14 Eylül 2009

Dün

sabah bir güzel uyandım var ya. Haziran ayındna beri yapamadığım pişirmeli yulaf ezmesini yaptım. hani iş yerinde kahvaltı ederken yulaf ezmesi + süt yeriz ya, işte onu yulaf ezmesi üzerine azcık su ve sütle ocakta çok pişrdim. üzerine de annemin yaptığı probişta eriği reçelini döktüm. klasik müzik açtım. terasın kapısını da açtım. yağmura baka baka yedim. çok huzurluydu süper hissettim.
sonra bangır bangır klasik müzik eşliğinde duşa girdim. hazırlandım, i-podu taktim doooru Taksim İstiklal Kitabevi'ne. Neden mi? Internetten aldığım Biena biletimi almaya. Meğersem etkinlik alanındaymış. Dedim ben burdan yiriyerek ineyim Çukurcuma keşfi de yaparım. Gezmek istediğim galerileirn hepsini gördüm nerdeyse ama pazar olduğundan kapalılardı. çok güzel sokaklar yaw. hem moleskine defterimi evde unutmuştum yazamadım hem de makinem yoktu. cıbıl gibi kalakaldım ya sormayın. bir iki tane de designer dükkanı vardı. bir de süper meyhana gördüm ara sokakata hemen gidip keşfetmek lazım orayı çok güzel duruyordu.
neysem tıngır mıngır yürürkene Galeri Non (Boğazkesen Cad. No: 27/A Tophane/Beyoğlu) açıktı. Geçersiz Sebep/Yeterli Neden başlıklı sergi vardı. Küçücük bir sergi zaten yol üstüydü gezdim.
Ordan çıktım 12:30'a doğru Antrepo 3'teki Bienal'e girdim. Kitapçığı mutlaka alın. Açıklamaları okumak baış açınız açısından her zaman faydalı.
örneğin girişte Wafa Hourani'nin "Kalendiye 2087" adlı eseri vardı. ilki bir şehir maketi hani estetik olarak ilginç ve güzel geliyor ama okuyunca Kalendiye askeri kontrol noktası ve mülteci kampının gelecek projeksiyonu olduğunu anlıyorsunuz. 1949'da kurulan Kalendiye kampında 10.000'den fazla Filistin'li mülteci yaşıyormuş.
Ben henüz tamamını gezemedim Bienal'in. Yaklaşık 5,5 saat geçirdim ama bitiremedim henüz. Arada 1 saatlik yemek molamı saymıyorum.
Cengiz Çekil'in "Günce" adlı eserinde defter aynı annemin genç kızlığından kalan çiçek desenli defterler gibi. Üstelik arka taraftaki gelin damat figürlü kağıt da bir zamanlar evimizde ola bir tablonun arka tarafında vardı. Çok hoş bir nostalji oldu benim için. Yüksel Arslan'ın çalışmaları beğendiklerim arasındaydı. Bureau d'etudes'in "Terörün Yönetimi" isimli eseri ilginçti, buraya sonlara doğru vardığım için detaylı okuyamadım ama bir sonraki gidişimde daha detaylı inceleyeceğim. City Bank hakkında öğrendiğim gerçekler de iyi oldu!
Rena Effendi'nin "Boş Hayaller: Bor Hattı Boyunca Yaşanan Hayatların Bir Tarihi" isimli eserindeki fotoğraflarını beğendim.
Sanja Ivekovic'in "Türkiye Raporu" sayfalarının buruşturup yerlerde olması da ilginçti. Özellikle de Cumartesi izlediğim Me and You and Everyone We Know filminde bir sanatçının hamburger kağıdını buruşturup yere attığı çalışması ile dalga geçildiğini sanırken aynı sanatı görmek şaşırttı beni :)
Haejun Jo & Donghwan Jo favorilerimdendi. Üşenmeyin hepsini okuyun.
Mohammed Osama'nın "Step by Step" isimli kısa filmini çok beğendim.
Erkan Özgen'in "Köken" isimli videosu ilginçti.
Nam June Paik'in Life dergileri ile yaptığı çalışması çok hoştu. Aynı dönemde sanatçının kendi kronolojisini de takip etmek çok hoştu bence.
Canan Şenol'un "İbertnüma" isimli videosu da oldukça çarpıcıydı.
Oraib Toukan'ın eseri oldukça etkileyiciydi. Satılığa çıkarılan ülkeler arasında en pahalısının da Türkiye olduğunu belirtmeliyim.
Herneyse lafı çok uzatmayayım, bu yılki Bienal'in oldukça feminist ve kapitalizm karşıtı bir duruşu var. Ana sponsorunun türkiye'nin en büyük kapitalistelerinden biri olan Koç olması bir ironi oluştursa da gidilip görülmeli. Hele bizim gibi bunları unutum plaza insanına evrim geçiren kişilerin bazı değerleri hatırlaması için bile gitmesi gerektiğini düşünüyorum.
Paralel etkinliklerinden ve diğer bienal mekanlarından gezdikçe bahsedeceğim.
sözümü bitirmeden arada İstanbul Modern'in cafesin cancaazım kendim ile jumbo karidesli tagliatte makarna yiyip, bir güzel kırmızı şarap içip keyif yaptığımı da belirtmeliyim. Cafeye Onur Baştürk de geldi bu arada santla ne alakası varsa artık.
Londra'da Tate Modern'i gezdiğim gibi huzurlu ve sakin bir gün geçirdim.
Ben sanat eserlerini mi yoksa onları gezerken yaşadığım hazzı mı seviyorum acaba diy soru biel atkıldı kafama :)
Ben flamencoya gidiyorum şimdi. Hadi hoşçakalın.

Hiç yorum yok: