YIĞILAMAYANLAR

"Suraya bak," dedi Nora.

Terasın ucunda, göz hizasında biten bir ağaç. Öyle büyük ve öyle kuru. Kurumuş dalların en ucuna konmuş kuşu eliyle gösterdi. Lena bir türlü bulamadı, Nora’nın parmağını takip etti, sonunda buldu.

"Dünyanın efendisi benim diyor sanki," dedi Nora.

Ne ağacın ne kuşun cinsini bilmiyordu. Hiçbir zaman yazar olmayacağım, diye geçti içinden.

Tam o sırada tur rehberinin sesi yükseldi arkalarından.

"—Hitler'in Germania projesinin parçası. Berlin'i dünyanın başkenti yapma hayali. Savaş bitmeden tamamlanamadı. Müttefikler yıkmaya çalıştı, patlayıcı kullandı. Olmadı — bina o kadar sağlamdı. Üstünü örtmeye karar verdiler. Yirmi yıl boyunca her gün onlarca kamyon enkaz döktü. Sonunda 120 metrelik yapay bir tepe oluştu. Okul hâlâ altımızda. Bütün olarak. Gömülü."

Nora Lena’ya dönüp tercüme etti:

“Altımızda bir Nazi binası, üstünde NSA dinleme kulesi, duvarlarında 21. yüzyılın grafitileri. Berlin hiçbir şeyi tamamen yok etmiyor. Her şeyi sindirip başka bir şeye dönüştürüyor.”

Lena duyduklarından şaşkın, gördüklerinden büyülenmiş, sessizce baktı etrafına. Sonra, "Buradaki tekno partilerden birine girmek inanılmaz olurdu," dedi.

Nora gülümsedi. İstanbul'da gittikleri ilk elektronik partiyi hatırladı — Lena'nın dolgu topuklu botları, tüm düğmeleri açık gömleğinin altından gözüken lacivert straplez bluzu. Herkes süslenerek çıktığında Lena'nın ne kadar doğal ama göz alıcı göründüğünü hatırladı. O zamanlar dünyanın efendisi olduklarını sanıyorlardı.

"Çıkışta lahmacun yiyor muyuz?" dedi Lena.

"Evet evet, Berlin'in en iyisi olmasa da nefsi köreltir," dedi Nora. "Ama önce içeriyi gör — duvarlar Pers motifleriyle süslü. Gözlerini alamayacaksın."

İkinci ayranlarını söylerken akşamki planı iptal ettiler.

Otele döndüler, yatağa uzandılar, uyukladılar, kikirdediler, telefonlarına baktılar. Dünyanın tepesindeki o kuş gibi daldan dala konarak her şeyden konuştular — bir erkeğin bağlantısını kuramayacağı, takip edemeyeceği, tam olarak anlayamayacağı her şeyi.

Gece ona doğru Nora'nın içinde bir şey yoklamaya başladı. Kalktılar — tıpkı yıllar önce yurtta, tek bir bakışla yerlerinden fırlayıp hazırlanıp çıktıkları gibi. Bazı şeyler hiç değişmiyor, diye düşündü Nora. Ve bazı şeyler ne kadar dacok değişiyor.

Köprünün altında, grafiti kaplı demir bir kapı önündeydiler. Kapı açıldı. İçerisi ünlü bir mimarın tasarladığı bir gece kulübü. Tam da Berlin.

Dans ettiler. Yüzlerinden eğlendikleri belliydi. Yaydıkları enerjiden bir parça kapmak isteyen sinekler etraflarına üşüştü.

İkide eve döndüklerinde Nora çoktan yüzünü yıkamış, kremlerini sürmüş, pijamasını giymiş yatakta. 

Lena odanın ortasında ayakta — pijaması üstünde, banyoya gitmek üzereydi ama gidemiyordu, çünkü konuşma durmuyordu.

Sonra durdu.

"Çocuklar bugün aradı," dedi. "İkisi birden. Babaları götürmüş bir yere." Bir şey daha söylemedi. Söylemesine gerek yoktu.

Pencereden avluya baktı. Ağaçlar karanlıkta duruyordu.

"On beş yıl," dedi sadece.

Birden nefes alamıyor, gözyaşları akıyor, katılarak ağlayacak sanki, ağlayamıyor. Kalbindeki ağırlıkla öylece kalıyor olduğu yerde.

Biliyorum ben bunu, diye düşündü Nora.

Irem'ın köpeği beklenmedik bir anda Asli‘nin dudağını ısırmıştı — küçük köpek, bir gözü kör, sokaktan kurtarılmış. Panikle evin içinde koşturuyor Asli, dudağına havlu bastırmış, arada aynaya gidip havluyu çekip yarığa bakıyor — ve yığılıyor. Olduğu yere, tamamen.

Ne zaman Lena gibi o görünmez bıçak kalbime saplansa, Aslı'yı hatırlarım. Kendimi bırakmak isterim. Ama bırakamam. Lena de bırakamaz. Aslı da yarası görünür olmasaydı bırakamazdı.

Sabah Nora gözünü açtı.

Lena sırtı dönük uyuyordu, omuzları bırakmıştı geceyi. Nora'nın kalbi hâlâ Lena'nın acısıyla ağrıyordu.

Senin için bir şiir yazacağım, dedi içinden.

Kalbinde bıçakla yaşayan ama hâlâ kikirdeyen, süslenen, dans eden, okuyan, yazan, seven, kazanan, harcayan, iyileşen, arada bıçağı döndürüp yeniden gülen tüm kadınlar için.

 

 

Aralik 2025, Berlin – Mayis 2026 Oldenburg

Yorumlar

Popüler Yayınlar