. Ne gerek var bu kadar donmaya hem de küresel ısınma varken.
Sonuç olarak HillsideSu bize diyor ki, bütün bir yıl çalışıyorsun, azcık tatilin var o da kusursuz olsun istiyorsun, biraz pahalı gelebilirim ama sana fazlasıyla geri veriyorum bunu. İnanın bana.
PS: Masaj süperdi. Çiğdem'le ikimiz aynı odada iki kanka çok romantik anlar yaşadık :)
PS1: Bizim gibi kankayla değil direkt manitayla gidilecek otel söyliyeyim.
PS2: Havuzun ordaki aynadan kendi resminizi çekin.
PS3: Odanın 3 duvarı ayna kaplı tek başınıza kalırsanız korkabilirsiniz.

1 yorum:

selma Yıldırım dedi ki...

Offfffffffff Zeynep öyle bir anlatmışsın ki şu anda bulunduğum yerden nefret ettim :( en kısa sürede bir sevgili yapılıp, bu otele gidilecek :)