YERÇEKİMİ
Tomer her sabah yedide ofiste olurdu. Mesai sayacını açar, günün ikinci sigarası için aşağı inerdi. İlkini evde içerdi, balkonda, kahvesiyle, köpeklerini dışarı çıkarmadan önce. Ofis bu saatte bomboştu. Ece'nin eli her yerdeydi. Rengi olmayan boş duvarlar, ışığı hesaplanmış lambalar, köşelere özenle yerleştirilmiş yeşil bitkiler. Kimilerine göre güzeldi belki. Ama Tomer yıllardır bir türlü anlayamamıştı bu ofiste neyin eksik olduğunu. Sonra vazgeçmişti anlamaktan. Dünden kalan elektronik postaları açtı. Temizledi, gerekli yanıtları verdi. İşini iyi yapardı, ama son baskıyı hissetmeden gaza basmazdı. Sonuçta babasının ofisi değildi, sadece bir çalışandı. Saat sekizi geçiyordu. Ece eşyalarını odasına bıraktıktan sonra mutfağa giderdi. Topuk sesleri halı kaplı koridordan çıkıp mutfak fayanslarında yankılanmaya başlayınca, bağıra bağıra konuşmasından herkes Ece’nin geldiğini anlardı. Kahvesi makineden porselen fincanına dolarken dolaptan yulaf sütünü çıkarırdı. Kahvesine koyduğu yulaf ...