Back to Basics: Bakım Rehberi
Eveeet manifesto serimize şimdilik ara verdik. Eğer "Şunun da manifestosunu yazalım!" dediğiniz bir alan olursa, yorumlara bırakın; sizin için her zaman bir istisna yaparım, biliyorsunuz.
Bugün sosyal medya üzerimize zibilyon tane bakım trendi, markası ve filtresi boca ederken, benim size o eski, sahici ve işe yarayan "Back to Basics" rehberimi hatırlatma vaktim geldi. Çünkü yaş 46. Bütün bu anlatacaklarımın sağlamasını yapacak kadar uzun yaşadım. Deneyimiyle, terapisiyle, hatalarıyla bu noktaya gelmek herkes için hızlı bir süreç değil, farkındayım; ama inanın bana mümkün.
Öncelikle iyi gözükmenin en ama en önemli kriteri: İyi hissetmek. Bunu biraz açalım. Kendini güzel hissedersen, dışarıya yaydığın o enerji anında değişiyor. Bir anda herkes size ne kadar alımlı, çekici ve güzel olduğunuzdan bahsetmeye başlıyor; çünkü kimse burnunuzun büyüklüğüne veya kusurlarınıza takılmıyor. Sizin kendinizi beğenme haliniz, dışarısı için bir büyüye dönüşüyor.
Ve o çok klişe gelen ama geçen sene benim "Meğer hiç klişe değilmiş, sadece bu kadar kötüsünü görmemişim" dediğim o büyük aydınlanma: İyi bir kalbiniz varsa, güzel gözükürsünüz.
Geçen yıl fiziksel olarak "çok beğendiğim" bir kadının kalbini, o içinin çürümüşlüğünü tanıma fırsatım oldu. O andan sonra, hayatımda gördüğüm en çirkin kadın gibi gelmeye başladı bana. Ne kadar bakımlı olursa olsun, üzerine ne geçirirse geçirsin gözüme sadece "varoş ve çirkin" geliyordu. Demek ki klişe değil, gerçekmiş.
Tabii ki hayatta kimse siyah-beyaz gibi tamamen iyi ya da kötü değil; insani hırslar, kıskançlıklar, öfkeler hepimizde var. Ama bunun bir limiti var işte. O limiti aşarsanız, dışarıya ne yaparsanız yapın güzel değilsiniz. Siz kendinizi aynada dünyanın en güzeli sansanız bile, o çirkinlik dışarıya sızıyor.
Şimdi yazacaklarım, işte o insani limitlerin dahilinde kalmayı başarmış, kalbi güzel insanlar için.
Öze Dönüş Rehberi: Vezir Eden Maddeler
1. Kural: Saç (İnsanı Rezil de Eder, Vezir de)
Arkadaşlar, eğer bu hayatta sadece tek bir şeye yatırım yapacaksanız, o şey kesinlikle saçınız olsun. İsterseniz baştan aşağı binlerce euroluk Brunello Cucinelli giyinin; eğer o saç bakımsızsa, kesimi kötüyse, rengi size uygun değilse, o kıyafetlerin hiçbir hükmü kalmıyor, yok olup gidiyorsunuz. İyi bir kuaför bulacaksınız. Size uygun, iyi bir kesim ve eğer ihtiyacınız varsa teninize giden doğru bir boya rengi. O saç iyi olacak. O kadar.
Saçınızı boyatma ihtiyacınız yoksa lütfen ama lütfen boyatmayın. Gölge ile idare edebildiğiniz kadar edin. Saçı daha fazla yıpratan bir şey yok. 46 yaşınıza geldiğinizde, mecburen senelerdir boyatsanız da hâlâ gayet iyi saçlara sahip olmak, dünyanın en iyi şampuanıyla da yıkasanız başka türlü mümkün değil çünkü. Yine mümkün olduğunca az ısıl işlem. Şimdi makyaja da saça şekil vermeye de aslında hayatınızın ikinci yarısında gerçekten ihtiyaç duyuyorsunuz. Ama eğer ilk yarısında ihtiyacınız yokken çok yaparsanız, ikinci yarısında işiniz sadece güzel görünmesi değil, saçınızın niteliği kadar niceliği ile de uğraşmak zorunda kalacaksınız. Evet biraz genetik de etkili ama bugün aslan yelesi gibi saçları olan biri olarak, saçlarım gerçekten beyazlayana kadar samimi olarak hiç boyatmadığımı, düzenli fön dalga vs. yaptırmadığımı söylemeliyim. Hayat uzun ve hızlı gençler. Uzun vadeli düşünmek ve ona göre yatırım yapmak lazım.
2. Kural: Diş ve Sağlık
Parayı ilk gömeceğiniz yerlerden biri de diş olmalı. Burada "bembeyaz, tornadan çıkmış porselenler" gibi pahalı dişlerden bahsetmiyorum. Belli bir düzgünlükte, temiz ve sağlıklı olması yeterli. Hafif yamukluklar sorun değil, hatta o kadarı yüze otantik bir karakter katar; ama çok yamuksa yaşlılıkta sağlık problemlerine yol açıyor. Ve tabii ki en kritik nokta: Ağız kokusu. Gerekirse çantanızda her zaman buna karşı bir şeyler taşıyın. Temiz ve ferah bir nefes, en pahalı parfümden daha etkilidir.
3. Kural: Ten ve Cilt
Bugün artık kozmetik dünyasında zibilyon tane uygun fiyatlı, temiz içerikli ürün var. Cildinizi neme ve bakıma doyurmak için devasa bütçelere ihtiyacınız yok. Sadece düzenli bakım yaptığınız, temiz tuttuğunuz bir cilt, inanın bana, fark yaratacaktır. Hayatımda sadece mavi kutu Nivea krem kullanıp mükemmel, ışıl ışıl gözüken kadınlar tanıdım. Mesele fiyat etiketi değil, süreklilik.
Makyajda ise saç ile ilgili yukarıda saydığım her şey aynen geçerli. Gençlikte ne kadar az makyaj, yaşlılıkta o kadar iyi cilt. Yaşlılıkta üstelik öyle fazla ürün sürme şansınız da yok, en hafif en doğal duranı bulmak zorundasınız, yoksa daha yaşlı gözükürsünüz. Dolayısıyla gençliğinizin güzelliğinin kıymetini bilmeyeceksiniz, biliyorum. Her on yılda bir geçmiş fotolara bakıp "anam ne güzelmişim, niye farkında değilmişim, o kadar eleştirmişim kendimi" diyeceksiniz, biliyorum. O yüzden bugün, on sene sonra bakıp aynı şeyleri demek için kıymet bilin.
Erken yaşta, hele estetik işlemler, big no. Lütfen kıymayın kendinize, çünkü dediğim gibi 40'larınızdan sonra rahat etmenizin tek yolu, gençliğinizde cildinizi rahat bırakmak.
İleriki yaşlarda biraz botoks okey ama cilt bakımı yatırımı en iyisi. Sizi değiştirmeyen ama uzun vadede çok şey getiren bir şey: düzenli cilt bakımı. Herkesin birbirine benzediği dönemde siz otantikliğinizle fark yaratıyorsunuz. İnsanlara çekici gelen, özgüveniniz ve enerjiniz. İnanın bana. Mükemmel boya badana ya da mükemmel burun değil.
4. Kural: Kıyafetin Önünüze Geçmemesi (Görülme Korkusu)
İşte Türkiye'de çok sık gördüğüm, Avrupa'da ise neredeyse hiç rastlamadığım o kritik hata: Kıyafetin, insanın önüne geçmesi. Bir kıyafeti denediniz, aynaya baktınız ve "Çok havalı, çok cool" duruyor. Ama dikkatli bakın; sanki orada "sizlik" bir durum yok. O ceket o kadar iddialı ki, sokaktaki evsize de giydirsen dönüp bakacaksınız zaten. İşte onu alma kardeşim.
Burada ince bir ayrım var yalnız: Bazen çekindiğin, utandığın, yeterince özgüvenin olmadığı için de bir kıyafet senin önüne geçiyor gibi sanabilirsin. Kendini zorlama ama içten içe şunu bil: Hem beğenilmek istiyorsun hem de gerçekten "görülmekten" korkuyorsun. Orada çözülmesi gereken başka bir psikolojik düğüm var demektir ve sen aslında giymek istediğin o şeyi o yüzden giyemiyorsun.
Ama onun dışında, sadece kıyafetin bağırdığı durumlar vardır. Bizim nihai hedefimiz; kendi doğamıza, tenimize, tarzımıza ve hayat tarzımıza uygun giyinmek. Bu çok ekstrem, çılgın bir kıyafet de olabilir; ama eğer onu taşıyabiliyorsan, o senin tarzınsa yine senin önüne geçmez. Mesele kıyafetin minimalizmi ya da maksimalizmi değil; gerçekten size ait olup olmadığıdır. İşte o zaman şık olursunuz ve insanlar o kıyafete değil, önce size bakıp "Aa ne hoş kadın/erkek" derler. Kendimiz için giyiniyoruz elbette, burada birbirimize yalan söylemeyelim, beğenilmek de harika bir bonustur; ama öncelik her zaman kendi doğamız.
5. Kural: Temizlik ve Abartısız Kokular
Vücudu temiz tutmak, düzenli duş almak, deodorant kullanmak bu işin alfabesi. Başkalarını vücut kokumuzla rahatsız etmeyeceğimiz gibi, "güzel kokuyorum" diye parfümün de bokunu çıkarmayacağız. Ne pis kokacağız ne de ekstrem bir parfüm bulutuyla insanları boğacağız. Naif bir tüyo: Kullandığınız parfümün varsa vücut kremini kullanın; tenle birleştiğinde o kadar kalıcı ve soft bir koku yayılıyor ki, anlatamam.
6. Kural: Ayakkabı (Benim Manyaklık Alanım)
Ayakkabı konusunda biraz takıntılıyım; siz burada dediğimi yapın, yaptığımı yapmayın, o kadar çok ayakkabıya gerek yok. Ama ayakkabı dediğin temiz olacak, boyalı olacak ve en önemlisi kaliteli olacak. Aksi takdirde ayak sağlığında türlü çeşit problem yaşarsınız. Kaliteden kastım da pahalı markalar değil; o çok pahalı markaların içinde ne dehşet rahatsız ayakkabılar var, iyi bilirim. Önemli olan gerçek deri olması ve ayak sağlığı için minimum standardı sağlıyor olması. Ne mutlu ki, Türkiye gibi ülkelerde (her ne kadar giderek azalsa da) hâlâ makul fiyatlara hem güzel hem kaliteli deri ayakkabı bulabiliyoruz.
Kaliteli ve estetik olarak güzel ayakkabı, sizi her zaman bakımlı ve şık gösterecektir.
7. Kural: Kumaş Kalitesi ve "Instagram Kızları" Tuzağı
O demin bahsettiğim, güzelden çirkine dönen kadın mesela... Sık sık polyester giyerdi. Arkadaşlar, gözünüzü seveyim polyester giymeyin, bunu kendinize yakıştırmayın. Belli ki o polyestere verdiğin bir para var; inan aynı fiyata çok daha iyi kalitede, nefes alan kumaşlar bulabilirsin. (Instagram'da Fashion Is My Snack hesabının sahibi Kübra, tekstil mühendisi kafasıyla bütün kumaş türlerini, neyin cilde zararlı olduğunu, neyin kaliteli durduğunu çok güzel anlatıyor, mutlaka bakın.)
Benim giyim felsefem net: Az ama öz, paranın yettiği en iyi kaliteyi almak. Hayatta hiçbir şeyinden ilham almayacağım o "Instagram kızlarının" üzerinde son model, en pahalı, en trend kıyafetleri ve logoları gördükçe, yemin ediyorum, o markalardan, o çantalardan soğudum. Eğer gençliğinde onlara özenip öyle giyinmek istiyorsan, tamam, bu bir süreçtir ve asla yargılamıyorum. Sonuçta ben de gençliğimde Sex and the City ve türevleri yüzünden bütçemin çok üzerinde sırıtan şeyler aldım sırf "marka" diye. Bu bir süreçtir, yaşanır ve geçilir. Ama tüm hayat boyu böyleysen, sanırım benden alacağın pek bir şey yok, sen Instagram'a geri dönebilirsin.
Bütçenin yettiği en kalitelisini aldığında, senin önüne geçmeyecek kıyafetleri seçtiğinde ve görünür olmaktan korkmadığın o eşiğe geldiğinde... Tebrikler, artık bir stilin var. Hayatta bir duruşun, bir gustun var demektir ve bu direkt stiline yansır. Bu stil zamanla değişebilir, biz değiştikçe o da evrilir; bu çok normaldir. Bu mavi saç da olabilir, birilerine muhafazakâr gelen bir tarz da olabilir; ama sana aitse asla sırıtmaz.
8. Kural: Takılar ve O "Old Money" Zırvalığı
Vallahi ben yaşlandıkça takıya düştüm; şu an bütün paramı takıya ve sanat eserlerine harcayabilirim. Takı konusunda biraz "göz" gerekiyor çünkü bijuteriden inanılmaz güzel parçalar bulup, üç kuruşluk şeyi çok kaliteli gösterebilirsiniz. Ben genelde karıştırarak kullanıyorum: Gerçek altınlar, gerçek olmayan ama tasarım ve biraz pahalıca olanlar ve ucuz bijuteriler... Hepsi bende mevcuttur.
Mesela ben şu an kolumda burma bilezik, yanında kızımın yaptığı boncuk bileklik, onun yanında Yunanistan'dan aldığım etnik takılar, Bylgari bileklik ve düğünümde takılan taşlı bileklikle geziyorum. Siz daha sade seviyor olabilirsiniz, bu tamamen ne istediğinize bağlı.
Sosyal medyadaki o "Old Money" zırvalıklarına bakıp da kanmayın sakın. Neymiş, kaliteli gözükmek için az ve sade takı takacakmışsınız... Geçiniz bunları. Tıpkı kıyafet gibi; takı, çanta, ayakkabı, hatta her şey onu nasıl taşıdığınıza bağlıdır. Eğer siz kendinizi "ucuz" hissediyorsanız, boynunuza Bulgari de taksanız o emanet durur. Ama siz kendinizi iyi, güçlü ve bütün hissediyorsanız, Trendyol'dan aldığınız takılarla bile müthiş ve asil gözükürsünüz.
Gelecek Yazı: Dijital Sınıf Savaşları ve Old Money Estetiği
Madem lafı buralara, takılara ve o her yerde önümüze çıkan "zengin gibi gözükme" formüllerine getirdik... Bir sonraki yazıda şu son dönemin en büyük pazarlama yalanlarından biri olan, insanlara sahte bir asalet satmaya çalışan "Old Money" akımı hakkında birkaç kelam etmek isterim.
Şimdilik bu rehberi burada toparlıyorum. Aynaya bakın, o üzerinizdeki emanet kalıpları soyun ve 46 yaşın bu en büyük dersini cebe koyun: Siz yoksanız, kıyafet sadece bir bez parçasıdır.
Yorumlar