Yoko nasıl kurtulur?
Eveeet, geldik zurnanın zırt dediği yere. Camus ile kafanızı biraz ütüledim ama bir sebebi vardı: Yoko’nun sabahını , bizim sabahlarımızı, mutfaktaki o “hiç bitmeyen” evreni sadece duygusal değil, düşünsel olarak da ciddiye almak istedim. Camus’yu sevsem de biliyorum ki kendisi patriyarkanın içinden konuşan bir adam; evde onun arkasını toplayan görünmez bir emek oldukça “absürdle baş etmek” elbette başka bir yerden mümkün. Yoko’nun da bir karısı olsaydı, o hoo, kim bilir neler yapardı. Yine de, tam da bu çelişkinin içinden geçerek soralım: Camus’nün kavramlarını ödünç alıp, onları kadınların hayatına geri yazarak Yoko’yu kurtarabilir miyiz? Yoko’nun hikâyesi, Camus’nün Sisifos Söyleni ve Başkaldıran İnsan ’da tasvir ettiği o meşhur “uyandığı an perdeleri düşen” modern insanın ete kemiğe bürünmüş hâlidir aslında. Her sabah aynı saatte çalan alarm, aynı ritimle kesilen havuçlar, yıkanan pirinçler, görünmez bir elin dayattığı ev işleri… Yoko, farkında olmadan kendi kayas...