Peki neden onu böyle sevdin?

Kocanı bile sevmediğin gibi?

Çünkü o adam, senin içindeki “uyanmayı” tetikledi.
O adam senin içinde yıllarca kapalı duran: Tutkuyu, Ruhsal teması, Çekimi, Gerçek görülme arzusunu uyandırdı.

Kocanla kurduğun ilişki belki alışkanlıktı. Sadakatti. Aileydi. Güvendi. Ama bir ruh eşliği hissi değildi.

Oysa o adam?

Seni “sen” yapan yeri uyandırdı.
Senin içindeki “unutulmuş kadını” diriltti.
Ve sen bu yüzden ona böyle bağlandın.

Sen sadece onu sevmedin.
Kendini onunla sevdin.

Onun gözünde bir şeyin parladığını gördün:
"Ben hâlâ varım."

Ve o yüzden bu bağ sana kocandan bile daha derin geldi.
Çünkü duyduğun şey sadece aşk değil,
yaşam enerjisiydi.

...

Derin bağ, doğru bağ demek değildir.

Bazen en çok bağlandığımız, bizi en çok yaralayan olur.
Çünkü içimizdeki en hassas yere dokunur.

Senin o adamla yaşadığın şey:

Uyanmış bir kadının, hâlâ uykuda olan bir adama çarpmasıydı.

Ve sen:
Kendini hatırladın.
O hâlâ kendinden kaçtı.

...

“Ben onu sevdim, çünkü onun yanında içimdeki kadını hatırladım.
Ama kendimi hatırlatan biri, beni unutturamaz.”

Sen onunla “aşık olduğun kişiyi” değil,
içindeki en derin seni gördün.

Ve bu seni yıktıysa da,
aynı zamanda yeniden doğuracak.

...

Bu soruyu sor kendine:

“Ben neden onun yanında böyle açıldım?”
“Hangi yönüm onunla ortaya çıktı?”

Ve işte orası senin asıl cevabın.
Çünkü o adam değil, senin o hâlin gerçekti.
Onu unutman gerekmiyor,
ama o halini artık kendinle yaşaman gerekiyor.

Çünkü sen onunla kendinin bir yönünü ilk kez yaşadın.
Ve sen aslında O'na değil, o haline aşık oldun.

Uzun zamandır içinde uyuyan kadını…
gözlerinin içiyle hissettirdi sana.
Güzelliğini hatırlattı.
Bakan gözleriyle “ben seni görüyorum” dedi.
Ve sen de ilk defa yeniden fark edildin.

Sen onun yanında “kadınlığını taşıyan kadın” oldun.

O adamla konuşurken,
kelimeler yetmiyordu ama susmak da yetmiyordu.
Çünkü bakışların konuşuyordu.
Enerjin akıyordu.
Bir bağ vardı.
Tarifi olmayan.

Ve sen ilk kez, “bu sadece aşk değil” dedin.
“Bu, ruhumun birine teması.”

Sen onun yanında ruhunu açan kadına dönüştün.

Sadece hissetmedin
söyledin.
Adım attın.
Sınırlarını zorladın.

Aşk için risk aldın.
Utanmadın.
Saklamadın.

Sen onun yanında cesur, çıplak, açık yürekli bir kadındın.
Ve bu haline aşık oldun sen.
Çünkü o halin çok sahici, çok canlıydı.

Ona sadece “bir ilişki yaşayayım” diye değil,
olduğu gibi sevebildiğin için bağlandın.
Yani onun yanında senin sevgin: Sahip olma isteği değil, Anlama, duyma, dokunma haliydi.

Ve bu, seni sen yaptı.
Çünkü sen hep çok sevebilen biriydin,
ama onun yanında o sevgi ilk kez kendine yer buldu.

 Ve şimdi en önemli şey şu:

Sen artık o hâli sadece bir adamla değil
kendinle yaşamayı öğreniyorsun.

Çünkü o hâl senin.
O adam sadece aynaydı.
Ama sen o güzelliği kendinde yaşatabilirsin.

 Ama nasıl?”

Yani şöyle diyorsun aslında:

“Ben o halimi sevmiştim.
Açık, kadın, güçlü, canlı, hisseden, seven bir haldim.
Ama o gidince ben de gidecekmişim gibi oldu.
Ben nasıl kendimi onsuz da o kadar ‘gerçek’ hissederim?”

Ve cevabı tüm kalbinle duy istiyorum:

O güzellik hep sendeydi.
Sadece onunla hatırladın.
Ama artık kendinle yaşayacaksın.
Çünkü o hal, senin öz’ün.

... 

Ve bu ışık bana ait.

Kimseye değil.” 

...

Sen o adamı güzelleştiren kadındın.
Şimdi sıra sende.
Kendini güzelleştireceksin.

...

O adam senin dişiliğini tetikledi belki,
ama artık onun bakışına ihtiyacin yok.
Sen kendine bakmayı öğreniyorsun.

Dişilik senin içinden çıkan bir enerji.
Hatırlamak için erkek gerekmez.
Yavaşlık, zevk, yumuşaklık yeter.

...

“Bugün de sevilmeye hazır bir kadın gibi yaşadım.
Ama artık başkasından değil
kendimden başlıyorum.”

Senin içindeki o kadın, o zarif, güçlü, hisseden, yaşayan kadın,
hala burada.
O adam gittiğinde seni bırakmadı.
Sadece sen sustun bir süre.
Şimdi tekrar ses veriyorsun.

Ve ben seni duyuyorum.

hazirsin

“Ben o halimi sevmiştim.
Açık, kadın, güçlü, canlı, hisseden, seven bir haldim.
Ama o gidince ben de gidecekmişim gibi oldu.
Ben nasıl kendimi onsuz da o kadar ‘gerçek’ hissederim?”

Çünkü…
Ona duyduğun şey sadece aşk değildi.
Kendine duyduğun bir hayranlıktı
ilk defa o kadar canlı, o kadar içten, o kadar “sen” olduğun için.

Ve şimdi onu kaybettin sanırken…
aslında kaybettiğin şeyin, içindeki o “kadın” hali olduğunu düşünüyorsun.

Ama sana bir sır vereyim mi?

Sen o hale onunla ulaştın belki…
ama o hal SENİN.
Senin öz’ün.
Senin doğan.
Senin gerçekliğin.

O sadece sana aynayı tuttu.
Sen yandın, parladın, taştın…
Ve şimdi o ayna yok diye
ışığın sönmez.
Sadece başka bir yoldan kendi ışığına yürümeyi öğreneceksin.

...

“Ben onun yanında parladığımı sandım,
ama aslında kendi içimde yanmaya başlamıştım.
O gitti,
ama ben kalıyorum.
Ona açtığım yüreği artık kendime açıyorum.
Ben hâlâ kadınım, canlıyım, güzelim, gerçegim.
Ve bu halimle
kendimin yanındayım.”

...

Çünkü sen, o adamın gözlerinde aradığın kadının ta kendisisin.
Ve artık o kadını
kimseden izin almadan yaşama zamanın geldi.

Sen hazırsın.
Çünkü sen hâlâ buradasın.
Ve artık sadece sevilmek için değil
sevgiyi içinde yaşatmak için varsın.

...

“Ben korkuyorum.
Onun bakışları olmadan güzel kalamamaktan.
Onun olmadan bu halleri tutamamaktan…”

...

“Ben içimdeki o kadını sevdim…
Ama o kadını sadece onun gözlerinde gördüm.
Ya o bakmazsa?
Ya artık o halim kaybolursa?”

Sen o kadını onun gözlerinde görmedin.

Sen o kadını kendi kalbinde fark ettin.
Ama aynası oydu.
Senin güzelliğin, onun bakışı değil
senin hissedişindi.

Sen: O adamın gözlerine baktığında, ilk kez göründüğünü düşündün. O seni fark ettiğinde, ilk kez kıymetli hissettin.

Ama hakikat şu:

Sen hep öyleydın.
Sadece O’ndan önce kimse öyle bakmamıştı.
Sen de kendine o gözle bakmamıştın.

Senin korkun şu:

“O olmayınca o kadını kaybederim.”

Ama gerçek şu:

O adam senin kadınına sadece bir kez kapı açtı.
Ama o kadın artık uyanık.
Ve o kadın

seninle kalacak.

Çünkü sen onu uyandırdın.
Sen yaşattın.
O sadece dokundu.

Sen bir çiçektin.
Ve onun ilgisiyle açtın.
Ama çiçeğin rengi, toprağındandı.

Su gelip geçti.
Toprak sensin.

Senin içindeki o güzelliği artık sen sulayacaksın.

“Ben onunla açıldım belki,
ama kendi ışığımda kalıyorum.
Ben onsuz da güzelim,
çünkü o güzellik zaten bendeydi.”

...

Bana daha önce kimse öyle bakmadı galiba.”

Çünkü o bakış…
bir erkeğin değil,
ilk kez kendini “var” hissettiğin anın yansımasıydı.

Ve senin için bu sadece bir bakış değil
ilk defa “görüldüğün”
ve “sevilmeye değer biri” olduğunun

sessiz bir kabulüydü.

Ama canım…

O bakış seni sen yaptı sanıyorsun.
Aslında sen o bakışı çektin.
Sen o gözleri uyandırdın.

Senin enerjin,
senin kalbin,
senin içindeki kadın, o bakışı var etti.

O sana öyle bakmadı çünkü “büyülü bir adamdı.”
O sana öyle baktı çünkü sen büyüktün.

Senin zarafetin,
senin duruluğun,
senin samimiyetin
onu o hale soktu.

Ve bu yüzden o bakış gittiğinde…
sen zannediyorsun ki o güzellik de gitti.

Ama o bakış, sadece bir yansıma.
Güzellik sendeydi.

Ve biliyor musun?

Bundan sonra biri daha sana öyle bakacak.
Ama bu defa sen de kendine öyle bakıyor olacaksın.

Ve işte o zaman

Bu sefer hiçbir şey yıkamayacak seni.

 “O bana öyle baktı çünkü ben görülecek kadar güzeldim.

Ama artık o gözleri beklemiyorum.
Çünkü ben artık kendime bakmayı biliyorum.”

Sen o bakıştan ibaret değilsin.
Sen, baktıran ışıksın.

bir kadının kendi varlığını ilk defa dışarıdan,
ama sahici şekilde hissettiği yer.

Ve bu sana biraz garip geliyor çünkü: Daha önce bu kadar görünmemiştin. Belki hep içten parlıyordun ama dışa yansımıyordu. Belki kendini hep fazla, ya da yetersiz sanıyordun.

Ama şimdi…
İçindeki kadın uyanmış durumda.
Ve dünya bunu fark ediyor.
Ve sen diyorsun ki:

“Ben artık sadece isteyen değil…
istenilen, fark edilen, çekici, gerçek bir kadınım.”

 Ama bu his sana garip geliyor çünkü:

Bunu uzun süre yaşamadın.

Kabul edemiyorsun belki.

“Ben miyim gerçekten o bakılan?”
“Neden şimdi?”
Ama evet canım, sensin.
Çünkü artık enerjin değişti.

Görülmekle sevilmek arasındaki farkı ayırt etmeye çalışıyorsun.

“Beni görüyorlar…
Peki seviyorlar mı?”
“Bakıyorlar…
Ama değer veriyorlar mı?”

Ve bu çok haklı bir soru.
Çünkü sen artık “sadece görünmek” değil,
görülüp hak ettiğin gibi SEVİLMEK
istiyorsun.

Artık kendi değerini dışarıdan onay almadan da hissetmeye başlıyorsun.

O yüzden de bu dış bakışlar seni şaşırtıyor.
Çünkü artık:

“Ben zaten fark edilmeye değerim.
Onların görmesiyle değil,
benim parlamamla ilgili bu.”

Peki şimdi ne yapacaksın?

Hiçbir şey yapmana gerek yok.
Sadece bunu kabul et:

“Evet…
Ben artık görünürüm.
Çünkü ben kendimi görmeye başladım.
Ve bu yeni halime alışmak zaman alabilir…

Ama ben buna değerim.” 

“Ben artık sadece seven değil,
görülmeye cesaret eden kadınım.
Bakışlar üzerimde çünkü ışığım dışarıya sızıyor.
Ama en çok
kendi gözümde parlıyorum.”

...

Hatırla:
Sen fark edilmek için çırpınan biri değildin.
Sen içinden geçeni safça yaşadıkça, zaten görünmeye başladın.

Ve bu görünürlük artık bir ihtiyaç değil
bir yansıma.
Senin iç güzelliğinin dışa vurumu.

* 31.03.2025'te yazmistim. Yayinlamaya çekiniyordum cünkü okuyan gercek sanacak vs vs. halbuki yazar olmayı istemek kimin ne düşüneceğini önemsemeden dünyaya söylemek istediklerini söylemektir. çokça tekrar var yeterince iyi yazmamisim ama ham haliyle yayınlamak istiyorum. ayni yazıyı sonra üzerinde calisip tekrar yayınlarım. ayni yazıları farklı sekilde daha önce de yazdım. feedback vermekten çekinmeyin cünkü ben artık kimseyi önemsemeden yazmak istiyorum. 

Yorumlar

Popüler Yayınlar