YOKO’NUN SABAHI
Telefon yere düştü. Yoko önce sesi duydu. Ahşap parkeye çarpan tok bir ses. Gözleri açıldı. Alarm hâlâ yerde çalıyordu. Kapattı. Bir sabah, başkası kalksa. Su koysa ocağa. Buzdolabını açsa. O sadece yatsa. Hiç kalkmasa. Önce terliklerini giydi, sonra sabahlığını. Mutfak. Buzdolabı. Pirinç kabı. Su. Yıka. Yıka. Hep aynı sıra. Havucu kesme tahtasına koydu. Bıçak havucun üzerinde durdu. Durdu. Nedenini düşünmedi. Pencerenin önünden bir bisiklet geçti. Asfalt sesi. Komşunun işe gidişi. Aynı saat. Aynı ritim. Bıçak indi. Havuca değil. El, kendi kendine hareket etti. Yoko düştü. Kırmızı beyaza yayıldı. Hiroshi içeri girdi. Bir an durdu. Sonra çıktı. Ambulansı aradı. Çocuğu komşuya bıraktı. Eli titriyordu. Sesi değil. Acil koridoru sessizdi. Telefonlar çalıyordu ama cevap veren yoktu. Hemşire Watanabe, Dr. Kimura’nın asistanı, resepsiyondaki kadın, hiçbiri yoktu. Yoko sedyedeydi. Tavan ışıkları yanıp sönüyordu. Düzenli. Soğuk. Doktor bir şeyler sordu. Hiroshi cevapladı. Bir hemşire başını çev...