19 Ağustos 2009

Yeni Başlayanlar İçin Suşi


Chick-litim (piliç edebiyatı=modern pembe diziler hani Bridget Jones falan) geldi yine. Daraldım mı ne? Dün hemen D&R'a uğrayıp bir sürü chick lit aldım ve arka kapak yazısından en çok ilgimi çekeni okumaya başladım ki ki kendisi Marian Keyes'in, yazının da başlığını oluşturan "Yeni Başlayanlar İçin Suşi" kitabı. Şimdilik suşi ile alakalı bir kısım yok ama seçimimle kendimi tebrik ederim gayet eğlenceli bir kitap. Haftasonu Edirne'ye gidiyorum yolda beni süper oyalar.Bu kitap zamanın pembe/beyaz dizilerinin modern versiyonları. Hoş benim annem hiç okumazdı o kitaplardan. Okusa iyi olurdu belki biraz cilveli olmayı öğrenirdik biz de kendisinden :) Neyse ben ilk ve tek pembe dizimi Elif'lerin Gümüşyaka'daki yazlıkta okumuştum. Aman Allah'ım o ne kitaptı öyle gerçekten. O zaman anladım Girgin kızları niye öyle büyümüş de biz niye böyle büyümüşüz. Bu sebepten değil tabi chick lit okumam. Keyif alıyorum. Zaman öldürüyorum. Her zaman de Krishnamurti olsun, Kant olsun okunmuyor. Zaten ofiste bütün vaktim hukuk kitapları, mevzuat ve sözleşmelerle geçiyor. Ben bu sebepten sabahları ofiste kahvaltı ederken Kelebek ve Günaydın okurum. Pazar günleri uzun uzun Radikal İki ve Radikal okuyarak haftayı yakalamaya çalışırım o da vaktim olursa. Zira bu yaz bir koşturmadır gidiyor.
Misal bu haftasonu ilk defa evdeydim. Ay bir sevindim anlatamam. Biliyorsunuz cumartesi gecesi dünyanın en güzel doğumgünü partisi bizim terastaydı. Cumartesi sabahı temizlikçi (onun adı da Ayşe karışmasın diye temizlikçi diyorum kusura bakmayın) geleceğinden 8:30'da uyandım. Ayşe doğumgünüm münesebetiyle beni kahvaltıya davet etti. Sonrasında da güne çimenler üzerinde kitap okuyarak devam etmeyi teklif etti, çok da cazip geldi ama o kadar uzun süredir düzenimi kaybetmiş durumdayım ki eve dönüp ev toplayasım geldi. Evden uzun süre uzak kalınca domestiğim geliyor benim. Böyle bulaşık yıkamak, evi temizlemek istiyorum. Bu sefer zaten temizlikçi var ama aylardır dolabımı temizlikçi yerleştirdiğinden eşyalarım kayıp. Çıldırıcam. (Yaşlanmanın en büyük göstergesi, ben eskiden böyle değildim).
Neyse odamı dolaplarımı kısa kollu beyaz gömleklerden uzun kollulara, oradan pembe, mavi ve desenlilere geçecek şekilde dizdikten sonra rahatladım. Ama hala t shirt kısmına dokunamadım ki bu da içten içten dürtmekte beni.
Cumartesi gecesi Ayşegül'ümün nişanı vardı. Ona ayrı bir yazıda değineceğim. Dedim ki pazar sabahı rahat rahat uyurum.
Bizim sokakta bazen gece 3'te - 4'te falan alarm çalmaya başlar. Ben sanırdım ki araba. Kekoya bak arabasını bizim sokağa parketmiş evi kimbilir nerde bu duyana kadar yarım saat geçiyo benim uyku da yalan oluyor. Ben tabi cinnetlerde. Neyse Pazar sabahı 9'da bu alarm çalmaya başladı. Bu sefer öğrendim. Meğer Tribeca Reklam Ajansından geliyormuş. Alarmlarına sahip çıkamayacaklarsa kullanmasınlar değil mi? Allah Tibecanın sahibini ve çalışanlarını uyutamasın inşallah. Sabahlara kadar alarm dinlesinler inşallah. Bunları yazıp asacağım kapılarına. İntikamım acı olacak da ona da vakit bulamıyorum. Tam sustu alarm tekrar başladı. Neyse tam dalacağım bu sefer rüzgar başladı şemsiye uçmasın diye çıktım terasa şemsiyeyi kapattım (Uçuyor. Bak anlatayım. Şu İstanbul'da çatıların uçtuğu geçen Eylül'de bizim şemsiye yamuldu. Bu sebeple de kapanmaz oldu. Bir pazar günü ben evde uyurken şemsiyenin devrilme sesiyle uyandım. Rüzgar başlamıştı. Şemsiye uçacak aşağıya düşecek biri ölecek ben de hapislerde çürüyeceğim. Tuttum şemsiyeyi ama rüzgar beni de uçaracak o kadar zor duruyorum. Şemsiye kapanmaz. İçeri girmez. Rüzgar dinmez. Kaldım öyle. Şemsiyenin üzerindeki numarayı aradım gelin alın bunu diye. Dediler kapalıyız bugün, pazartesi artık. Evde de tek başımayım. Başladım sinirden ağlamaya. İşte böyle zamanlarda insnaın kocası olsa bırak ona, git ieri uyu. Ama kardeş bile yok evde. Düşünüyorum acaba kaç saat beklemem lazım böyle. Neyse sonra ştekrar şemsiye fabrikasını aradım da emsiyenin kumaşının çıktığını farkettik ustayla. Kumaş çıkınca paraşüt etkisi de geçti kokteyl şemsiyesi gibi cıbık yaza kadar kaldı bizim şemsiye öylecene terasta. Aslan babam tamir etti de tekrar kullanıma açıldı).
Yatağıma tekrar döndüm tam dalacağım yine sabahın onunda zil çaldı. Alt kapının da açılmayacağı tutmuş. Doğalgaz sayacı için İGDAŞ görevlisi gelmiş. Adam diyor ki kapı açılmıyor. Ben bağırıyorum aşağıya apartmanda benden başa kimse yok, ben en üst katta oturuyorum, inemem , bu saatte gelinir mi falan filan. Adam hala zahmet olmazsa açın falan. Yattım uyudum. Tekrar zile basıyor. Neyse öfleye püfleye aşağı iniyorum, kapıyı açıp adama hayata karşı bütün kinimi kusup yukarı çıkıyorum. Tabi bu saatten sonra uyku yalan.
Ben nerden gelmiştim bu konuya?
ha işte bu yaz koştuma gidiyor evdeki tek haftasonum da böyle telef oldu işte. Kaderime m.çayım :( Neyse buna da şükür.
Kitap güzel yani, okuyun.

2 yorum:

Övgü dedi ki...

Marian Keyes 'Senden Başka Yok''da keyifle okunacak bir kitap, tavsiye ederim :)

Adsız dedi ki...

Hahahaa :)) Tribeca'yı yakinen tanırım. Sahibi Soli Özel. Çalışanları da - özellikle Esra ve Aydan Hanımlar - dünya tatlısıdır. Dur ben söyliyim onlara :))
By the way, nasıl yorum göndereceğimi bilemedim, anonim dedim.

Nihal