03 Ağustos 2009

Öylesine Bir Haftasonu (1 Ağustos 2009 Cumartesi)

Cuma günü iş çıkışı Serhat'ın annesi Gülay Teyze'yi ziyaret amacıyla (malumunuz annesi Melahat anneanne vefat etmişti) Küçükçekmece yolarına düştüm. Elimde küçük pembe bavulum, ince topuklu ayakkabım, şıkır şıkır gittim metrobüse. Allah'tan önden Kadri'ye sordum bilgi aldım. Şimdi Zincirlikuyu metrobüs durağında otobüsün en ön kapısına gidiyorsunuz. Orası daha tenha oluyor. Bir de sık sık geldiği için beklerseniz ayakta kalmazsınız. ben vardığımda bir otobüs dolmuş kalkmak üzereydi. Bir sonraki hemen geldi ve oturarak yoluculuğuma başladım. Klimalı. oturuyorum. E-5 kıyamet trafik biz löngür löngür gidiyoruz. Daha ne isterim. Çok küfür ettim ama rahatmış tamam. Geride ve derinde eleştirilecek şeyler hala var evet ama ben şimdi onlara gimeden küçükçekmeceye nasıl rahat gittim onu belirmek istedim. Küçükçekmece metrobüsten indiğimde Serhat beni almaya gelecekti aman zahmet etme ben gelirim dedim ama gerisi biraz zor oldu. Metrobüsteki rahatlığımın hıncını almak ister gibi benden hayat, önüme taksi çıkarmadı. Başladım topuklularımla yürümeye. Allahtan haftasonu için yanıma parmak arası terlik almıştım. Baktım taksinin geleceği yok değiştirdim ayakkabılarımı. Ter içinde vardım Serhat'lara, biraz da tansiyonum düştü sanki. Salaklıktan evden çıkana kadar annannenin evini gülay teyzelerin ev sandım. sit com replikleri gibi bir sürü salak laf ettim.
neyse kaç gündür yapmaya çalıştığım diyetim güzelim patlıcan yemeği ve pilavla yalan oldu birden. üstüne bir de sahile inip çekirdek çittik, bittim ben. göbüşüm gerisin geri geri geldi 2 saat içinde. hayret bi şey yani. sakin sakin oturduk sahilde çay içtik çekirdek çittik. istanbul değil harbi oralar. hayatın durduğu yer istanbul olamaz zaten. akşam ferdoşla (Elif'in annesi) ve elifle uyku öncesi dedikodularımız sonra sabah düştüm yollara. metin amca (serhat'ın babası) ataköy metroya bırktı beni. dayısına yemek goturuyormuş. bakıcısı memlekete gitmiş her sabah yemek getiriyormuş. bizim halalar ve dayılar evlenmeyince böyle oldu dedi tırstım biraz. evlensem mi acaba yaşlanınca diye düşündüm bi an. zaten gece ferda teyze bir nutukladı beni. bu düşünce tarzından biraz uzaklamaşman lazım, bak annen baban fazla yaşlanmadan mürvetini görmek isterler, tabi evlenmek için de evlenilmez herkesle ama yavaş yavaş düşünmeye başla sen diye. bu konuya ayrı bir yazı ile değineceğim uzatmayayım.
metroyla otogara gittim ve edirneme gittim. kapıdan girince annemi öpeyazdım, hani öpmeyecektin dedi, aaa unuttum dedim. hakkaten de unuttum. kemoterapi sebebiyle öpüşmüyoruz artık tabi. bu arada annemin bugüne kadar kasık ve bacak ağrısı oldu sadece yan etki olarak. halsizlik hep vardı zaten. kadıncaaaz mutfaktan salona gelirken nefes nefese kalıyor.
cumartesi günü çok enerjim düştü nedense. sözde anneme moral vermeye gidiyorum ama kadının sırf beni görünce bile morali bozulabilir yani. öyle bir uyuşuk, moralsiz bir uyuz uyuzdum yani. havadan ve sıcaklardan da olabilir, yorgunluk da tabi. bir akşam yok ki eve erken gideyim de kıçımın üstüne oturayım. sosyal zorunluluklar yalnız sürtmek değil sebebi söyliyeyim.
neyse akşamüzeri yengem ve sude'yi arastaya götürdüm. dönüş biletlerini aldık, eşlerine dostaarına hediye aldık ve tez vakit oyalanmadan eve döndük. Selda, sizin dükkana da uğrayıp meyveli sabun aldık (bkz. Edirne Arasta Çarşısı Rok Kundura yanı). Oğuz ne kadar büyümüş öyle. Çok da efendi maşallah :)
cumartesi günü, yani 1 Ağustos babaannemin ölüm yıldönümü. 2 yıl olmuş babaannem vefat edeli. 2 yıl önce 1 Ağustos'ta Bodrum'daydım haberi geldiğinde. Adamik'e gidip içmiştim. Üzüntümü sapıtarak ifade etmiştim. Sonra bayramda babaannemi arayayım deyip babaannemin öldüğünü farkettiğimde ağlamıştım ilk.
Neyse helva kavuralım dedik, ben de dedim ki bana öğretin ben kavurayım ben de bir şey öğrenmiş olurum. Tarifini öğrendim ama kol kuvvetim yetmedi maalsef. Vazgeçtim kol kaslarım gelişene kadar.
Neyse efenim Sude ile beni apartmana helva dağıtmaya gönderdiler. Hale bak 30 yaşına gel sen kalk helva dağıt neyse yapçak bir şey yok. Annemin hali olmadığı için bir de Yasin okudum üzerine. Beni tanıyanlar herhalde şaşkınlıkla okuyorlardır bu satırları. Zaman, hayat, insana neler getiriyor bilinmez. Ama bunları okuyarak ölen insanın ızdırabı hafifletilirmiş. Aslınd aönemli bir şey geride kalanların sizin için dua okuması. Babaannem için bir şeyler yaptığım için mutlu oldum ben.
Kızlar keçi patisi tarifini tekrar aldım annemden. En kısa vakit bize gelinde kahvaltıda yapalım. Size de tarifi o zaman veririm.
Not: Olay örgüsünün rahatlığı için Elif (eski ev arkadaşım), Serhat (kocası), Gülay Teyze (Serhat'ın annesi), Melahat Teyze (Gülay Teyze'nin anneannesi ve Serhat anneannesi bittabiki), Metin Amca (Serhat'ın babası), Ferdoş (Elif'in annesi Ferda Teyze).
Bizim evde de en küçük amcamın karısı olan yengem ve kızları Sude vardı. Onlar da bugün Demre'ye, evlerine geri dönüyorlar.

Hiç yorum yok: